HİCR SÜRESİ 2

Surenin Tanıtımı 2

Müşriklerin Mucize Talepleri Ve Kur'an'ın Kaynağını Tartışmaya Açmaları 2

Zikr'in Koruyucusu Allah'tır. 3

Yüce Allah'ın Sonsuz Kudreri'niıı Görüntüleri 4

Cehennemin Yedi Kapısı 5

Lût (A) Kıssasına Bir Yorum.. 6

Eyke Ashabı Kıssasına Bir Yorum.. 7

Hicr Ashabı Kıssasına Kısa Bir Yorum.. 7


HİCR SÜRESİ

 

Kur’an’daki Sırası:15

Nüzul Sırası :54

Ayet Sayısı :99

İndiği Dönem :Mekke

 

Surenin Tanıtımı

 

Bu sûrede aynı şekilde kafirlerin Peygamber |s| ile bir kısım tartışma ve münakaşaları anlatılmakta, Allah'ın kainatındaki büyüklüğüne dikkat çekilmekte, Adem ve iblis kıssası hatırlatılmakta, hak ile yeksan olan ülkelerinde Arapların başına gelenler, bir kısım millet­lerin gidişatları ve durumları zikredilmekte Peygamber (s) ve mü'minler mü|delenmekte, kafirler uyarılmaktadır.

Sûrenin bölümleri birbirleriyle irtibatlı olup ayetleri dengelidir. Bu ve önceki durum sû­renin bir defada yahut sonuna dek peşpeşe bölümler halinde indiğine işaret etmektedir. Kendisine dayandığımız mushaf, 87. ayetin Medine'de indiğini rivayet etmektedir. Siyakla ve konusuyla olan uyum, bu rivayette şüphe olduğunu ortaya koymaktadır. [1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1- Elif lâm . Bunlar Kitab'ın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir.

2-  Bİr zaman gelir ki'[2] inkâr edenler; "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler.

3-  Bırak onlar yesinler, eğlensinler, arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.

4-  Helak ettiğimiz hiç bir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı[3] olmasın.

5-  Hiç bir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu gecikti­remez."

 

Müşriklerin Mucize Talepleri Ve Kur'an'ın Kaynağını Tartışmaya Açmaları

 

Sure Önceki üç surede de olduğu gibi kendisinden sonra geleni acele istemek için Elif Lâm harfleriyle başlamıştır. Belki rivayetlerde zikredilen nüzul hususunda dört Surenin peşpeşc gelişi bunun belirtileri olabilir. Harflerin peşpeşe gelişi aynı şekilde geçen üç surede de belirtildiğine dair Kur'an'ın ve kitabın açık ve belagatlı ayetlerine işaret  etmekte ve imada bulunmaktadır.

Ardından gelen dört ayet, kendilerine gelecek azaba fidye olarak ve yaptıklarına pişmanlık duyarak müslüman olmalarını arzuladıkları günün kafirlere gelebileceğine dair uyarı  anlamı içeren rabbani işaret İçermekte, onların bu korkunç günde görüp bilemeyeceği süreye dek yeyip içmelerine, oyalanıp gıdalanmalarına dair Peygamber (s)'e emir vermekte, Allah'ın azabını kafirlere hemen vermeme hikmetini ve önceki milletlerin helak oluşlarını ilminde belli bir müddete kadar ertelemiş olmasını bu yüzden o sure ge­lince hiç bir milletin ondan ne geciktirilip ne de öne alınmayacağını belirten, burada bi­lindiği üzere başka bir uyarının bulunduğunu anlatan rabbani bir alamet taşımaktadır.

Ayetlerin, öncekilerin başına gelen korkunç sonucun onları beklediğine dair kafirleri uyarması ve korkutması, ayrıca peygamber (s)'i teselli etmesi ve ona moral vermesi herkesçe bilinmektedir. Bu ayetlerden sonra gelen ayetler kafirlerin söz ve tavırlarının aktarımının girizgah bölümünü teşkil etmektedir.

"Kitap" ve "Kur'an"ın bir ayette birlikte ifade edilmesi ikinci kez geçmektedir. Biz, ilk olarak Nemi suresinin tefsirinde bunun birlikte zikredilmesinin mümkün olabileceği­ne ve hikmetine değinmiştik. Bunun için burada tekrarına yeniden ihtiyaç duymuyoruz. [4]

 

6-  "Dediler ki: "Ey kendisine zikir Kur'an[5] indirilen (Mu-hammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!"

7- Eğer[6] doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri ge­tirmeliydin."

8-  Biz melekleri ancak hak ile İndiririz. O zaman onlara mühlet verilmez."

 

Ayetlerde kafirlerin görüşleri ve mucize isteyişleri anlatılmaktadır. Halbuki onlar Peygamber (s)'in Kur'an okuyuşunu dinliyor ve şayet o sözünde doğru ise bunu isbatla-ması İçin melekleri getirme mucizesini isteyip bir yandan da alay ederek Kur'an'ın Al­lah'tan gelen bir vahiy olduğunu kabul ediyorlardı. Bu yüzden peygamberin haber ver­diği ve belirttiği şey sebebiyle Ona mecnun yakıştırmasında bulunuyorlardı.

Ayetler kafirlerin melekler hususundaki görüşlerini kabul etmemektedir. Çünkü Yü­ce Allah melekleri ancak ilminde gerçek olan belli bir söz geldiği zaman indirir. O za­man ise kafirlere mühlet verilmez. Onlar hemen azap ve helake duçar olurlar.

Burada meleklerin ancak Allah'ın azap emrini infaz etmek İçin indiğini belirten bir açıklama bulunmaktadır.

