HİCR SURESİ 2

Her Milletin Bir Süresi Vardır. 2

Bazı Kelimeler: 2

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 2

Açıklama: 2

Allah'ın Kudretinin Görünümleri Ve Nimetinin İzleri 4

Bazı Kelimeler: 4

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 4

Açıklama: 4

Adem (A.S.)'In Yaratılışı Kıssası, Cinler Ve Meleklerle İlgisi 6

Bazı Kelimeler: 6

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 6

Açıklama: 7

Takva   Sahiplerinin   Kıyamet   Günündeki   Durumu. 8

Bazı Kelimeler: 9

Açıklama: 9

İbrahim'in Misafirlerinin Lût Kavmi İle Kıssası 9

Bazı Kelimeler: 10

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 10

Açıklama: 10

Eyke Halkı, Hicr Halkı 11

Bazı Kelimeler: 11

Açıklama: 12

Yüce Allah'ın Peygamber Efendimize Direktifleri 12

Bazı Kelimeler: 12

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 13

Açıklama: 13


HİCR SURESİ

 

Mekkidir. Bu surenin Mekke'de nazil olduğuna dair bir icma' mevcud olduğunu Kurtubî aktarmaktadır. Doksan dokuz ayettir. İçinde Ashab'ül-Hİcr kıssası anlatıldığından dolayı "Hicr Suresi" adım almıştır. Diğer mekkİ su­reler gibi olup; inançları, düşünceleri konusunda müşriklerle münakaşa et­me noktası etrafında dönmektedir. Buna bağlı olarak ölüm sonrası dirilişi İspatlamakta, Allah'ın kudret görüntülerini açıklamakta, insanın İlk yaratılışını, cinlerle meleklerle olan ilgisini hatırlatmakta, sonra da bazı peygamberlerin kıssalarını anlatmaktadır. Sure, Resulullah (s.a.v.) ile yapılan bir konuşmay­la sona ermektedir. [1]

 

Her Milletin Bir Süresi Vardır

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1- Elif. Lâm, . Bunlar Kitab'm ve apaçık olan Kur'an'm ayetleridir.

2- İnkâr edenler, keşke miislüman olsaydık temennisinde bulunacak­lardır.

3- Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümid onları avundursun; ilerde öğrenecekler.

4- Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.

5- Hiçbir ümmet kendi süresini öne de alamaz, geciktiremez de.

6-7- Onlar: "Ey kendisine Kitab indirilen kimse! Sen mutlaka delisin.

Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.

8- Biz melekleri ancak gerekince indiririz, o takdirde de ceza görecek­ler asla geri bırakılmazlar.

9- Doğrusu Kitab'ı Biz İndirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.

10- Ey Muhammedi And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere pey­gamber göndermiştik.

11- Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.

12-13- Aynı şekilde biz de Kitab'ı, suçluların kalblerine sokarız, nmn onu yine de inan muzlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydan­dadır.

14-15- Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar. "Gözlerimiz döndü biz herhalde büyülendik" derler. [2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Bazı kurralar bunu "Rübbema" şeklinde okumuşlardır. Her iki şekilde de okunabilir. Hicazhlar şeddesiz, yani "Rübema" şeklinde; Te-nıîn ve Rcbîa'lılarsa şeddeli, yani "Rübbema" şeklinde okurlar. Aslında bu kelime az şeyler ve bazı zamanlar anlamında kullanılır. Çok şeyler ve çoğu zamanlar anlamında da kullanılabilmektedir. Kur'an-ı Kerim, Peygamber (s.a.v.) efendimize nazil olmuştur. O da kendilerine kolaylaştırmak ve ezber­lemelerini kolaylaştırmak İçinKur'an'ı arap lehçeleriyle okumuştur.

Bırak onları. Emel ve arzulan onları meşgul etti. Hİlekâr istekler onları aldattı....sene, ...sanaekİ gibi teşvik için kul­lanılır. Tehir edilmişler, ertelenmişler.

"Şiat" kelimesinin çoğulu olup, "bir görüş etrafında toplanan grub demektir. Onu gir­diririz.Çıkmak ve yükselmek, Görmekten alıkondu. Şaş­kınlıktan görmez oldu. Sağlıklı düşünemez oldu. [3]

 

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu ayetle, Hicr sûresi başlamış oluyor. Bu, Mekkî bir sûre olup huruf-u mukattaa İle başlamış oluyor. Bu harflerle başlayan diğer sureler gibi hem Kur'anKerİm'den sözediliyor, hem bazı kıssaları anlatıyor, hem de kâfir ve müşriklerle tartışılıyor. İşte bu noktaya dikkat edilince bu sure İle İbrahim

Suresi arasındaki ilişki açıkça görülür. [4]

 

 

Açıklama:

 

Bu surenin ayetleri, her şeyde eksiksiz olan kitabın, beyanda mükemmel olan açıklayıcı Kur'an'ın ayetleridir. Görüldüğü gibi bu surenin ilk ayetinde Kitap ve Kur'an kelimeleri birbirlerine atfedilerek Kur'anKerİm'in İki ismi bir araya getirilmiştir. Çünkü doğrudan kastedilenler, bunlardır. Kur'an laf­zının ayette nekre, belirsiz olarak kullanılmış olması, Kur'an'm şanını yücelt­mek içindir. Bunda tuhaf karşılanacak bir durum yoktur. Çünkü Kur'an, nok­sanlıklardan münezzeh yüce Allah'tan sadır olan hak bir sözdür ve gerçek bir kelâmdır. Bu nedenledir ki kâfirlerin, Rablerinin kendilerine söz vermiş olduğu azap sözünün gerçek olduğunu kıyamette gördüklerinde, "Keşke müs-lüman olsaydık" dediklerini göreceksiniz.

Evet, müslümanlar nimet cennetlerindeyken kâfirler, üzerlerine azabın dökülmekte olduğunu gördüklerinde çoğunlukla, "Keşke müslüman olsaydık" diyeceklerdir. Her yerde değil de —azabla meşgul oldukları için— bazı yer­lerde müslüman olmayı arzulayacaklannı söyleyenlerde olmuştur.

Ayet-İ kerimede geçen (Rübema} kelimesi hem çokluk, hem de azlık İçin kullanılır.

Sana gelince Ey Muhammed, onları bırak, durumları seni tasalandır­masın. Onlar, emirlere asla uymazlar. Bırak hayvanlar gibi yesinler, Geçici ve yok olmaya mahkum dünya metaından yararlansınlar. Arzuları onları oya­lasın. Emelleri onları aldatsın. Allah'a, sağlam ve temiz kalb getiren kimse müstesna olmak üzere hiç kimseye, mal ve oğulların fayda vermeyeceği kıya­met gününde, yaptıkları işlerin sonucunu göreceklerdir.

Kur'an-ı Kerim'in peygamber lisanı ile onlara: "Bırak onları yesinler, eğlensinler" demesi, onlar İçin tehdid've kınamanın son noktasıdır. Bu ifa­de, onların kaîblerindeki şeyleri gayet açık ve parlak bir şekilde tasvir ediyor.

Şair Hutay’e’nin:

"Bırak şu erdemi ve güzel ahlakı Onları elde etmek için dolaşma. Otur oturduğun yerde, rahatına bak! Giyen de sensin yiyen de"

bu hicvine hedef olan Zibrikan bin Bedr'in duyduğu acının miktarım ve Pey­gamber efendimizin şairi Hassan bin Sabit'in, başka bir şair tarafından şid­detle kınandığım itiraf ederken duyduğu elemin miktarım idrak eden kimse; Kur'an-ı Kerim'in kâfirleri yermesindeki ölçüyü ve onların bu yermeyi hak-ettiklerini anlar.

Cenab-ı Allah'ın, ümmetlere uyguladığı değişmez bir yasası vardır. Bili­nen bir yazısı ve belli bir süresi olmadan hiçbir kasabayı yok etmez. Yok edi­lecek kasabalılar, belli ecelleri ve süreleri gelip çattığında helakleri ertelen­meyeceği gibi, süreleri dolmadan da yok edilmezler. "O'nun katında herşey bir ölçü iledir”[5]. "Her sürenin (yazıldığı) bir kitabı vardır"[6].

Kâfirler, doğruluktan kaçarak İki şey söylemişler, bu iki sözlerinde de açıkça İftirada bulunmuşlardır. Kur'an-ı Kerim, onların bu iki sözünü de red­detmiştir.

Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilmiş olan, muhakkak ki sen ön­lenmişsin". Peygamber (S.A.V.)'e bu ifadelerle hitapta bulunmalarında alay vardır. Onların bu sözlerinin anlamı şudur: "Allah'ın sana Kur'an'ı indirdi­ğini iddia ederken sen, delirmiş kimseler gibi konuşuyorsun". Bu, onların ilk ithamlarıydı.

