HİCR SÛRESİ 2

Sözlük. 2

Açıklama. 2

Sonuç. 2

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 3

Sözlük. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 4

Sözlük. 5

Açıklama. 5

Sonuç. 5

Sözlük. 6

Açıklama. 6

Sonuç. 6

Sözlük. 7

Açıklama. 7

Sonuç. 7

Sözlük. 8

Açıklama. 8

Sonuç. 9

Sozluk. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 10

Sozluk. 10

Açıklama. 10

Sonuç. 11

Sözlük. 11

Açıklama. 12

Sonuç. 12

Sözlük. 13

Açıklama. 13

Sonuç. 14


HİCR SÛRESİ

 

Rahman  ve Rahim  olan Allanın  adıyla.

1- Elif,   lâm,   râ,   şunlar  kitabın   ve  apaçık  Kur'an'ın   âyetle­ridir.

2- Bir  zaman   gelir  ki,   nankörlük  edenler,   keşke   müslüman olsaydılar  diye   arzu   ederler.

3- Bırak   onlar  yesinler,   eğlensinler,   arzu   onları   oyalasın. (Yakında  yaptıklarının   kötü   sonucunu)   bilecekler.

4- Biz hiçbir  şehri yok etmedik ki,  onun  mutlaka  bilinen  bir yazısı   olmasın.

5- Hiçbir millet ne  süresini geçebilir,  ne  de  (ondan)  geri ka­lır   (her   kavim   mutlaka   kendileri   için   belirlenmiş   sürede   helak olur).

 

Sözlük

 

Elif, Lâm. Rab, Bazı sûrelerin başında yer alan bu harflere hu-rufu-1 mukatta (ayrılmış) harfler denir. Bitişik yazılıp ayrı ayrı okunurlar. Bu harflerle maksadın ne olduğunu eniyi Allah bi­lir. Burada olduğu gibi yazılır ve okunur.Bu ayetler kitabın âyetleridir. Bunun gibi mukattaa harflerin­den oluşmuş bu ayetler, Kitab'ınâyetleridir.Severek isterler. Müslümanlardan olmayı temenni ederek ar­zular ve isterler.Ve faydalansınlar. Hoşa giden şeylerden ve arzulardan fayda­lansınlar.Ve arzular onları oyalar. Uzun yaşama, amellerine ve dünya­ya ait isteklerine ulaşma arzuları onları oyalasın.I Ancak ona belirli bir kitap vardır. Helakları için tesbit edilmiş bir vakit olmasın.Ümmet ecelini geçemez. Hiç bir toplum, süresini ileri geçe­mez. Min, manayı kuvvetlendirmek içindir. [1]

 

Açıklama

 

Sûre Mekke'de nazil olması sebebiyle akide (inanç) meselesine ve onun en büyük kısmı olan tevhid, (Allah'tan başkasına ibadet etmemek, O'na hiç bir şeyi şirk koşmamak) nübüvvet (Allah'ın gönderdiği peygamberleri tas­dik edip kendi zamanındaki peygambere tabi olmak) ve yeniden dirilme mes­elelerine çözüm getiriyor.

"Elif, lâm râ", bu harflerle neyi kasteddiğini Allah daha iyi bilir. Bu mu-katta harflerinin faydalarından bir tanesi de dinleyenin dikkatini çekmesi ve onu dinleyeni kendisine bağlamasıdır. Çünkü müşrikler etkilenme korkusuyla Kur'an'ı işitmeye engel oluyorlardı. Dolayısıyla onların dilinde benzeri olma­yan bu başlangıçlar, bu harflerden sonra gelen ayetleri dinlemeye onları bağlıyordu. Bunlar yani elif lâm râ gibi mukattaa harflerinin benzerlerinden bir araya getirilmiş ayetler, "kitabın[2] ve apaçık Kur'an'm âyetleridir." Mübin ke­limesi hakkı, batılı, hidayeti ve sapıklığı açıklayan manasmdadır."Bir zaman gelir ki, nankörlük edenler müslüman olsaydılar diye arzu ederler."

Allah şunu haber veriyor: Bir gün gelecek ki, bu gün kıyamet günüdür kâfirler cehenneme girerken müslümanların cennete girdiklerini görünce, o gün kendilerinin de müslümanlardan olmalarını temenni ve arzu edeceklerdir. Bazen, dünyadayken de Allah kafirlerin müslümanlardan olmayı arzu edecek­leri olay ve işleri yaratır."Bırak onları, yesinler faydalansınlar ve arzuları onları oyalasın. Onlar yakında bilecekler."Ey Rasûlümüz, bırak kafirleri, onlar dilediği yiyeceği yesinler, kendileri için oluşan lezzet ve şehvetlerden faydalansınlar ve amelleri onları işlerinin sonunu düşünmekten alıkoysun. Çünkü onların düşünceleri ömürlerinin uzun olması, arzularının gerçekleşmesidir. Onlar pek yakında gerçek dostları Al­lah'a döndürüldüklerinde ve uydurdukları ilahlar kendilerini terkettiğinde, ken­dilerinin dünyada haktan, O'na ve gerçek dine davetten yüz çevirmekle hata ettiklerini bileceklerdir.