Ayetler Peygamber (s) ile kafirler arasında vuku bulan karşılıklı tartışma durumla­rından birinin anlatımını ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere bu ayetlerle bundan önceki ayetler arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır.

Kafirlerin Peygamber (s)'den melekleri getirme mucizesini istemeleri onların Al­lah'la ilişkilerinin bulunduğuna delil olduğu gibi aynı zamanda bu istekleri onlardan bir­çok defa tekrar etmiştir. Hud ve Furkan suresinde bu hususta bir kısım örnekler zikredil­miştir.

Önceki münasebetlerde de söylediğimiz gibi Arapların meleklerin Allahla bir ilişkisi olduğu inancına veya daha güzel bir ifadeyle meleklerin bu ilişkiyle özellikle tahsis edilmesi akidesine işaret edilmektedir.

Aynı şekilde burada kafirlerin Peygamber (s)'i delilikle vasfetme anlatımı tekrarlan­maktadır. Ayetin buradaki ruhu, kafirlerin bu eleştiri durumundaki yakıştırmalarıyla, if­tira eden kimse için söylenen ve mesnedsiz olarak tuhaf bir durum arzeden şeye gönder­mede bulunduklarını belirtmektedir. [7]

 

9- Zikri (Kur'an'ı) kesinlikle biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız.

 

Zikr'in Koruyucusu Allah'tır

 

Ayette, kafirlerin Kur'an'a karşı tavır almalarına rağmen Kur'an'ı peygamber (s)'e indirenin ve onu koruyanın Allah olduğuna dair Rabbani bir pekiştirme ve destekleme bulunmaktadır.

Ayet, her ne kadar K'ir'an'm Peygamber (s)'e Allah tarafından indirildiğini söyle­mesine rağmen kafirlerin Peygamberi delilikle vasıflandırıp melekleri getirmesini iste­yen sözlerini reddeden önceki ayetlerle bağlantılıdır.

En büyük Rabbanî mucize sayılan "Zikri biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız" ayetinin, Peygamber (s) ile kafirler arasında geçen münakaşayla olan ilişkisi kuşkusuz Allah'ın, mecid olan Kur'an'ını, yeryüzünün doğusunda ve batısında bir tek düzen, mushaf[8], metin ve yazıda birleştirerek ve ne herhangi bir peygamberin, ne de herhangi bir semavi kitabın kolaylaştırabileceği kitaptaki sureleri, surelerdeki ayetleri tertip sırasına koyan ve onu okuyan Peygamber (s)'in okuyuş metodunu, harflerini, lafızlarını, ru-haniliğini, övgüsünü muhafaza ederek, her türlü dağınıklık ve değişiklikten, arttırma ve eksiltmeden korumasındaki en büyük Rabbani mucizenin adı olmuştur.

Müslümanlar arasında ortaya çıkan her ihtilafta Peygamber (s)'in vefatından tâ gü­nümüze ve kıyamete kadar her bir mezhep, grup ve ekollerin geneli için delil, hüküm ve kaynak olmuştur.

İslam'ın doğuşundan bu yana yüce Rabbani mucizenin öneminin ortaya çıkması için kişinin, yönetim hususunda rekabet, savaş, bölünme, ihtilaf ve fitnelere neden olan şey­leri hatırlaması, İslam'ın ilk ve daha sonraki dönemlerinde kendi grup, görüş ve davası­nı desteklemek için hadis uydurma noktasında Allah Rasulüne, hevasma uyanların ya­lan ve iftiraya girişmeleri, bu uydurma hadis ve rivayetleri Kur'an ayetlerini gerçek dı­şına saptırmak için kullanmaları, yönetimi ele geçirmek için bir grubun başka bir gruba karşı üstünlük taslamaları, bununla birlikte uydurukcu hadis akımlarının hakaret ve sal­dırganlıklarında aşırı gitmeleri üzerine düşünmesi yeterlidir. Bunun İçin ayetleri keyif­lerine göre yorumlayan, Allah Rasulüne ve ashabına hakaret etme cüreti gösteren geniş çaplı gruplar ortaya çıkmaya başladı ve bunlann gitgide otoriteleri arttı. Bilinmelidir ki bu dönemde Kur'an henüz basılıp çoğaltılmamıştı. Bu, Allah Rasulüne ve ashabına sal­dırıda bulunup yalan uyduranların Kur'an'ın ayetlerini batıl yönlere yorumlayanların cüretine imkan hazırlıyordu. Dolayısıyla bunlar nevalarını desteklemek için Allah'ın ki­tabını değiştiriyorlar, ekleyip çıkartıyorlar ve müslümanlara karşı kullanıyorlar. Aynı şekilde bu dönemde arap yazısı henüz oturmamış, hareke ve noktalama işaretleri kon­mamış, harfler arasında birçok benzerlikler olduğundan harfleri birbirine karıştırma ihti­mali oldukça fazlaydı. Bu Rabbani mucize sayesinde Kur'an'ın kendisi üzere nazil ol­duğu Arapça da korunmuş oldu. Böylece Arapça on üç asırdan bu yana yeryüzünün çe­şitli alanlarına yayılan bütün İslam ümmetinin ibadet dili olmuştur. İnşaallah gelecek asırlarda Fetih Suresi "O, Rasulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki (hak dini) bütün dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter." (Fetih, 28) ayetinde ve çeşitli ayetlerde de belirtildiği üzere Allah'ın vaadinin gerçekleşmesi için Arap dili İslam dünyasının ve hatta bütün insanlığın ortak dili olmaya adaydır.

Bu Arapçanm bereketiyle Arap toplumları, batı unsurlarının ve hastalıklarının içleri­ne sızmasından korunmuş oldu. Bu dil sayesinde Araplar kendi öz benliklerini ve milli değerlerini muhafaza ettiler.