İkinci sözleri de şudur: "Eğer doğrulandansan bize melekleri getİrsene!". Yani senin doğruluğuna tanıklık edecek ve söylediklerini destekleyecek me­lekleri getirseneî

"Ona, kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi?"[7]

Bazıları, ayetin şu manaya geldiğini söylemişlerdir: Eğer sen davanda doğru ve dürüst bir kimse isen, senin davam yalanladığımız için bizi azaplandi-racak olan melekleri getirsene! "Allah'ım, eğer bu, senin yanından gelmiş bir gerçekse, başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bîr azap ver"[8]. Cenab-ı Allah onların bu isteklerini reddetti ve mana olarak şöyle buyurdu: Biz, me­lekleri kendi katımızdan ancak hak ile, yine kendi bildiğimiz hikmet ve mas­lahat ile indiriz. Melekleri, Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğinin-gerçek­liğine şehadet ederken ayan beyan görmenizin bir yararı yoktur.

Ayet-i Kerime şu anlama da gelebilir: Biz o kâfirlere azabı ancak hak İle ve belirlenmiş vakitte indiriz. O vakitte melekleri indirirsek artık azablan bîr anlık bile ertelenmez.

Bu, onların ikinci sözlerinin reddi idi. İlk sözlerİyse şu cümlelerle redde­dilmiştir. Zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz. Noksanlıklardan arınmış yüce Al­lah onlara tekîdle bildiriyor ki, Kur'an'ı indiren kesinlikle kendisidir. Cebra­il'i, Muhammed (s.a.v.)'e indiren de kendisidir. Kur'an'ın önünde, ardında gözcüler ve koruyucular vardır. Bunlar Kur'an'ı Cebrail tarafından Peygam­ber (s.a.v.)'e tam, eksiksiz, ilavesiz ve korunmuş olarak tebliğ edilinceye ka­dar korurlar. Evet, "O zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz; ve önün koruyusucu da elbette biziz".

Kur'an'ın özelliğidir bu... Onu korumayı gökler ve yer durduğu müd-dclçe sadece Cenab-ı Allah tekeffül etmiştir. Bu nedenle hiçbir zaman ve hiçbir mekanda Kur'an'da herhangi bir değişiklik, tahrifat, fazlalık veya eksik­lik görülmemiştir. Kur'an'dan Önceki kitaplarsa böyle değildir. Cenab-ı Al­lah onları korumayı din adamlarına ve hahamlara bırakmıştı, onlarda arai-rındaki çekememezlik ve düşmanlık duygusundan ötürü anlaşmazlığa düşüp birbirlerinden ayrılmış; Allah'ın ayetlerini az bir paha ve değersiz bir meta' karşılığında satmışlardı, önceki kitapların herbir baskısı yapıldığında, tahri­fat ve değişiklikler apaçık bir biçimde görülüyodu.

"Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik. Onda yol gösterme ve nur vardır. İs­lam olmuş peygamberler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini tan­rıya vermiş zahidler ve alimler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendiril­diklerinden (Onunla hüküm verirlerdi) ve onu gözleyip kollarlardı"[9].

Sana gelince Ey Muhammed! Sen türedi bir peygamber değilsin. Öteden beri insanlar hep böyledirler. Şu kâfirler güruhundan dolayı hüzünlenme. Sen­den önce de geçmiş toplum ve topluluklara müjdeci ve korkutucu Peygam­berler gönderdik. Senden önce onlara hiçbir peygamber gelmedi ki, onun­la alay etmesinler, ona öfkelenmesinler ve onu inkâr etmesinler. Cenab-ı Allah'ın, yaratıklarına uyguladığı yasası budur.

Geçmiş ümmetlerin kalblerine girdirilen bu küfür ve tekzibi, sana muasır olan günahkârların da kalblerine sokacağız.

Bazıları ayetin şu manaya da gelebileceğini söylemişlerdir. Yalanlanmış ve kendisiyle alay edilmiş olarak Kur'an'ı günahkârların kalblerine işte böy­lece girdirir. Fakat ne kadar uğraşıp çabalasan da onlar inanmazlar, üzerleri­ne gökten bir kapı açsak ta, oradan göğün yüksek tabakalarına çıksalar ve oralarda Rabbinin büyük ayetlerini, mucizelerini görseler, bütün bu söyledik­lerimiz gün ortasında ve güneşin aydınlığı altında olsa bile yine de onlar, "Her­halde gözlerimiz döndürüldü, görmekten alıkondu, biz şüphe ve şaşkınlık içindeyiz" derler.

Onlar bu ifadeleriyle sadece gözlerinin sarhoş kılındığını dile getirmiş olmaktadırlar. Akıl ve vicdana gelince onlar, bu ikisinin de aynı sona uğradı­ğına inanmaktadırlar. "Biz büyülenmiş bir topluluğuz" "Gözlerimiz döndürüldü" dedikten sonra, "Biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyorlar. Buna göre ayetin manası şöyle oluyor: Bu müşrikler İnadlarını o kadar İleriye gö­türdüler ki, kendilerine göğün kapılarından bir kapı açılsa önlerine bir merdi­ven konulsa ve bu merdivene basıp göğün yüksek tabakalarına çıksalar, ora­larda ilahi ayetleri, mucizeleri ayan-beyan görseler, yine de "Bu, aslı olma­yan hayali şeylerdir" derler. Hatta "Muhammed bizi büyüledi" derler. Ağız­larından çıkan bu söz ne büyük bir sözdür. Bu asılsız davalarında onlar ya­lan söylemişlerdir. [10]

 

Allah'ın Kudretinin Görünümleri Ve Nimetinin İzleri

 

16- And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.

17- Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.

18- Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.

19- Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçü­ye göre bitirdik.

20- Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler mey­dana getirdik.

21- Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu an­cak belli bir Ölçüye göre indiririz.

22- Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su İndirdik de si­zi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.

23- Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalı­rız.

24- And olsun ki, sîzden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri ka­lanları da biliriz.

25- Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hâkim'dir. Herşeyi-bilendir. [11]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

"Burç" kelimesinin çoğulu olup, köşk ve konak anlamına ge­lir. Lügatte ise büruc kelimesi, ortaya çıkmak anlamına gelir. Kadın, süsünü ve zinetini gösterdiğinde, kendisine "Teberrecet'il-Mer'etü" denir. Ayet-i ke­rimede bürûc kelimesiyle güneş ay ve diğer gezegenlerin uğradıkları burç­lar kastedilmiştir.Taşlanmış.

Görünmekten sakına­rak, gizlice dinler.Yıldızlar. Veya gökte gördüğümüz alevle­nen ateş. Onu kovalayıp yakalar.Serip yaydık. Dağlar, Doğru bilgi ve hikmet terazisi ile tartılan, ölçülü şey.

"Hizane" kelimesinin çoğulu olup depo manasına gelir. Toprak ve bulut taşıyan. Ağaçları aşılayan! [12]

 

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Önceki ayetlerde kâfirlerin özellikleri, durumları anlatıldı. Allah'tan başka tanrıların acizlikleri anlaşıldıktan ve gerçekler ortaya çıktıktan sonra kâfirler­in temennileri ve söyledikleri sözler aktarıldı.Bu ayetlerdeyse, Allah'ın hayret verici kudreti, eşsiz ve muhkem yaratışı, sayılamayacak derecede çok olan ni­metleri anlatılmıştır ki, bütün bunlar O'nun birliğine işaret etsinler. Sadece O'nun gerçek mabûd olduğunu kanıtlasınlar. [13]

 

 

Açıklama:

 

Ând olsun biz, gökte burçlar yaptık. Orada ay, güneş ve yıldızlar için burçlar yarattık. Onu, bakıp düşünen ve araştırıp ibret alanlar için süsledik. Bunda, düşünen bir kavim için ayetler vardır. "Yücedir O (Allah) ki, gökte burçlar yaptı ve orada bîr kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti"[14]

îbn Abbas (R.A.)'ın bu konuda şöyle dediği rivayet edilir:

"Şeytanlar göklerden men olunmazlardı. Göklere girer, oranın sakinle­rinden haberleri dinlerlerdi. Göğün haberlerini (bazı yalanlar) ekleyerek ka­hinlere aktarır, onlar da bu haberleri (ve yalanları) dünyalılara aktarırlardı. Bir söz doğru, dokuz söz yalan. İnsanlar, kahinlerin doğru bir şey söyledik­lerini duyduklarında, onların getirdikler bütün haberleri doğrularlardı. Hz. İsa (A.S.) doğduğunda şeytanlar, göğün üç katma girmekten sakındırıldılar. Muhammed (s.a.v.) doğduğunda, bütün katlarından sakındırıldılar. Onlar­dan, haber çalmak isteyen hiçbiri yoktur ki, ateş şu'lesi ile kovulmasın".

"Biz yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik. Ve (göğü) itaat dışına çıkan her türlü şeytandan korumak için (yıldızlarla donattık.) Onlar (O şey­tanlar), mele-i âlâyı (yüce toplululuğu, yani melekler topluluğunu dinleye­mezler; her bir taraftan atılırlar. Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azap var­dır. Yalnız (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delici bir alev takıb eder"[15]

"Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve alevlerle doldurmuş bul­duk. Ve biz onun dinlenmeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur (gayb haberlerini dinlemeğe çahşır)dik. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir alev parçası bulur"[16]

Bütün bunlar, "Ve onu, her recîm (taşlanmış) şeytandan koruduk. An­cak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş Şu'lesİ kovalar"[17] ayet-i kerimesinin manasını açıklamaktadır. Yani biz gökleri şeytandan koruduk. Göklere çıkamazlar. Ancak haber kapmak isteyen olursa, gökleri onla­ra karsı koruduk. Onları gözetleyen alev parçalan hazırladık. Attığımız bu alev parçaları onlara isabet eder.