Biz burada bazı rivayetlerin Kur'an'da kimi ayetlerin, kelimelerin farklı olduğunu belirttiğini biliyoruz. Bu hususta bir takım oryantalist ve misyonerler çeşitli laflar et­mektedirler. Ne var ki bu asıl özü ilgilendirmediği için yüce Rabbani mucizeye herhan­gi bir halel getirmemektedir. Çünkü bu tür farklılıklar elle gösterilecek kadar azdır. Ancak oryantalistler kendi gayelerini, nevalarım, kinlerini ve tutuculuklarını yaldızlamak için bu tür yola baş vurmuşlardır[9].[10]

 

10- "Andolsun, senden önce evvelki (millet)lerin kollan içinde de[11] elçiler gönderdik.

11 - Onlara hiç bir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.

12-  İşte biz onu (yani alayı) suçluların kalblerine böyle sokarız[12].

13-  Kendilerinden öncekilerin adeti (inkârları yüzünden, Allah'ın onları mahvetme kanunu) geçtiği halde yine de O'na inanmazlar."

 

Ayetlerde Allah'ın Peygamber (s)'e kendisinden önce geçmiş milletlere peygamber­ler gönderdiğine dair hitab bulunmaktadır. Çünkü bu milletler kavminin peygambere yaptığı gibi peygamberlerini hafife alıyor, onunla alay ediyorlardı. Ayrıca bu ayetler iç­leri pislik ve ahlâkları bozuk olan suçluların durumlarının bu olduğuna dair Rabbani bir açıklama bulunmaktadır. Çünkü bu insanlar Rablerinden kendilerine gelen zikre inanmı­yorlar.

Aynı şekilde ayetler siyakla bağlantılıdır. Ayetlerin asıl hedefi, Peygamber (s)'i te­selli etmeye, kafirlerin günahkâr özelliklerini belirtmeye, böyle davranmalarından ötürü imanlarının olmadığına, imansızlıklarına neden olan suçlan sebebiyle Allah'ın kendile­rini helak ettiği önceki milletlerin yaptıkları gibi kınanmalarım anlatmaya yöneliktir.

"İşte biz onu suçluların kalbine böyle sokarız" cümlesi, kafirlerin kalblerindeki Al­lah'a olan küfrün girdirilmesi yahut Allah'ın bundan münezzeh olması yönünden kela-mî ekollere tâbi olan müfessirler arasında ihtilafa sebeb olmuştur[13].

Oysa biz bu cümlede herhangi bir sorunun ve ihtilafın olduğunu kabul etmiyoruz. Bu cümle aynen Yunus süresindeki "Böylece Rabbinin, yoldan çıkanlar için söylediği: Onlar inanmazlar." sözü, gerçekleşmiş oldu." (Yunus, 33) ayeti kabilindendir. Burada biraz önce belirttiğimiz kafirlerin iman etmemesinin illeti vurgulanmaktadır.

Burada da açıklamasını yaptığımız gibi yorumunda bulunduğumuz cümle Şuara su­resi 200 ve 201. ayetlerdeki ibarede bulunmaktadır. [14]

 

14-  "Onlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsa-İardı[15].

15-  "Herhalde gözlerimiz döndürüldü"[16], biz büyülenmiş bir topluluğuz." derlerdi.

 

Ayetlerde kafirlerin, gökyüzünden üzerlerine bir kapı açılmasını, gök ile yer arasına gök yüzüne tırmanabilecekleri bir merdiven dayanmasını istedikleri sözleri anlatılmak­tadır. Onlar burada gözlerimiz gerçekten perdelendi, biz sihirlendik, biz tanıklığımız an­cak hayal ve vehimden ibarettir, diyorlardı.

Ayetler, siyakla yani kafirlerin inadlannın, kibirlerinin ve eleştirilerinin aşırılığının belirtilmesi ve aynı anda Peygamber (s)'in teselli edilmesiyle bağlantılıdır. Burada Ön-çeki ayetlerde yaptığımız yorum desteklenmektedir. Çünkü burada Allah'ın hiç bir aye­tine inanmayan kafirlerin fasit özellikleri belirtilmektedir. [17]

 

16-  Andolsun biz, gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik.

17- Ve onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma söz­ler atan) şeytandan koruduk.

18-  Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş şu'lesi kovalar.

19-  Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar[18] attık ve orada tartılı[19] (ölçülü, mütenasib} şeyler bitirdik.

20-  Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat as­lında) sizin beslemediğiniz kimseler için [20]geçimlikler meydana getirdik.

21-  Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz.

22-  Rüzgârları, aşılayıcı olarak[21] gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. (Yoksa) siz suyu depo ede­mezdiniz.

23-  Biziz, elbette biz ki, yaşatır ve öldürürüz; gerçek varis olan da biziz[22]'.

24-  Andolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra ge­lenleri de bildik.

25-  Gerçekten onları toplayacak olan Rabbindir. O, hîkmet sahibidir, bilendir.

26-  Andolsun, biz insanı pişmemiş çamurdan[23], değiş­miş[24], cıvık[25] balçıktan yarattık.

27- Cinne gelince[26] onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden çok sıcak ateşten' [27]yarattık.

 

Yüce Allah'ın Sonsuz Kudreri'niıı Görüntüleri

 

Ayetler Allah'ın azametine, oluşum kanunlarına, beşer ve diğer yaratıklanndaki ni­metlerine, kainattaki mutlak tasarrufuna, geçmiş insanları kuşatan ve kapsayan ilmine, ezelî ve ebedî olarak herşeyin kaynağının Allah olduğuna işaret etmektedir.

Ayetlerin ibareleri herhangi bir şeye ihtiyaç duymayacak kadar açıktır.