Bazıları, ayet-i kerimenin şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Biz, onu (göğü) her kovulmuş şeytandan koruduk. Ama haber kapmak isteyen olursa, onun için de gözetleyici alev parçası hazırladık. Onlar, vahiy dışında haber­ler kaparlar. Vahye gelince onu hiçbir zaman kapamazlar. Zira Cenab-i Al­lah buyurmuş ki: "Bizim helak ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları vardı. (Onlar) ihtar (ederler, gidişlerinin nereye varacağını hatırlatırlardı). Bİz zul­metmiş değiliz, O (Kur'an)ı şeytanlar (cinler) indirmedi. Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da. Çünkü onlar,-(m elekler in sözlerini) işitmekten uzak­laştırılmışlardır"[18]

Şeytanların (ve cinlerin) gökten kapıp dinledikleri şeyler vahiy değildir.

Denilmiş ki: Şeytanfar bu haberleri kendi yardımcıları aracılığıyla kâ­hinlere çabucak aktarırlar. Sonra da peşlerinden gelen alev parçalan onları öldürür, ya da onlara kötü bir darbe vurur. Bu, akıl dışı bir yorumdur. Doğ­rusu şu ki; kaptıkları haberleri kâhinlere ulaştırmadan Önce, alev parçaları onları yakalayıp öldürür, böylece de göğün haberleri yere ulaşmamış olur. Gök­teki haberler ancak vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığıyla yere ulaşır.

Bu nedenledir ki, Peygamber (Ş.A.V.) efendimizin dünyaya gönderilme­siyle kâhinlik müessesesi ortadan kalkmıştır. "Artık şimdi kim dinlemek is­tese, kendisini gözetleyen bir alev parçası bulur?' Benim taraftar olduğum görüş te budur.

Bu anlattıklarımız, göğe ve gökteki alemlere kısa bir bakıştan ibaretti. Bun­dan sonraKur'an-ı Kerim, insanları sırtında taşımakta olan yeryüzünü ele alı­yor ve şöyle diyor: Yeri serip yaydık. Onu yerleşmeye ve üzerinde yaşamaya uygun bir zemin haline getirdik. Oraya sağlam ve yüksek dağlar attık ki, sar­sılıp sizi kaydırmasın. Yer küre, hem kendi ekseni üzerinde, hem de güneşin etrafında dönmektedir. Ayet-i kerimede, dünyanın küre şeklinde olmadığını gösteren bir delil yoktur. Bilakis dünya, Allah'ın kudretinin eksİksizIİğine ve yüceliğinin tamamlığma işaret eden en kuvvetli bir delildir. Çünkü hepimiz, yusyuvarlak durulmuş olmasına rağmen yerin döşek gibi serili olduğunu; ha­reket halinde olmasına rağmen durgun gibi göründüğünü görmekteyiz. Ey Allah'ım, sen ne yücesin! Yeryüzünün küre biçiminde olduğu şüphe götür­mez bir biçimde sabit olmuş; bununla beraber kuzey kutbunda bir kimse ile güney kutbundaki bir kimseyi düşünün.

Bunların ikisi de bulundukları yerin sergi gibi yayılı vaziyette olduğunu görürler. Üzerinde durdukları toprak parçası kendilerini taşımakta, üzerle­rindeki gök onları gölgclcndirmckte, çevrelerindeki su, sabit ve sakin halde durmaktadır. Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, güç ve hikmet sahibi­dir! "Yeri biz döşedik. (Biz) ne güzel döşeyiçiyiz![19]. Yeryüzüne sağlam dağ­lar attık. Orada hikmet ve takdir terazisiyle Ölçülü fıer çeşit bitkiyi bitirdik. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünde ölçülü ve yararlı olmayan hiç bir bitki yoktur. Aksine hcrşcy, bir hikmet ve maslahat içindir. Bu hikmetler çoğumu­za görünmeyebilirler. Modern tıp her gün bitkiler ve otlarla ilgili bir sırrı açık­lıyor. Cenab-ı Allah bu dünyada bizim için geçimlikler ve nzık yaratmıştır. (Beslediğinizi zannettiğiniz halde aslında) rızkını vermediğiniz hayvanları, hiz­metçileri, çocukları da sizin için yarattı. "Şüphesiz nzık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır"[20]

Bu kâinatta hiçbir şey yoktur ki onu icâd etmeye ve insanları onunla ni-metlendirmeye muktedir olmayalım. Verdiğimiz nimetleri de hikmete ve kap­samlı ilmimize göre veririz. Ayet-i kerimede hazinelerden söz edilmiş olması, hakikat kabilinden değil de temsil kabİlindendir. Yine de doğruyu en iyi bi­len Allah'tır. Rüzgarları da aşılayıcı, yani taşıyıcı olarak görevlendirdik. Evet, rüzgarlar bulutları ve gemileri taşır, toprağı savurur ve taşır, hatta dağlan bi­le yerlerinden oynatır, bitkileri ve ağaçlan aşılar. Ağaçları aşılamak, modern ilmin ortaya koyduğu bir konudur. İlim bize şunu keşfetti ki; her çiçekte veya her bitkide aşılanmaya-muhtaç erkek ve dişi organlar vardır. Bu aşılamayı rüzgar ve bazı hayvanlar üstlenir. Gökten rüzgarlar aracılığıyla sizin için su­lar İndirdik. O suları İçersiniz. Bu su ile sizleri suladık. Yoksa siz suyu depo edemezdiniz. Mesela taşma zamanında Nil'in sularım durdurabilir miyiz? Veya yağmur sularım durdurabilir misiniz?

Bundan sonra Kur'an-ı Kerim kalblerimizde engin ve derin bir etkisi bu­lunan ölüm ve hayat hikayesine değinmektedir. Herşeye muktedir olan yüce mevlâ, tek başına bütün yaratıkları dirilten ve öldürendir. "O'nun (Allah'ın) yüzü (zatı)ndan başka herşey helak olacaktır'[21]. And olsun, hayatta ve ölümde sizden Önce geçenleri de bildik. Yine and olsun, hayatta, ölümde ve amelde sizden sonra gelenleri de bildik. Rabbin katında herşey bir kitapta (levh-i mahfuzda) kayıtlıdır. Bu kitap, küçük-büyük hiçbir şeyi bırakmamış, tümünü kayda geçirmiştir. Şüphesiz senin Rabbin, insanları huzurunda top­layacak, onları hesaba çekecektir. Herşeyi hikmetle yapandır. Herşeyi bilen­dir. Noksanlıklardan münezzeh ve yücedir... [22]

 

Adem (A.S.)'In Yaratılışı Kıssası, Cinler Ve Meleklerle İlgisi

 

26- And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.

27- Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.

28-29- Rabbin meleklere: "Ben balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

30-31- Bunun üzerine, iblis'in dışında bütün melekler hemen secde et­tiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi..

32- Allah: "Ey îblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.

33- O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.

34-35- "Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

36- "Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.

37- 38- Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" de­di.

39-40- "Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fena­lıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hep­sini saptıracağım" dedi.

41-42- Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; "Kullarımın üzerinde senin bir nüfûfzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunu dışındadır".

43- "Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir".

44- O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri, ayrılmış bir kısım vardır. [23]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

Üzerine birşeyle vurulduğunda ses çıkaran kuru çamur. Kara çamurdan. Değişken.Kurtubi,bu kelimenin tefsirini yaparken şöyle denÖnceleri cüzleri birbirinden ayrı topraktı. Sonra ıslanıp çamura dünmüştü. Kokuşuncaya kadar öylece bırakıldı ve kokusu değişik bir balçık haline gel­di. Sonra kurudu ve salsala (kuru, pişmemiş çamura) dünüştü. Ayet-i.keri­medeki lıamc' kelimesi, salsaiın cinsini tefsir etmektedir. İblis'in adı­dır. Gözlere görünmediği için bu adı almıştır.Dumansız ateş. Se-mumun, öldürücü olan sıcak rüzgar olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü bu rüzgar, insanın derisindeki gözeneklere etki ve nüfuz eder, onları öldürür. ,Bana süre tanı. Beni azdırdığın için. Gühahları onlara güzel göstereceğim.Allah'ın, kendilerini kurtarıp İhlash kıl­dığı kimseler. Bu kelimeyi "muhlisin" şeklinde okuyanlarda olmuştur.

Muh­lisin: Amellerini ihlâsla yaparak fesad ve gösterişten arınmış bir şekilde Al­lah'a ibadet edenler. [24]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu ayette de Allah'ın kudret1 ve azametinin görüntüleri sergilenmekte­dir. Allah'ın, Adem (A.S.)'e ve soyuna ihsanı ve ikramı açıklanmaktadır. Zi­ra meleklere, Adem (A.S.)'e secde etmelerini emretmiş; Allah'a muhalefetin so­nucu açıklanmış,, şeytandan ve onun vesvesesinden sakmdırılmiştır. [25]

 

 

Açıklama:

 

İlk insan, yani İnsanlığın babası olan Adem (A.S.), aslı. pis ve değişik kokulu kara balçık olan kuru bir çamurdan yaratılmıştır. İçimizden insanlar, Allah'ın kelâmının sırlan ve incelikleri Önünde hayret ve şaşkınlık içinde dur­maktadırlar. Cenab-i Allah ne doğru buyurmuş: "De ki: "And olsun, eğer insan(lar) ve cİn(ler) şu Kur'an'm bir benzerini getirmek üzere toplansaîar, , yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka ol(up yardım et)seler de (bunu yapamazlar)'[26]

Evet Çenab-ı Allah, bizleri, üzerine bir şeyle vurulduğunda ses çıkaran kuru bir çamurdan yarattı. Bunun da aslı, pis kokulu, değişken, kara bir ça­murdur.

Bu sözde, içimizdeki huylara, ahlâk ve karektere işaret vardır. Bir hadİs-i şerifte buyurulmuştur: "Onur ve üstünlük sahibi Cenab-ı Allah, adem (A.S.)'İ, yeryüzünün tamamından almış olduğu bir avuç (toprak) tan yarattı. Ademoğulları da topraklarına göre (dünyaya) geldiler. Kimi kızıl, kimi siyah, ki­mi de kızıl ve siyah (renkleri) arasında, kimi yumuşak, kimi sert, kimi hoş ve temiz, kimi de murdar olarak (dünyaya) geldi".

Kardeşlerim! Pis kokulu kara bir çamurdan yaratıldığımızı öğrendiğimize göre, günahlar çukuruna düşmemizin ve insanların çoğunun rezaletlerin kucağına atılmalarının sırrını da anlarız. Araştıracak olursak bedenimizin, bu­runları düşürecek ve İnsanlara yollarını değiştirttirecek kadar çok kötü bîr kokusu olduğunu görürüz. Ey okuyucu kardeşim, belki de "oluşumumuzun mayası bu çamurdaki karalık nedir? diye bir soru sorabilirsin. Aslında bu karalık, nefsin karanlıklığına, bulanıklığına ve açık olmayan eğri yola sapmasına bir işarettir.

"Allah, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır"[27] Onların, semavi kitaplar sebebiyle aydınlığa kavuşturur

Salsalın ne anlama geldiğini bilir inisiniz? O, ateşte pişirilmeyen kuru çamurdan yapılmış bir kabdir. Ona bir şeyle vurduğunuzda ses verir. Böyle bir kap sağlam ve dayanıklı olur mu? Bu; içi boş, zayıf ve dayanıksız bir kap değil midir? işte insan da dünyanın aldatıcı metaı ve dürtülerin ayaklanması karşısında böylesine zayıf ve dayanıksızdır.

Cinne gelince, Cenab-ı Allah onu, vücudunun gözeneklerine nüfuz eden çok sıcak bir ateşten yaratmıştır. Cinler de Allah'ın yaratıklarıdırlar. İyileri olduğu gibi kötüleri de vardır. "Biz, bizden iyiler de var ve bizden bunun dı­şında olan (kötüler)de var. Biz çeşitli yollara ayrıldık "[28]

Onlar da bizim gibi mükelleftirler. Çoğalırlar. Onlar bizi görürler, ama biz onları göremeyiz. "Doğrusu o (şeytan) ve kabilesi, sizin onları göremeye­ceğiniz yerden sizi görürler"[29]. Onların bir kısmına da ezelde güzellik geç­miş ve mutluluk takdir edilmiştir. Bunlar, Rablerine iman etmişlerdir. Kimi de bedbahtlık ve şekavete yenik düşmüş, İblis ve dostları olan diğer şeytanlar gibi asi ve günahkârlardan olmuşlardır.

Cenab-ı Allah, cinlerin, vücudun gözeneklerine nüfuz eden çok sıcak bir ateşten yaratılmış olduklarını bildirmiştir. Bu ateşin nasıl olduğunu ancak Allah bilir. Ama bunda cinlerin bazı özelliklerine İşaret edilmektedir. Ateş, yukarı­lara doğru yükselir. Çoğunlukla eziyet verir. Onda sürat, acele ve kuvvetli öfke anlamı vardır. İblisin de, Adem (A.S.)'e secde etmekle emrolunduğunu gör­düğümüz zaman büyüklenip isyan ettiğini ve öfkelendiğini görüyoruz.

"Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, de­ğişken balçıktan bir insan yaratacağım! Onu düzenle(yip insan şekline koy-du)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın". Bu ayetten anlaşıldığına göre insan, aslı kara ve pis kokulu bir çamur olan madde ile ruhtan oluşmuştur. Ruh ta Allah'ın ruhundandır. "Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir"[30]

Evet, ruh, Rabbin sırlarından biridir. Onun aslını ve mahiyetini ancak Allah bilir. Ama o, insandaki bir kuvvettir. İnsanın gidişatında ve hayattaki yönelimlerinde etkin rolü vardır. İyilik hidayet, tavka ve kurtuluşun kaynağı­dır. Doğruluk, iman, başkalarını kendi nefsine tercih etme, yardımlaşma, da­yanışma ve Allah için kardeşlik gibi güzel sıfatların kaynağıdır. Mü'min ru­hu; hak, hayır, hidayet ve nur gibi erdemlerin pınarıdır. Öz ifadeyle, Kur'an-ınöngördüğü hayatın ta kendisidir. "Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu?"[31]

Madde ve ruhtan oluşan bu insanı, Cenab-ı Allah kendine dünyada ha­life kılmak istemiştir, zira yeryüzünü şenlendirip İmar edecek olan, insandır. Çünkü o topraktan yaratılmış, tekrar toprağa dönmüştür. İnsanda hem iyi­lik dürtüleri, hem kötülük dürtüleri vardır. Hayatın devamı, dünyanın bayın­dırlığı bu iki şey üzerinde yürür. "Adem'e isimlerin tümünü öğretti"[32] Cenab-ı Allah'ın halis nurdan yarattığı kimsedeyse kötülük istidadı yoktur. CenabAliah, yaratıklarının durumunu başkalarından çok daha iyi bilir. Bu sebeple meleklerin, Adem'in yaratılmasına ilişkin itirazını yüce Allah şu sö­züyle reddetmiştir: "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim"[33]

Yüce Allah, meleklere çamurdan ve ruhtan yaratılmış olan bu insana secde etmelerini, emir buyurdu. İbadet ve kutsama için değil de saygı ve ikram için secde etmelerini emir buyurdu. Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, dile­diği kulunu dilediği kuluna üstün kılar. Çünkü bütün yetki O'nun elindedir.

İblis dışında bütün melekler Adem'e secde ettiler. Ancak İblis, secde eden­lerden olmak istemedi. Ey İblis, seni secde etmekten alıkoyan neydi? Oysa ki Rabbin ve yaratıcın, sana secde etmeni emretti. İblis'i; büyüklenmesi, üs­tünlük taslaması, çabuk öfkelenip infiale kapılması onu secde etmekten alı­koydu. O ateşten yaratılmamış mıydı? Ateşte üstünlük ve yücelik taslama, sürat ve infial özellikleri yok mudur?! Allah buyurdu: Ey îblis! Secde eden­lerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?

Hayra muvaffak olmayan, aldatılmış ve mağrur-İblis dedi ki: Pişmemiş çamurdan ve değişken balçıktan yarattığın bir İnsana secde edecek değilim.

Kendisinden daha hayırlı ve daha iyi bir konumda olduğum bir insana secde edecek değilim! Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.

İblis'in bu cevab verişinde onun en belirgin nitelikleri olan kibir, acele­cilik ve öfkeyi apaçık bir surette görmekteyiz.

Onun bu tutumuna karşı Cenab-ı Allah şu cevabı verdi: Göklerden veya cennetten veyahut melekler arasından çık. Sen taşlanmış ve rahmetimden ko­vulmuşsun. Kıyamete kadar Allah'ın laneti senin üzerinedir. İblis dedi ki: Ey Rabbim!  İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı.

Bu dileğiyle, haşre kadar ölmemeyi istedi. Cenab-ı Allah onun bu isteği­ni şöyle yanıtladı: İnsanların tekrar diriltileeceklerİ güne kadar ertelenmiş­lerdensin ölmeyeceksin. Ama sonra mutlaka ölecek ve hesaba çekileceksin. "(Yer) üzerinde bulunan her şey yok olacaktır"[34]

İblis dedi ki: Rabbim! Beni azdırman, bana lanetle hükmetmen, beni rahmetinden kovman dolayısıyla yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim.