Bilindiği üzere bu ayetler, kafirlerin durumlarını, inadlarını ve yaptığı kötülükleri kınayarak anlatan, Onlara Allah'ın azametini, ibadet ve boyun eğme noktasında yalnız­ca kendisinin layık olduğunu belirten önceki ayetlerin peşinden gelmiştir.

"Andolsun biz gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik" ayeti ile Kur'an'-da bir çok kez farklı uslublarla ifade edilen Yüce Allah'ın kudretinin görüntüleri burada ortaya konmakta, ayetlerin bütününde insanların dikkatleri müşahede, his ve sezgileriyle, vuku bulan şeye çekilmekte, onlara, zihinlerde ve gönüllerde imaj oluşturma, ibret alma ve insanları Allah'a boyun eğmeye çağırma noktasında bir çok kez söylediğimiz şeyin desteklendiğine dair Allah'ın kudretinin, azametinin, mutlak tasarrufunun kapsa­mını, yaratıcı, düzenleyici, ezelî ve ebedî oluşunu hatırlatmaktadır. Bunun için ilmî ola­rak yaratılışı delil getirme, bu ve benzeri ayetlerle yaratıklar arasındaki uyumu ve koz­molojik ilmi kaideleri çıkartma dışında sözü uzatmayı uygun görmüyoruz. Çünkü bütün bunlar ayetlerin hedefi dışına çıkarmaktadır.

Biz Cin suresi tefsirinde şeytanların gökten haber çalma ve onların ateşle taşlanma konusunu yeterli miktarda yorumlamıştık. Aynı şekilde Sâd suresi tefsirinde insanın ça­murdan cinin ateşten yaratıldığım yeterince açıkladığımız için burada tekrara gerek duy­muyoruz.

Yalnız insanın kuru çamurdan cinnin ateşten yaratılma konusunda Ademle İblis ara­sında geçen kıssayı hatırlatmakla yetineceğiz. Nitekim bu kıssa gelecek ayetlerde açık ve net olarak izah edilmiştir. [28]

 

28-  Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki; "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!..

29-  "Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ru­humdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!..

30- Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.

31-  Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etme­di.

32-  (Allah): "Ey İblis, nen var ki sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.

33- (İblis): "Ben bir salsâl'den (pişmemiş çamurdan), değişken bir balçıktan yarattığın İnsana secde edemem!" dedi.

34-  (Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), de­di. Çünkü sen kovuldun!"

35- "Ta ceza gününe kadar üzerine lanet (ediîecek)tir!"

36- (İblis): "Rabbim, dedi, bârİ tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele!"

37- (Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin!"

38- "O bilinen vaktin gününe kadar!"

39-  (İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü[29] andol-sun ki (ben de) yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.

40-  Ancak içlerinden kendilerine ihlâs verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez).

41-  (Allah) buyurdu ki: "İşte benim, korumayı üzerime aldı­ğım yol budur.[30]

42-  Benim (halis) kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. An­cak sana uyan azgınîarazdırabİlirsin sen).[31]

43- Cehennem o (şeytana) uyanların hepsinin buluşma yeridir.

44-  Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya onlardan bir bölüm ayrılmıştır.

Ayetlerde Adem kıssası, meleklerin konumu, İblisin Allah'ın secde emrine karşı du­rumu anlatılmakta, İblise ve süslemelerine tabi olanların, hak ve doğru yoldan yan çi­zenlerin bozuk ahlaklı şerliler olup bu yüzden bunların cehennem azabını hakettiğinc ve şeytanın Allah'ın niyetleri ve ahlakları iyi olan salih kullarına tesir edemeyeceğine, on­ların hak ve hidayet yoluna tabi olduklarına dair Rabbani bir destekleme bulunmaktadır.

Ayetler bilindiği üzere konunun dışına çıkmaktadır. Bir Önceki ayetler insanların ve cinlerin yaradılışından sözederek noktalanmakta, bu ayetler ise insanları temsil eden A-dem ve cinleri temsil eden İblis kıssasından sözederek noktalanmaktadır.

Burada kıssa önceki surelerde olduğu gibi kafirlerin durumlarını, büyüklük taslama­larını, meydan okumalarını hatırlatmakta, bununla da vaaz ve öğüt vermektedir.

Biz hedefler ve konular cihetinden Sâd, İsrâ ve Araf sureleri tefsirinde yeterince yo­rumda bulunduk. Bu yüzden burada yeni bir şey eklemeye gerek duymuyoruz. [32]

 

Cehennemin Yedi Kapısı

 

Cehennemin yedi kapısının zikredilmesi, diğer gayb alemini ilgilendiren imanî ger­çeklerde olduğu gibi kendisine imanı gerektiren gaybî konulardandır. Ayrıca burada İb­lis'in korkunç durumu aktarılarak kafirlerin gidişatlarının anlatımı hususunda onların gönüllerine korku salınmiştır. Biz öncelikle Kur'an'ın zikrettiği noktada, herhangi bir

artırma ve tahminde bulunmaksızın, durmayı uygun görüyoruz. [33]

 

45- Muttakİler ise cennetlerde, pınar başlarındadır.

46- (Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir).

47- Onların göğüslerineleki kini'[34] çıkarıp attık; (hepsi) kar­deşler olarak köşkler üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet ederjler.

48-  Orada onlara hiçbir yorgunluk[35] dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

49-  (Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.

50-  Fakat benim azabım da çok acı bir azaptır.

 

Ayetlerde muttakilere Ahiret günü'nde bahçelerde ve pınar başlarında ikram edile­ceği, orada ebedî olarak kalacakları, orada dostça köşkler üzerinde oturacakları, göğüs­lerinden dünyevi haset, kin ve pisliklerin temizleneceği beyan edilmekte, Peygamber (s)'e Allah'ın gafur ve Rahim olduğu, azabının ise can yakıcı olduğu bildirilmektedir.