Ey Allah'ım, sen ne yücesin! Bu İfadelerde büyük bir sır vardır. İblis, bu cevabında yeryüzünden sözediyor. Çünkü o lanetli varlık, bize ancak yer­den taraf gelir. Oluşturulduğumuz madde olan topraktan taraf bize saldırır. Onun ruha tasallutta bulunma gücü yoktur. Çünkü ruh, Allah'ın erminden­dir. O'nun saltanatındandır. İblis, ancak mülk edinme ve dünyada baki kal­ma sevgisi gibi güdülerimizi alet ederek bize saldırır. Babamız Adem'e güna­hı şirin gösterip baştan çıkararak dememişmiydi ki: "Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mî?"[35]

Resülullah (s.a.v.) efendimiz müslümanlarm zayıflayıp güç ve onurları­nı yitirmelerinin, ecnebilerin onlara karşı birleşip çokluk meydana getirme­lerinin sebebini kısaca şöyle açıklamıştır: "Dünya sevgisi ve ölümden hoş­lanmamak".

îblis diyor ki: "Adem'e ve evladına, yeryüzünde dünya sevgisini ve ölüm­den hoşlanmamayı süsleyeceğim, güzel göstereceğim". İşte belanın temeli de budur. "Onların hepsini azdıracağım".

"Beni azdırmış olmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra (onların) önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şük-redenlerden bulmayacaksın "[36]

Şeytandan ve vesvesesinden taraf hissettiğimiz şeyler, Cenab-ı Allah'ın şu sözündeki sırrı bize anlatıyor: "Onların hepsini azdıracağım. Ancak içle­rinden kendilerine ihlâs verilen kulların hariç. (Benim azdırmam onları etki­lemez). Sana yaptıkları İbadete fesad ve gösteriş karıştırmayarak ihlâslı olan, insanlar tarafından övülmekten hoşlanmayan, sadece Allah için iş yapan kim­seleri azdiramam.

Yüce Allah buyurdu ki: İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Kendi nef­sime hükmettiğim kesin yargımdır.. Sen ey İblis! îman edip rablerine dayananlara güç yetiremezsin. Ancak halis iman sahibi olmayan, kalblerini ruh nuruyla şenlendirmeyen, Allah sırrı kendilerine sağlam bir şekilde ulaşmamış olanla­ra güç yetirebilirsin, "Benim (halis) kullanma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgmlar(ı azdırabilirsin sen}".

İnsanlar iki sınıftırlar:

1- Şehvetlerine, dürtülerine, maddîliklerine, tabiatlarına, güdülerine tes­lim olanlar. Bunlar, kendilerine musallat olan İblis'in taraftarlarıdırlar.

2- Allah'ın azabından korunan, ruhu arınmış, seçkin, nefsi üstün, Al­lah'la bağlantısı güçlü olanlar. İblis, bunlara güç yetiremez. "Ne zaman şey­tandan bir kötü düşünce seni dürtüklcrse, Allah'a sığın.”[37]

Genel hüküm budur: Ey İblis! Sana uyan ve senin peşinde yürüyenlerin

buluşma yeri cehennemdir. Cehennemin, her giren için hazır ve açık vaziyet­le yedi kapısı vardır. Günahkârlar ve isyankârları içine alacak kadar geniştir. Her kapı İçin ayrılmış belli sayıda asiler grubu vardır. [38]

 

Takva   Sahiplerinin   Kıyamet   Günündeki   Durumu

 

45- Allah 'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başla­rı ndadırlar.

46- "Oraya güven içinde, esenlikle girin," denilir.

47- Biz onların gönüîîerindeki olan kini çıkardık; artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.

48- Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da de­ğillerdir.

49-50- Ey Muhammedi Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azab olduğunu haber ver. [39]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

"Ayn" kelimesinin çoğulu olup şu aşağıdaki ayette geçen cen­net nehirleridir.

"(Şirkten, günahlardan uzak durup, Allah'ın azabından) korunanlara söz verilen cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan sudan ne-lıirlcr, tndı değişmeyen sütten nehirler, içenlere lezzet veren şuruptun nehirler ve süzme baldan nehirler vardır"[40]. 45. ayette geçen pınarların her ferde özgü pınarlar veya herkesin yararlandığı umumî pınarlar olduğu söylenmiştir.Gizli kin ve hased.Yorgunluk ve meşakkat. [41]

 

Açıklama:

 

Yukarıdaki ayet-i kerimeler, şeytanın güç yetiremeyeceği takva sahibi kim­selerden bahsetmektedir.

Allah'a karşı gelmekten sakınarak azabından korunan, emirlerine uyan, fuhşun ve pisliklerin gizlisini, açığını terkedenler, yemişleri ve gölgesi devam­lı bulunan Cennetlerde ve bahçelerde olacaklardır. Bu, Allah'a karşı gelmek­ten sakınanların sonudur. Onlar için sudan, şaraptan, sütten ve süzülmüş bat-dan pınarlar vardır. Bu pınarlar sadece onların şahıslarına mahsus, ya da her­kese açıktır. Bu konuda aralarında çekişme ve kargaşa olmaz. Çünkü Cenab-i Allah, onların saklı bulunan kin ve çekememezlik duygularını çıkarıp at­mıştır.

Onlara: "Güvenlik ve selâmet içinde Cennete girin, sİziniçin korku yoktur, artık üzülmeyeceksiniz" denilir. Dünyadaki insanın maddi tabiatından olan kin ve çekemememezliği onların kalblerinden çıkarıp'attık. Artık bunlar cen­nette birbirini seven, birbirlerine sadakat bağıyla bağlanan ve dayanışma içinde bulunan kardeşler olurlar. Allah için kardeş olmanın, Allah için sevişmenin anlamı İşte budur. Bunlar, cennette, karşılıklı koltuklar üzerinde otururlar. Yalnızca birbirlerinin yüzlerine bakarlar. Birbirlerinin arkalarına bakmazlar.

Bu sözlerle, Cennete gıybet "ve koğuculuk, çekişme ve zahmet verme gibi nahoş hallerin görülmeyeceğine işaret edilmektedir. Zira maddenin özellikle­ri, dünyada ölümle sona ermiştir. Mü'minler, Cennette zahmet, elem, yor­gunluk ve zorluklarla karşılaşmayacaklardır. Buharî ve Müslim'in sahihlerinde yer alan bir hadisi şerifte Peygamber (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuşlar­dır: "Allah tealâ bana emretti kî, Hatice'ye Cennette inciden oyulmuş bir evi müjdeleyeyim. Orada gürültü patırtı, meşakkat ve yorgunluk yoktur". MüL minler, cennetten çıkarılacak da değillerdir. Onlara şöyle denilecektir. Ey Cen­netlikler! Sıhhatte olacak, asla hastalanmayacaksınız. Yaşayacaksınız, asla öl­meyeceksiniz. Genç kalacaksınız, asla yaşlanmayacaksınız. İkamet edeceksi­niz, aşla göçüp gitmeyeceksiniz... "Orada sürekli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler"[42]

. Cennetliklerle cehennemlikler için hazırlanan şeyler böylece anlatılmış oldu. Hadis-i şerifte buyurulmuş ki: "Mü'min, Allah katındaki azabı bilsey­di,; O'nun cennetine hiç kimse tamah etmez(Cennete girmeyi ümid etmez)di. Kafir, Allah kntmdn rahmeti bilseydi, O'nun rahmetinden hiç kimse ümidini kesmezdi".

"(Ey Muhammed), kullanma haber ver: îşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim" Tevbe edip bana yönelen ve İyi işler yapanları bağışlarım. "Fa­kat benim azabım da çok acı bir azabdır". Küfreden veya isyan edip tevbe etmeyen, fesadından ve kötülüğünden vazgeçmeyen kimse için azabım şid­detlidir. [43]

 

İbrahim'in Misafirlerinin Lût Kavmi İle Kıssası

 

51- Onlara İbrahim'in konukların da anlat:

52-53- İbrahim 'in yanma girdiklerinde selam vermişlerdi. O: ' 'Doğru­su biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, bîz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

54- "Ben kocamişken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:

55- "Senigerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.

56-57- "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudu­nu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

58-60- Şöyle cevap vermişlerdi: "Bİz şüphesiz suçlu bir millete gönde­rildik. Lût'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Ka­rısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

61-62- Elçiler Lût'un ailesine gelince, Lût: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedî.

63-65- "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara. itileni yola çıkar, sen de urkıünnndan git; hiç biriniz arkııyıı bakımısın; cınro-lunduğıınuz yere yürüyün" dediler.

66- Böylece Lût'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlayıcaklarını bildirdik.

67- Şehir halkı, sevinerek geldiler.

68-69- Lût; "Bunlar benim konuklamadır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

70- "Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.

71- Lût: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.

72- Ey Muhammedi Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı,

73- Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.

74- Memleketlerini al üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık,

75- Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.

76- O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadır.

77- Bunda inananlar için ibret vardır. [44]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

İbrahim'in konuklan. Bunlar bir çocuğun doğacağını, Lût kavminin helak olacağını ona müjdeleyen meleklerdir. Korkup ürkenler. Yaşlı oldukları için, çocuklarının doğmasından umut kes­miş olanlar.Hak yolundan uzak olanlar.İşinizve durumu­nuz nedir? Onları, içinde bulundukları halden kurtaracağız. Hükmettik, Azapta kalanlar.Tanınmamışlar. Şüp­he ederler. Ona (Lût'a) vahyettik. Şunlann arka­lan kesilecek, kökleri kazılacak, hiçbirisi hayatta kalmayacaktır. Sabahlayanlar Beni mahçub etmeyin. Hayatına and olsun.

Korkunç ses, çığlık. Bu ses ve çığlıkla birlikte ülkeleri semaya yük­seltilmiş, sonra ters çevrilerek altı üstüne getirilmiştir. Çamurdan.Bakıp düşünen ve ibret alanlar.Ey Muhammed, o şe­hir, senin kavminin Şam'a giderken yollan üzerindedir. [45]

 

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu kıssada; Cenab-ı Allah'ın, asi ve günahkârlara elem verici inen azabı ve İtaatkârları kapsayan geniş rahmeti pratik olarak açıklanmaktadır. İbret alırlar umuduyla Cenab-ı Allah, Hz. Peygambere; Lût kavmine inen azabı, Allah'ın cezasının elem verici azabın ta kendisi olduğunu, Lût'a ve peşinde yürüyenlere inen rahmeti, yegane bağışlayan ve esirgeyenin Allah olduğunu müşriklere haber vermesini emretti. [46]

 

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi Onlara haber ver: Bağışlayan ve esirgeyen benim ben. Ve elem verici azap benim azabımdır. Onlara, İbrahim'in şerefli konuklarını haber ver. Hani, "selâm" diyerek İbrahim'in" yanına girmişlerdi.

İbrahim dedi ki: Biz, sizden ürküp korkmaktayız. Selâmlarına daha gü­zel bir şekilde karşılık verdikten sonra da, kızartılmış, tavlı bir danayı kendi­lerine takdim etti. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, durumlarını be­ğenmedi ve onlardan taraf içine bir korku düştü. "Ey İbrahim korkma. Biz, senin Rabbinin elçileriyiz: Sana, bilgin bir çocuk müjdeliyoruz" dediler. İb­rahim: "Yaşlılık bana dokunduktan sonra mı bunu müjdeliyorsunuz? Ne tu­haf bir müjde veriyorsunuz?" dedi. Meleklerse kendisine şu cevabı verdiler: "Ey İbrahim! Biz sana, sabit bir gerçeği müjdeliyoruz. Çünkü bu, Allah'ın şaşmaz va'didir. Umud kesenlerden olma. "Zira kâfir kavimlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez"[47]. Bunda bir tuhaflık yoktur. Anasız-babasiz bir çocuk dünyaya getirebilen Allah, ihtiyar bir ana-babadan da ço­cuk dünyaya getirebilir!.

İbrahim dedi ki: Sapıklar, yolunu şaşırmışlar, hakkı yalanlayanlar, ger­çek ve doğruluk yolundan uzak duranlardan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. Hz. İbrahim, kendisine, çocuğunun olacağını müjdelemeleri gibi fevkalade bir işi haber verdikleri için, konuklarının insan değil, melek olduk­larını anlayınca: "Ey elçiler, işiniz nedir? diye kendilerine sordu. Dediler ki: Biz, Allah'a başka varlıkları ortak koşan, sapık vd günahkâr bir topluma gön-derüdik. Bu toplum, meclislerinde kötü fiiller işliyor, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorlar! Biz, Lût kavmine gönderildik.

Azap ile yok etmek için bunlara gönderildik. Ancak Lût ailesi, Lût'a tabi olanlar ve Lût'un dindaşları bunun dışındadır. Bunların hepsini şu azaptan kurtaracağız. Yalnız Lût'un karısını bırakacağız. O, azapta kalanlardan ola­caktır. Cenab-ı Allah, onun azapta kalanlardan ve helak olanlardan olması­na hükmetti. Çünkü o da Lût kavminin fiilini işliyor ve maksatlarını gerçek­leştirmelerine yardım ediyordu.

İbrahim'in konukları olan elçi melekler Lût ailesine ve beldeleri olan Sodom şehrine geldiklerinde Lût (A.S.): "Siz, ey gelenler! Tanımadığım kimselersiniz" dedi. Denilir ki, Lût (A.S.) onların durumlarını beğenmedi. Onları tüysüz ve güzel yüzlü gençler olarak görünce, kavminin onlara kötü­lük yapmalarından korktu. Elçi melekler dediler ki: "Hayır, hayır.. Biz, kav­mine azab indirip onları yok etmek için geldik. Onlar, azabın geleceğinden şüphe ediyor, verdiğin haberlerde seni doğrulamıyorlardı. Biz, sana hak ve doğru bir emirle geldik, eksiklerden arınmış ve yüce olan Hakk'm katından gönderildik. İddia ettiğimiz bütün şeyler doğrudur.

Sonra iş, ilahî hükmü uygulama aşamasına geldi. Ona dediler ki: Kasa­banın sınırını aşıp, uzaklaşmanıza yetecek kadar, gecenin kalan son kısmın­da, mü'min olan aile bireylerini alıp götür. Herhangi biri arkada kalmasın diye peşîeri sıra yürü. Kalbini onlarla meşgul etme. Aksine, seni ve aileni azap­tan kurtardığı için, Allah'ı anan ve O'na şükreden ol. azap o kâfirlere in­mekteyken hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın ki arkadaki azabı görmesin. Görmesin ki, onlar için kalbiniz yumuşamasın. Fakat göçüp yürümekte ace­le edin, ardınızdakilere bakmayın. Emrolunduğunuz yere gidin.

Lût'a şu emri vahyettik: "Sabaha girerlerken şanların arkalan kesilecek­tir". Onlara şu hükmü bildirdik. Nedir bu hüküm? İşte açıklıyor: Onların sonu kesilecek ve kökleri kazılacaktır. Hiçbiri hayatta kalmayacaktır. Sabaha girerlerken üzerlerine azab İnecektir.

Bu sûrede Lût kavminin, fiilleri anlatılmadan önce azapları ve helakleri anlatılmıştır. Zira "Şehir halkı sevinç içinde geldiler" ayetinin başında (vav) harfi, sıra ve tertibi zorunlu kılmaz. Evet, Sodom şeh­rinin ahalisi, Lût'un misafirlerine tamahlanarak, onlarla fuhuş yapmayı uma­rak geldiler. Lût, onların bu halini görünce, şöyle dedi: "Bunlar benim ko-nuklarımdır. Berii mahcup etmeyin' Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin. İçi­nizde erdemi savunacak hiç mi bir akıllı adam yok?" Dediler ki: Ey Lût! Her­hangi bir kimseyi evine konuk etmemeni sana bildirmemişmiydik? Zira on­larla fuhuş yapmamak için nefsimizi dizginlememiz mümkün değildir.

Bazıları ayetin şu anlama geldiğini söylemişlerdir: Kendisiyle fuhuş yap­maya kasdettiğimiz herhangi bir kimse hakkında bize bir şey söylemekten seni alıkoymamış mıydık? dediler.

Lût (A.S.) dedi ki: Ey kavmim! İşte kızlarım. Bunlarla evlenin. Bunlar, sizin için erkeklerden daha temizdirler. Eğer yapacaksanız bunlar daha iyi­dirler.

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, Muhammed (s.a.v.)'in hayatı­na yemin ederek şu kâfirlerin; şaşkınlık, sarhoşluk ve sapıklıkları içinde bo­calamakta olduklarını, kendilerini beklemekte olan azaptan gafil oldukları­nı, yokluk yolunda olduklarını bilmediklerini haber vermiştir. İbret alın, ey Mekkeliler!

Bu azgınlıklarının hemen ardından Lût kavmini korkunç bir ses ve çığ­lık yakaladı. Güneş doğarken müthiş bir görültüyle yakalandılar. "Onlara va'dedilen (azab) zaman(ı), sabah (vakti) dİr. Sabah da yakın değil mi?"[48] Ülkelerinin altını üstüne getirdik. "Üzerine de taş yağdırdık: Çamurdan taş­laşmış, (onlara azab için hazırlanmış, istif edilmiş, Rabbİn katında İşaretlenmiş (taşlar). Bu, zalimlerden uzak değildir.[49]

Bunda, ibret nazarıyla bakıp düşünenler için ayetler vardır. Ey Muham­medi Helak olan Lût kavminin diyarı, senin kavminin Şam'a giderden yolu Üzerindedir. Orayı görmektedirler. Bunu düşünüp ibret alan yok mudur? Bunda, sadık ve dürüst mü'minler İçin ayetler vardır, [50]

 

Eyke Halkı, Hicr Halkı

 

78- Eyke'liler de, şüphesiz zalim kimselerdi.

79- Bunun için onlardan da öcaldık. Hâlâ her iki memleket de İşlek bîr yol üzerindedirlet.

80- And olsun ki, Hicr halkı peygamberlerini yalanlamışlardı.

81- Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.

82- Dağlarda, güven İçinde olarak evler yontuluyorlardı,

83- Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.

84- Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.

85- Biz, gökleri, yeri ve her İkisi arasında bulunanları, gereğince yanıt­tık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.

86- Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir. [51]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

Şuayb kavmi. "Eyke" kelimesi, birbirine sarılmış sık ağaçlık ve ormanlık anlamına gelir.Apaçık bir yoldadır. Ashab'ül-Hicr, Semûd diyarıdır. Onları affet, kötü­lüklerini unut. [52]

 

 

Açıklama:

 

Sık ağaçlık ormanlıklara sahip Medyen halkı; Allah'a ortak koştukları, yol kestikleri, eksik Ölçüp eksik tarttıkları için zalimlerden oldular. Allah'ta deprem ve korkunç bir çığlıkla onlardan İntikam aldı. Bunların beldeleri, Lût kavminin beldesine yakındı. Her iki belde de, insanların gelip geçmekte ol­dukları yol üzerinde apaçık vaziyette görülmektedir. Bu beldelerin izleri he­nüz ortadan kalkmamıştır. İnsanlar, kendi aleyhlerine birer tanık olan bu ka­lıntıları görüp müşahede etmektedirler.

Bu sözler, Kureyşlilerc bir uyarı mahiyetindeydi. "Siz onların yanların­dan geçip gidiyorsunuz: Sabahleyin ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?"[53]

Hicr halkı (Semûd kavmi), peygamberleri yalanladılar. Zira bunlar, pey­gamberleri Salih'i yalanladılar. Bir, Peygamberi yalanlayan, bütün peygam­berleri yalanlamış sayılır. Çünkü onlar, esasta müttefiktirler.

Peygamberimiz Salih'in doğruluğuna işaret eden ayetlerimizi onlara ver­dik. Bu ayetlerden biri, Allah'ın sert bir kayadan çıkardığı devedir. Bu deve, beldelerinde dolaşıyor, suyu bir gün kendisi, bir gün de Salih Peygamberin kavmi içiyordu. Deve, iri cüsseliydi. Sütü, kabilenin tümüne yetiyordu. Salih peygamberin kavmi olan Semûd kavminin dağda yontmuş oldukları evleri vardı. Düşmanlarına karşı güvenlik içinde ve üzerlerine gidince ve deveye sal­dırınca, sabah vakti korkunç bir çığlık kendilerini yakaladı. Kazandıkları mallar ve diyarlar, bu azabı onlardan savamaz. Allah'ın yaratıklarına uyguladığı ya­sası budur. "Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlemek için yaratmadık! Onları sadece gerçek bir sebeple (ve adeletle) yarattık"[54], ki ' 'Kötülük edenleri, yaptıklarıyla cezalandırsın. Güzel davrananları da güzel­likle mükafatlandırsın"[55]

Allah'ın onlardan intikam alacağı o saat, mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Öyleyse ey Muhammedi Onlara güzel bir hoşgörü ile muamele et. Sa­na kötülük edenlerden yüz çevir.

Bu savaş emrinin nüzulünden önce verilmiş bir direktiftir.

Ey Muhammedi Bu durumdan ötürü şaşırıp hayrette kalma, "Çünkü ya­ratan, bilen ancak Rabbindir". O, toplumun çıkarlarını bilir. Sorunlarının çö­zümünü de bilir. Çünkü her şeyi yaratan O'dur. "Yaratan bilmez mi? O latif­tir. (Bilgisi her şeyin içine giren her şeyi) haber alandır.[56]

CenabAIIah'ın.Mekkedeyken Hz. Peygambere, bağışlayıcı ve müsama­hakâr olmayı, sonra da Medine'de cihad etmeyi ve savaşta sert olmayı emret­mesi, hiç tuhaf karşılanmamalıdır. [57]

 

Yüce Allah'ın Peygamber Efendimize Direktifleri

 

87- And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatİha'yı ve Kur'an-ı Azim'i verdik.

88- Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme; onlara üzülme; inananları kanatların altına al

89- De ki: Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."

90-93- Kur'an'ı işlerine geldiği gibi bölenlerede, kendi Kitablannm bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristİyanlara da nite­kim Kitab indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorum­lu tutacağız,

94- Ey Muhammedi Artık sana buyrulam açıkça ortaya koy, puta ta­panlara aldırış etme.

95-96- Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğrenecek­lerdir.

97- And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.

98-99- Rabbini hamd ile an, secde edenlerden o! ve Ölünceye kadar Rabbine kulluk et. [58]

 

 

Bazı Kelimeler:

 

Başkasının yanındaki dünya malına göz dikme. Çifticr.Onlara karşı alçak gönüllü ol.Bölücüler. Bunlar, Kureyşten bir grup olup, insanları Allah'ın yolundan geri çevirmek için yolları paylaşmışlardı..

Bazıları demişler ki: Bunlar Kur'an-ı bölümlemişler; kimi, o sihirlidir, kimi, o şiirdir, kimi o, kehanettir, demişlerdir. Böyle diyenlerin ehl-i kitab ol­duğunu söyleyenler vardır. "İda" kelimesinin çoğuludur. Kur'an'ı parçalara ayırdılar, bazı kısımlarına inandılar, bazı kısımlarını inkâr ettiler. Kur'an hakkında çelişkili görüşler ileri sürdüler. Emrolun-dıığun şeyi açıkla. Peygamberliği herkese tebliğ et. Dinini açığa vur. Hiç kim­seden korkma. Göğsün daralır, yani acı çeker ve sıkıntı duyar­sın. Ölüm. [59]

 

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

işte böyle. Hece harfleriyle başlayan Mekkî sureler. Çoğunlukla Kur*-an'ı Kerim'den ve peygamber (s.a.v.)'den sözederek başlarlar.. Yine bu ikisinden sözederek sona ererler. Bu husus; Hûd Yusuf ve İbrahim surelerin­de görülmektedir. [60]

 

 

Açıklama:

 

Ey Peygamber! And olsun ki, sana ikişerlerden yedi ayeti (Seb-i Mesanî-yî) ve büyük Kur'an'ı indirdik. Seb-i Mesanî'nin ne olduğu hususunda alim­ler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bunun fatiha suresi olduğunu, her namazın bütün rekatlerinde bu sureyle Allah'a hamd-ü senada bulunul­duğu için fatiha'nın seb-i mesanî^adını aldığını söyleyenler de olmuştur.

Bazı kimseler, SebMesanî'nin şu yedi uzun sure olduğunu söylemiş­lerdir: 1 - Bakara, 2 - ÂI-i İmrân, 3 - Nisa, 4 - Maide, 5 - En'am, 6 - A'raf 7 - Enfal ve Tevbe. Bu sondaki iki sure bir tek sure olarak gösterildi. Çünkü ikisi de birdir. Mesanî (İkişerli) denildi. Çünkü bu surelerdeki kıssalar, ah­kâm ve hudûd peşpeşe tekrarlanarak gelmiştir.

Seb-i Mesanî ile Kur'an-ı Kerim'in tamamının kastedildiğini söyleyenler de olmuştur. Şu halde; "And olsun ki, sana

ikişerlerden yedi (Seb-i Mesanî) ve büyük Kur'an'ı verdik"[61] ayetinde Kur-an'm, Seb-i Mesanî üzerine atfedilmesi, eş anlamlı kelimelerin birbirlerine atfedilmeleri türündendir. Ya da sıfat ile mevsuf'un birbirleri üzerine affedil­meleridir ki, bu da birdir. "Allah, sözün en güzelini (Kur'an'm ayetleri gü­zellikte) birbirine benzer, ikişerli bir kitab halinde indirirdi. Rablerindeh kor­kanların ondan derileri ürperir"[62]

Ey Muhammedi Sana seb-i mesâni ve büyük Kur'an'ı verdik. Bu da büyük bir şereftir, muazzam bir lütuftur. Engin bir itibardır. Kendisine böyle bir lütuf, şeref ve itibar verilen kimsenin gözü, kâfirlerden bazı sı­nıflara kat kat verilen dünyalığa dikilmez, tamah etmez. Kendisine Kur'an-ı Kerim verildiği halde, geçici dünyalığa nasıl tamah eder ki?...

Hz. Ebu Bekir (R.A.)'in şöyle dediği rivayet edilir: "Kur'an-i Kerim gibi büyük bir nimete sahip olan bir kimse, kendisine dünyalık verilen kimsenin sahip olduğu nimetin kendisine bahşedilen nimetten daha üstün olduğunu görürse, büyük bir şeyi küçültmüş olur; küçük şeyi de büyültmüş olur".

Peygamber (s.a.v.) efendimizin de şöyle dediği rivayet edilir: "Kur'an ile istiğna etmeyen bizden değildir".