Bilindiği üzere ilk dört ayet Kur'anî metod üzere bildirilen kafirlerin gidişatlarını zikreden önceki ayetleri tamamlamak için gelmiştir. Son iki ayet ise ihlaslı olan ve tev-be edenler için Allah'ın bağışlayıcı ve merhamet edici, inkarcı şerlilere karşı azabının şiddetli olduğunu bildirmekle birlikle, insanlara bunu duyurmak amacıyla gelen sözü ta­mamlamak için gelmiştir. Her ikisi de ihlaslı ve multakileri teselli etmek, kafirleri ise Allah'a dönmeye davet etmek amacındadır. [36]

 

66- Ona kesin olarak şu emri bildirdik ki: "Sabaha girerler-ken'[37] şunların arkaları kesilecektir!"

67-  (Lut kavminin oturduğu Sodom) şehr(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) keyif içinde (koşarak) [38]geldiler.

68-  (Lut onlara): Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcup etmeyin!"

69- (Ne o!ur), Allah'tan korkun, beni rezİİ etmeyin!"

70-  "Seni âlemlerden (başkalarının keyfine engel olmak­tan) men etmemiş miydik?" dediler.

(1)  Ojj^—*•* (Munkerûn): Bilinmeyen, meçhuller(siniz).

(2)   jjj%C<J'jio   lc İJlllU.  (Ci'nâke bima kanûfihi yemterûne): Kavminin şüphe ettikleri yalanladıkları, hakkında tartıştıkları Allah'ın azabını getirdik.

71-  Dedi ki: "Eğer yapacaksanız, işte kızlarım."

72-  (Ey Rasulüm), Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sar­hoşlukları içinde bocalıyorlardı.

73-  Güneşin doğma zamanına girerlerken'[39] korkunç ses onları yakaladı.

74-  (Şehrin) üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamur­dan pişmiş taşlar yağdırdık.

75-  Şüphesiz bunda işaretten anlayanlara[40]' (nice) ibretler var.

76-  Ve (şehir herkesin gelip geçtiği) yol üzerinde durmak­tadır'[41].

77-  Elbette bunda inananlar için (kudretimize) bir işaret vardır.

 

Lût (A) Kıssasına Bir Yorum

 

Bu kıssalar dizisinin ikinci halkasıdır. Lût ve kavminin kıssasını içermektedir. İbra­him ile Allah'ın elçileri arasında geçen konuşma anlatılmaktadır. Ayetlerin anlamları açıktır. Burada anlatılanların birçoğu Kur'an'ın hikmeti gereği bir kısım metodsal ihti­laf olmakla birlikte Hud suresinde anlatılan kıssayla aynıdır. Biz Hud suresi tefsirinde kıssayı tekrara ihtiyaç duymayacak şekilde yorumladık.

Burada fazlalık olarak Allah'ın kendilerine vadettiği azabını hafife alan ve ülkeleri bilinen bir yol kenarında bulunan Lut kavmine işaret edilmektedir. Birinci noktada Lut kavmi gibi Allah'ın kendilerine vadettiği azabla dalga geçen ve onu hafife alan inkarcı Arapları uyan, ikinci noktada kafilelerinin uğrak yeri olan ve Allah'ın yerle bir ettiği Lut kavmi diyarıyla onlara gönderme bulunmaktadır. Bunların tamamında durumlara kafa yoranlar için öğüt, mü'minier için işaret vardır. [42]

 

78- Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi.

79-  Onlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sedom ve

Eyke de} hâlâ apaçık (yol üzerinde, gözler) ön(ün)de dur­maktadır'[43]

 

Eyke Ashabı Kıssasına Bir Yorum

 

Bu iki ayet kıssalar dizisi hal kalan ndandır. Bu iki ayette Kur'an'm hikmeti gereği Eyke halkının yerle bir edilmesine ve Allah'ın onlardan intikam almasına işaret bulun­maktadır.

Eyke ashabı, Şuayb (a)'ın ismiyle birlikte zikredilen Şuara suresinin genel akışı içe­risinde açıkladığımız üzere tercih edilen görüşe göre Şuayb (a)'in kavminden olan Med-yen halkından dır.

Medyen Arap kafilelerinin uğrak yeri olan Akabe yakınlarında bir yerin adıdır. Bu iki ayet, Araplara aşırı gidip zulmetmelerinden ötürü Allah'ın intikamını hak e-den kimselerin durumunu hatırlatmayı hedeflemiştir. [44]

 

80- Andolsun Hicr halkı (Semud kavmi) da Peygamberleri yalanladır.

81-  Onlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviri­yorlardı.

82-  Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.

83- Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.

84- Kazandıkları şeyler kendilerinden hiç bir şeyi savamadı.

 

Hicr Ashabı Kıssasına Kısa Bir Yorum

 

Bu ayetler kıssalar dizisinin bir başka halkasından olup anlamlan açık ve nettir. Bu ayetler Hicr ashabının peygamberlerini yalanlamalarını Allah'ın ayetlerine yüz çevirmelerini ve bunun neticesi olarak da Allah'ın azabını hak ettiklerini anlatmaktadır. Onların kazandıkları ve dağlardan yontukları evleri kendilerine gelen azabı engelleyememiştir. Bilindiği üzere bu ayetler önceki ayetler gibi Arap kafirlerine hatırlatma ve uyarıyı he­deflemektedir.

Tercih edilen görüşe göre Hicr ashabı; Araf, Nemi, Şuara ve Hûd ve diğer surelerde Peygamberi eriyle birlikte kıssaları anlatılan Salih kavminin Semud kabilesindendir. Çünkü dağlarda ev yontmak Hud, Şuara ve Araf suresinde Salih kavminden olan Sc-mud'un vasfı olarak belirtilmiştir. Bugün onların yaşadıkları yerler Salih'in şehirleri di­ye bilinir. Bir başka ifadeyle onların yaşadıkları yerler Hicaz'dan Şam'a giden Arap ka­filelerinin uğrak yeri olan bir bölgenin adıdır. Burada kıssanın bu üslupla zikredilmesi, Arap kafirlere gelip geçerken gördükleri bu yerlerin Allah'ın ayetlerini ve elçilerini ya­lanlamaları neticesinde Rabbani bir yıkımla nasıl yerle bir edildiğini hatırlatma amacına matuftur.

Bu böyledir. Görüldüğü üzere bu suredeki kıssalar halkası, Hicaz kafilelerinin yo­lundaki bölgelerde konaklayan milletlere hatırlatma hedeflemektedir. Ayetlerin belirtti­ğine göre Araplar Allah'ın Rabbani azabıyla yerle bir ettiği bu yerleri bilmektedir. [45]

 

85-  Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık. O saat elbet gelecektir! Onun için şimdi sen gü­zel bir hoşgörü ile[46]' muamele et.

86- Çünkü yaradan, bilen ancak Rabbindİr.

 

Bu ayetlerde yerin ve göklerin ve bunlar arasında bulunanların Allah tarafından bo-şuboşuna yaratılmadığına dair Rabbanî bir mesaj vardır. Allah bunları ancak gerçekleş­mesi gerekli olan üstün bir hikmet ve hak ile yaratmıştır. Çünkü insanların diriltilcceği kıyamet günü kuşkusuz gelecektir. Yine ayetlerde kafirlerin şaşılacak tutumlarına Hz. Peygamber'in göz yumması, onların yaptıklarına kederlenmemesi Peygamber'e emir buyurulmaktadir. Çünkü bütün insanları yaratan Onun Rabbi kafirlerin gizlediği ve açı­ğa vurduğu bütün durumlarını bilendir.

Bu iki ayet Peygamber'i teselli eden, kafirleri uyaran ve onlara vadedilen şeyin ger­çekleşeceğini vurgulayan kıssalar dizisinden sözeden önceki ayetlerin peşinden gelmek­tedir. [47]

 

87- Andolsun, sana ikişerlerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik.

88-  Onlardan bazı çiftlere verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'miniere (şefkat) kanatlarını ger.

89- Ve de ki: Ben, ancak ben apaçık bir uyarıcıyım!

 

Ayetler Peygamberi teselli etmeye ve yatıştırmaya devam etmektedir. Allahu Teala Peygamber (s)'e büyük Kur'an'ı ve ikişerlilerden yediyi ona vermekle onu sevmiş ve onurlandırmıştır. Bunun için O'nun Allah'a davete devam etmesi, Allah tarafından in­sanları uyarmak için gönderildiğini ilan etmesi, iman edenlere merhamet kanadını ger­mesi, onlara iyilikte bulunması, kafirlerden görülen itiraz ve inadlara aldırmaması ve üzülmemesi, onların sahip oldukları mal ve mevkilere önem vermemesi gerekir. Çünkü Allah'ın kendisine verdiği daha kalıcı ve daha hayırlıdır. Onlara verilen ise geçici olup, Allah'ı razı eden şeyler değildir. Allah o kafirlere bunları hikmeti ve kainat kanunları gereği vermiştir.

"Andolsun, sana ikişerlilerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik" ayetindeki "iki­şerlilerden yedi" konusunda çeşitli rivayet ve görüşler belirtilmiştir. Kimileri Ebu Hu-reyre'den rivayet edilen; "Kur'an'm anası sebu'l mesani (ikişerlilerden yedi)dir[48] hadi­sine dayanarak bunun Fatiha suresi olduğunu söylemiştir. Bunun (Fatiha'nın) sebu'l mesani olarak isimlendirilmesine gelince namazda her rekatta okunması, Allah'ın Övül­mesi sebebiyledir.

Kimileri ise bununla maksadın yedi uzun sûre olduğunu rivayet etmişlerdir. Ne vai ki bazıları bu görüşü yalanlamaktadır. Çünkü Hicr Suresi Medine'de nazil olan yedi uzun sûrenin nazil oluşundan Önce inmiştir[49].

Bizim dayandığımız mushaf bu ayetin (ayet 87) Medine'de nazil olduğunu söyle­miştir. Belki de bu sebu'l mesanînin yedi uzun sure olduğunu belirten rivayetten kay­naklanmaktadır. Görüşlerin geneli bu cümleden maksadın Fatiha suresi olduğu yönünde olup bizim kanaatimiz de bu doğrultudadır. Özellikle yedi uzun sure, Kur'an ayetlerinin surelerde, surelerin mushaflarda dizilmesinden sonra böyle olmuştur. Bu da ancak Pey­gamber (s)'in son dönemlerinde olmuştur. Ayetin Medine'de indiğini inkâr eden rivayet bunu takip etmektedir.

"Onlardan bazı çiftlere verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme" ayetine bir yorum;

Bazı müfessirlere göre bu cümle; Peygamber (s)'in kafirlerin mallarını arzulamasını yasaklamaktadır. Bazılarına göre ise bu ayet, Peygamber (s)'in Medine'deki Yahudiler­den borç istemesi üzerine nazil olmuştur[50].

Ayet bir yönden Mekkî olmasına karşın diğer bir yönden peygamber (s)'in zihnin­den böyle bir şeyin geçmesini O'nun imanı ve ahlakıyla bağdaşmamaktadır. Buna ben­zer bir cümle de Taha suresinde zikredilmektedir.