Bu, yüce Allah'ın, mü'min kullarına bahşettiği yüksek bir ahlak, üstün bir yönlendirme ve derin etkili bir ruh eğitimidir İnsan için, dünyevi bakım­dan kendisinden üst olanlara ve dünya metama tamah etmesi kadar zararlı bir şey yoktur. Tam tersine ey insan, dünyevi bakımdan senden aşağı olanla­ra bak ki, müsterih olasın. Bununla beraber sana Kur'an verilirse, bu, şeref olarak sana yeter. Bu ayet-i kerime, insanı çalışmamaya davet etmiyor. Hayır. Dinimizde tembellik ve ruhbanlık yoktur. Bilakis islamiyet, çalışma ve güzel amaç peşinde koşma dinidir. Ayet-i kerime de, Kur'an'daki şeylerin hayır ve felah olduğuna işaret edilmektedir. Küfredenlerin ülkelerde gezip dolaşmala­rı, seni aldatmasın, ey Muhammedi Aksine o, az bir geçimliliktir. Onların dönüş yeri Cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir! İman etmezlerse, müşrikler için tasalanma! Kurtubî diyor ki: Ey Muhammed! Dünyada o kâ­firlere verilen dünyalıklar dolayısıyla üzülme. Ahirette senin için, ondan da­ha iyisi vardır.

Mü'minler için kanadını indir... Onlara yumuşak davran. Onlara karşıı alçak gönüllü ol. "Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, gider­lerdi. Öyleyse onlar(ih kusurlann)dan geç, onlar için magrifet dile. (Yapaca­ğın) iş(ler) hakkında onlara danış"[63]

Ey Allah'ım sen ne yücesin. Bu anlatılanlar, büyük bir ahlak Üzerinde bulunduğuna Kur'an-ı Kerim tarafından tanıklık edilen Hz. Peygambere ver­diğin direktiflerdir. Cemaatinin kalblerinin kendisi etrafında kenetlenmesini isteyen her yönetici, bu direktiflere uymalıdır. Yönetici durumunda bulu­nanlar, Kur'an-ı Kerim'in direktiflerini dikkate almalıdırlar.

Ey Muhammed! Onlara de ki: Ben sadece apaçık bir uyanayım. Benim bundan başka bir işim yoktur. Görevim sadece duyurmak, müjdelemek ve uyarıp korkutmaktır. Bundan sonra işrAllah'a kalıyor.

Ehl-i kitaba kitap indirdiğimiz giBi sana da Kur'an'i indirdik. Onlar, Kur1 an'ı parçalara ayırdılar. Evet, ehl-i kİtab, Kur'an'ı bölümlere ayırdılar. Kendi heveslerine uyan kısımlarının hak, uymayan kısımlarının batıl olduğunu söylediler. Bazıları; bu sure benim, ötekileri de, şu sure benimdir, dediler. Görüyorsunuz ki, Kur'an'ı kısımlara ayırdılar. Kur'an kelimesiyle, okumak­ta oldukla"rı kitapları da kastedilmiş olabilir. Kitabın bazısına iman ettiler, bazısını da inkâr ettiler. Bu sözlerle Peygamber (S.A.y.) efendimiz teselli edilmektedir. Çünkü kavmi, Kur'an'ın büyü, şiir veya kehanet olduğunu söylemişlerdi.

Kimi dedi ki: Bölücülerden (yani 90. ayette geçen "muktesimin" kelime­sinden) kasıt, yollan paylaşıp her biri bir kapı önünde duran, insanları Hz. Peygambere uymaktan sakındıran, Kur'an'ın sihir olduğunu ve sahibinin si­hirbaz olduğunu; Kur'an'ın yalan olduğunu ve sahibinin yalancı olduğunu; Kur'an'ın şiir olduğunu ve sahibinin de şair olduğunu söyleyen Kureyşliler-dir.

Ayet-i kerime şu anlama da gelebilir: Kur'an-ı Kerim'i parçalara ayıra­rak bölenlere azap indirdiğimiz gibi size de azap indirileceğini söyleyerek sizi açıkça uyaran, benim. Ey Muhammed! Senin Rabbine and olsun ki, mal ve oğulların fayda vermeyeceği günde onların hepsini sorguya çekerek, işledik­leri amelleri soracağız. Yaptıkları İşlerin cezasını tam olarak vereceğiz. Öyle ki kafir kimse, keşke ben de toprak olsaydım, diyecektir. Öyle olunca Peygamber (s.a.v.) efendimiz bütün ilahi direktifleri uygulamış ve gereğince mu­amele etmiştir.

Ey Peygamber! Emrolunduğun şeyleri açıkla. Resulullah (s.a.v.) pey­gamberliği artık herkese alenen duyurmakla emrolunmuştu. Daveti gizli yapma aşaması artık gerilerde kalmıştı.

Emrolunduğun şeyleri açıkla. Bununla, onların birliklerini parçala. Da­vetini açığa vur. Böylece duvarları üzerlerine yıkılacaktır. Müşriklerden yüz çevir, onlara aldırış etme. Allah, seni onlardan koruyacaktır. Kendi katından bir ruh ile seni destekleyecektir. Sana karşı açıkça kin ve düşmanlık güden ve seninle alay edenlerin kötülüklerini savacaktır.

Allah, va'dini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Şirkin liderleri ve batı­lın önderleri, Bedir gazasında ve sonraki gazalarda yüzüstü düşüp belâlarını buldular.

Seninle alay eden şu kimseler, bundan daha fazlasına müstahak olurlar. Çünkü onlardır ki,Allah'ın yanında başka bir ilahı da ortaya koyarlar. Ve ya­rar vermeyen varlıkları Allah'a ortak koşarlar. Bunlar işlerinin sonunu ve or­tak koşuşlannm sonucunu göreceklerdir. "And olsun biliyoruz, onların söy­lediklerine senin göğsün daralıyor (Canın sıkılıyor)". Yaptıkları işlerden do­layı nefsin sıkıntı duyuyor. Ama kalbierin rahat bulup, nefislerin sakinleşme­si, hatta Allah yolunda karşılaşacağı işkenceleri tatlı karşılaması, bunu en bü­yük nimetlerden biri sayması, böylece kendini tam temizlenmiş olarak kabul etmesi için sadre şifa olan ilaç; Allah'ı teşbih ve takdis etmek, huzurunda rük'û ve sücûda varmak, fazlaca ibadet etmek, Allah'a bağlantılı olmaktır. Çünkü bu saydıklarımız, nefsi temizler, ruhu takviye eder. Ruh takviye edilince de; Allah yolunda çalıştığı takdirde, duyacağı sıkıntı, elem ve yorgunlukla maddî nefis zayıflar. Bu, Allah yolunda çalışan ve Allah'a davet eden her davetçi-nin kullanması gereken çok kıymetli bir ilaçtır.

Kızı Fatıma'mn (R.A.), el değirmeni çevirerek çektiği zahmet ve acıla­rı; teşbih, tahmid ve tekbir ilacıyla tedavi eden Resulullah (s.a.v.) efendi­miz ne kadar da doğru bir iş yapmış ve ne kadar da doğru konuşmuş­tur! [64]

"Ey Muhammed, ölüm sana gelinceye ve Rabbinin huzuruna çıkıncaya kadar ibadete devam et". Cenab-ı Allah, geçmiş ve gelecek bütün günahları  bağışlanmış olan Peygamber (s.a.v.) efendimize böyle bir direktif verdiğine 'göre, bizim halimiz nice olacaktır?! Bizim durumumuz nice olacaktır?!! Al­lah'ım sen bizi doğru yola eriştir ve doğru yolda gitmekte bizlere muvaffaki­yet ;nasib eyle... [65]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/301.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/301-302.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/303.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/303.

[5] Ra'd: 8.

[6] Ra'd: 38.

[7] Furkan: 7.

[8] Enfal: 32.

[9] Maîde: 44.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/303-306.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/306-307.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/307.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/308.

[14] Furkan: 61.

[15] Saffat: 6-10.

[16] Cin: 8-9.

[17] Hicr: 17.

[18] Şuarâ: 208-212.

[19] Zariyât: 48.

[20] Zariyât: 58.

[21] Kasas: 88.

[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/308-310.

[23] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/311-312.

[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/312-313.

[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/313.

[26] İsrâ: 88.    .

[27] Bakara: 257.

[28] Cinn: 11.

[29] A'râf: 27.

[30] İsrâ: 85.

[31] En'am: 122.

[32] Bakara: 31.

[33] Bakara: 30.

[34] Rahman: 26.

[35] Tâhâ: 120.

[36] A'râf: 15-17.

[37] A'râf: 199.

[38] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/313-317.

[39] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/317.

[40] Muhammed: 15.

[41] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/317-318.

[42] Kehf: 108.

[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/318-319.

[44] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/319-321.

[45] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/321.

[46] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/321.

[47] Yusuf: 87.

[48] Hûd: 81.

[49] Hûd: 82-83.

[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/322-324.

[51] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/324-325.

[52] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/325.

[53] Saffât: 137-138.

[54] Duhân: 38-39.

[55] Necm: 31.

[56] Mülk: 14.

[57] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/325-326.

[58] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/326-327.

[59] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/327.

[60] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/327.

[61] Hicr: 87.

[62] Zümer: 23.

[63] Al-i İmrân: 159.

[64] Değirmen çevirmekten elleri nasırlanan Fatima Validemiz, Hz. Peygamberden hizmetçi talep edince efendimiz ona, yatmadan önce 33, teşbih, 33 tahmid, 34 tekbir getirmesini tavsiye etmişti (Da­nışman).

[65] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/328-330.