Burada olduğu üzere bu ayetler daha önce de açıkladığımız gibi Hz. Peygamber'i yatıştırma ve teselli etmek içindir. Nitekim ayetlerin siyakı ve içeriği bu açıklama ile tam bir uygunluk arzetmektedir. [51]

 

90-  (Sİz bilirsiniz, inanmazsınız. Allah'ın azabı başınıza inecektir). Tıpkı o Allah'ın Kitabını bölük bölük (parça parça) edenlere[52] indirdiğimiz (azab) gibi[53].

91- Onlar ki Kur'an'ı bölük bölük[54] ettiler.

92- Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız.

93- Yaptıkları şeylerden.

 

Her ne kadar ayetlerin nazmında sorun olduğu göze çarpsa da müfessirler[55] şaşkınlığa düşerek bölücülerin ne anlama geldiği ve "sana indirdiğimiz gibi" cümlesiyle irtibat konusunda farklı görüşler onaya koymuşlardır.

Bu ayetlerde inkarcıların Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e karşı takındıkları inatçı tu­tumları kınanmakla ve Allah'ın onlun topluca hesaba çekeceği, hak[56] ettikleri cezayı onla­ra vereceği vurgulanmaktadır. Aynı şekilde ayetler Hz. Peygamber (s)'i teselli etmeye devam etmektedir. İşte burada bu ayetlerle önceki siyak arasındaki bağlantı devam et­mektedir. [57]

 

94- O halde sen emrolunduğu şeyi açıkça söyle[58] ve ortak koşanlara aldırma.

95- O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.

96-  O, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar yakında bile­cekler.

97-  Andolsun biliyoruz. Onların söylediklerine senin göğ­sün daralıyor.

98- Sen Rabbinİ hamd ile teşbih et. Ve secde edenlerden ol.

99-  Ve sana yakîn {yani ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et."

 

Ayetlerde Peygamber (s)'e müşriklerin yaptıklanna aldırmaksızın davete devam et­mesi, açık davette bulunması, bu hususta istenilen şeyleri yerine getirmesi emrolunmak-ta, küfürlerinin çirkin sonucunu görecek olan, Allah'a şirk koşan alaycıların şerrine kar­şı Allah'ın yeteceğine, onların ezalarının peygambere ulaşmayacağına, müşriklerin söy­lediklerine ve Kur'an'la alay edişlerine Peygamber'in göğsünün daralışını Allah'ın bil­diğine, bu yüzden korkusunu dindireceğine, gönlünü yatıştıracağına, yaşadığı sürece Allah'ı zikretmesi, O'na teşbih etmesi, ibadette bulunması gerektiğine dair açıklamalar yapılmakta ve Rabbani teselliler yer almaktadır. Bundan dolayı burada kalbin yatiştınl-masi, ruhun huzura erdirilmesi, nefsin teskin edilmesi sözkonusudur.

Ayetlerin Peygamber (s)'i yatıştırmaya ve tesellide bulunmaya devam ettiği göze çarpmaktadır. Bu yönden ayetler siyakla bağlantılıdır. Ayetler kafirlerin ezâ ve inatları karşısında Peygamber'in sabretmesini emreden hikmetli çizgisinde, tatmin ve telkininde ise çok güçlüdür.

Ayetler kafirlerin uyarılması ve onların durumları hususunda pasajlar içeren surenin güçlü bir sonuçla kapandığını belirtmektedir.

"O alay edenlere karşı biz sana yeteriz" cümlesinde ise, Peygamber'in yaşantısın-daki yardımdan ortaya çıkan müjde ve mucize, şirkin hezimete uğraması, alay edenlerin elebaşlarının helak olması, insanların grup grup Allah'ın dinine girmesi, ardından Al­lah'ın Enfal suresi; "İnkâr edenler, seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da (yurtla­rından) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Allah tuzak kuranların en iyisidir." (Enfal, 30) ayetinde Kur'an'ın anlattığı, bu elebaşlann hile ve tuzaklarından Peygamber (s)'in kurtulması anlatılmaktadır. [59]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/1.

[2] Rubemâ Burada, pişmanlığın bulunması anlamındadır.

[3] Kitabun malumun Allah katında bilinen ve belli olan bir süre anlamındadır.

[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/2-3.

[5] ez-zikru Burada Kur'an'dan kinayedir.

[6] Lev mâ"Lev(â)" nın eşdeşi olup meydan okuma için kullanılan "hellâ" anlamındadır.

[7] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/3-4.

[8] Kur'anu'l-Mecîd isimli kitabımızın 52. ve 115. sahifeler arasını okuyun. Bu bölümde Kur'an'ın surelerinin Peygamber (s)'in emriyle düzenlendiğine dair hadisten ve Kur'an'dan deliller bulunmaktadır. Çünkü sureler­deki ayetleri ve mushaftaki sureleri düzenleyen Peygamber ifendimizdir.

[9] Bu konuda geniş bilgi için "Kur'anü'l Mecîd" adlı eserimize ve Muhammed Heykel'in "Hayatü Muham-med" adlı kitabın 25-39. sahifelerine bakınız.

Bu konuda geniş bilgi için "Kur'anü'l Mecîd" adlı eserimize ve Muhammed Heykel'in "Hayatü Muham-med" adlı kitabın 25-39. sahifelerine bakınız.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/.

[11] Şiyai'l evveli Öncekilerin farklı boyları, grupları... Ön­ceki kavimlerden kinaye olarak kullanılmıştır.

[12] Neslukuhu Girdiririz, atarız...

[13] Zemahşeri, Tabersi, İbn Kesir, Begavi ve Hazin Tefsirleri.

[14] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/6-7.

[15] Ya'ricûne Yükselecek/tırmanacak olsalardı.

[16] Sukkiret (Gözlerimiz) perdelendi, kapatıldı.

[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/7.

[18] Revasiye Dağlardan kinaye olarak kullanılmıştır.

[19] Mevzûnin Tercihe şâyân görüşe göre bu kelime bir hesaba gö­re düzenlenmiş, belirlenmiş anlamındadır.

[20] Ve men lesîüm lehû birâzikîn Bundan kasdedilendi ger hayvanlar...

[21] Levâkıha Aşılayıcı yahut doğurucu demektir. Cümlede kasdedi-len rüzgarın yağmuru ortaya çıkannası ve sebep olmasıdır.

[22] El vârisûn Burada insanlar yok olduktan sonra baki olan­lar anlamındadır.

[23] Salsâlin Tınlatınca ses çıkaran kuru çamur

[24] Hamein Siyah renkli

[25] Mesnûni Şekillenmiş yahut dökülmüş

[26] el-Cânne Cin hususunda bir lügattir.

[27] Naris-semûm Kızgın, çok sıcak ateşten...

[28] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/9-10.

[29] Bimâ eğveytenî Cümlenin tercihe şayan yorumu; İblisin, Allah'ın yalnızca Ademe secde emrinden ötürü kendisini azdırdığına itibar etmesi bu yüzden İntikam olsun diye Adem'in çocuklarını sapıtmaya yemin etmesidir.

[30] Hazâ sıratun aleyye müstakim Şeytanın ihlaslı bir şekilde Allah'a ibadet edenlere tesir edemeyeceğine dair Rabbani bir pe­kiştirmedir.

[31] el-gâviyne Hak ve doğru yoldan yan çizip gavaye (günah) yo­luna yönelen sapkınları...

el-gâviyne Hak ve doğru yoldan yan çizip gavaye (günah) yo­luna yönelen sapkınları...

[32] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/12.

[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/12.

[34] Gittin Kin, öflce

[35] Nasahün Yorgunluk- ve meşakkat.

[36] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/13.

[37] Musbihîne Sabah olunca, onlar sabahlayınca,

[38] Yestebşirûne Sevinçlerini belirttiler, çünkü bunlar misafir­lerle karşılaşınca basan elde edeceklerini ve onlara kötü adetlerini yapacakla­rını sanmışlardı.

[39] Müşrikine Güneş doğarken

[40] el-mutevessimine Zamanın ibretlerini ve işlerin içyüzünü dü­şünenler.

[41] Ve inneha lebisebİlin mukimin Allah'ın azabının yerle bir ettiği Lût diyarından kinaye olarak kullanılmaktadır. Bu ülke bilinen bir yerde kurulmuştu.

[42] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/17.

[43] İmamin mübinin Aynı şekilde apaçık yol anlamındadır Bu­rası Akabe cihetinde Arap kafilelerinin uğrak yeri olan Eyke halkının konak yerlerindendir.

[44] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/18.

[45] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/18-19.

[46] Festahi's safha'I cemil Bilindiği üzere cümle mü-zemmil suresinde açıkladığımız; "Onlardan güzel bir şekilde uzaklaş" anla­mındadır.

[47] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/19-20.

[48] Bkz Begavi, İbn Kesir, Tabersi, Hazin, Zemahşeri Tefsirleri.

[49] Bkz Taberi.

[50] Bkz, İbn Kesir, Begavi, Tabersi. Hazin Tefsirleri.

[51] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/20-21.

[52] el-mııkiesimine Bunun yorumu hakkında çeşitli görüşler bu­lunmaktadır. Bunlar bir rivayete göre Allah'ın kitabını bölük bölük (parça parça) ederek kendilerine pay çıkaran yahudi ve hristiyanların olduğu söyle­nirken bir diğer rivayete göre bundan maksadın Mekke'nin kapılarından ve girişlerinden Muhammed'e geîen elçileri karşılamak ve O'na karşı onları uyarmak için pay Lisan Mekke'nin Önde gelen bir grup olduğu söylenmekte­dir. Bir başka rivayette ise; bunların Nemi suresinde belirtildiği gibi Muham-med e suikast düzenlemek için and içen ve bu yüzden de Allah'ın kendilerini helak ettiği andlaşmah bir gruptur.

[53] Kova enzelna Bir rivayete göre bu cümlenin nazmı); "Biz sana İkişerlilerden yediyi verdik" ayctiyle doğrudan bağlantılıdır. Buna göre ayetin takdiri; sana ikişerlilerden yediyi ve yüce Kur'an'i verdiğimiz gibi onu bölücüler üzerine indirdik, şeklindedir. Bir başka rivayette ise; Bu cümlenin nazmı "Ben apaçık bir uyarıcıyım" ayctiyle ilişkilidir. Dolayısıyla ayetin tak-diri; Ben sizi Allah'ın azabıyla uyarıyorum. Nitekim Allah azabını sizden ön­ce Peygamberlerine karşı gelenler üzerine indirmiştir.

[54] Adîn Bu kelime 'Addc' nin çoğuludur. Bazılarına göre bu, çeşitli parçalar anlamına gelmektedir. Çünkü onlar Kur'an'ı parçalara ayırarak bazı­sını kabul eüiler, bazısını da yalanladılar. Bazılarına göre ise; bu, sihir anlamı­na gelmektedir. Yani onîar, Kur'an için bu bir sihirden ibarettir, dediler.

[55] Bkz, İbni Kesir, Begavı, Taberi, Hazin.

[56] Bkz; Taberi, Begavi, İbni Kesir. Hazin, Zemahşeri.

[57] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/22.

[58] hda'y. Boyun eğ, uygula.

[59] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/23-24.