"Biz hiç bir şehri yok etmedik ki," yani hiç bir şehir halkını helak ederek ve köklerini kazıyarak yok etmedik ki, oranın bir kitabı yani Kitab'da gün ve saati "belli bir vakti olmasın."Hiç bir toplum, süresini, ne ileri aşabilir ne de geri kalabilir. Çünkü Al­lah'ın helak olmasını yazdığı toplumun belirlenmiş vakitten önce helâklarının önüne geçmesi ve ondan bir an bile olsa geri kalması mümkün değildir. Bu İfa­dede, Mekkelileri korkutma ve tehdit söz konusudur. Onlar hakka davetle ve Hakk'ın elçisiyle mücadele ediyorlardı. Belki de onların şehirleri içinde bir yazı yazılmış ve onlar farkında değillerken orası için bu süre belirlenmişti. [3]

 

Sonuç

 

1- Kur'an, insanın mutlu olması ve mükemmele ulaşması için ihtiyaç duyulan herşeyi açıklamıştır.

2- Kafirler uyarılmış, İslâm'la mücadele etmekten sakındınlmışlardır. Bundan dolayı bir gün gelecek, o gün kâfirler, müslüman olmayı temenni ede­ceklerdir.

3- Kaza ve kader haktır. Dolayısıyla hiç bir şey yoktur ki, Allah önceden onu bilmesin ve ölüm gibi hayatı da, zarar gibi kârı da ve mutsuzluk gibi mut­luluğu da kader kitabına yazmış olmasın. Geçmişte olmuş, şu an olan ve de gelecekte olacak olanların tamamını Allah daha önceden bilmiş ve 'levh-i mahfuz'a yazmıştır. [4]

 

6-  Dediler   ki:   "Ey   kendisine   zikir   (kitab)   indirilmiş   olan! Sen  mutlaka  cinlenmişsin!"

7-  "Eğer  doğrulardansan   bize  melekleri  getirsene!"

8- Biz melekleri ancak hak ile  indiririz,  o zaman  da kendile­rine  usla  göz  açtırılmaz.

9-  O zikr (kitab)ı biz indirdik biz;  ve onun koruyucusu da el­bette    biziz.

10- Andolsun    senden    önce    evvelki   (millet)lerin    nesilleri içine  de  elçiler gönderdik.

11- Onlara hiç  bir elçi gelmezdi ki,  onunla alay  etmesinler.

 

Sözlük

 

Üzerine zikir indirildi. Kendisine zikr, Kur'an indirilen.

Keşke bize meleklerle gelseydin. Bize, senin Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik edecek melekler getirsene.

O zaman da onlara süre verilmez. Aksine, melekler iner in­mez onları azap yakalar.

Muhakkak ki zikri biz indirdik. Zikri, Kur'an'ı biz indirdik. Evvelkilerin kolları ve grupları içinde. [5]

 

Açıklama

 

"Onlar" peygamberlik ve vahyi inkar eden kafirler "dediler ki: Ey kendi­sine zikr (kitap) indirilmiş olan! Muhakkak sen cinlenmişsin." Yani akıllı de­ğilsin, aksi takdirde peygamberlik iddia etmezdin. Müşriklerin bu sözlerinde Rasûlüllah (s.a.v) ile açık bir alay söz konusudur ki, bu alay onlarm kalplerin-deki karanlığın ürünüdür. Eğer peygamberlik davanda doğru isen bize göz­lerimizle göreceğimiz senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edecek melek­leri getirsene. "Biz melekleri ancak hakla beraber indiririz." Yani melekler, sadece insanlar istedi ve arzu ettiler diye değil de hakkı gerçekleştirmek ve batılı yok etmek için inerler. Melekler iner de onlar iman etmezlerse, muhak­kak hemen onlara azap iner. O zaman da onlara zaman tanınmaz, o an helak olurlar. "Şüphesiz Kur'an'ı biz indirdik ve onu" yok olmaktan, ilave ve noksan­dan "koruyacak olan da biziz." Çünkü o, bizim kıyamete kadar mahlukat üzerindeki delilimizdir.[6] Biz zikri yani Kiur'an-ı Kerimi, hidayet, rahmet, şifa ve nur olarak indirdik. Onlar azabı istiyorlar, Allah ise rahmeti istiyor. Kur'an'ı melekler indirmesine rağmen, her ne kadar melekler indirse de onlar göğe geri dönerler ve Kur'an'dan başka peygamberliğe işaret eden bir şey kalmaz. Fakat.bu toplum inanmayı istemiyor. Onlar bu küfür ve inadda yalnız değiller, bu konuda daha önce içlerinden peygamber gönderilen toplum ve gu­ruplar gelmiş, onlar da yalanlamış ve inkar etmişlerdir. "Andolsun senden önce evvelkilerin nesilleri içine de elçiler gönderdik. [7]Onlara hiç bir elçi gel­mezdi ki, onunla alay etmesinler." Çünkü hastalığın sebebi aynıdır. Öyleyse ey Rasûl ümit kesme, üzülme, sabret ve Allah'ın sana zafer vaadini bekle. Çünkü O'nun vaadi gerçektir. Allah yazdı ki, şüphesiz Ben ve Rasûlüm galib geleceğiz. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, üstündür. [8]

 

Sonuç

 

1- Rasûlüllah müşriklerin alayları ve hafife alması ile karşılaşmıştır.

2-  Allah'ın insana rahmetinin tezahürlerinden bir tanesi de şudur: insan azabın inmesini ister, Allah ise rahmeti ister.

3- Kur'an'ı, ilave, noksanlık ve kaybolmaktan Allah korur.

4-  Allah'ın grup ve kavimler hakkındaki kanunu şudur: Onlara bir Rasûl gelir de, alışa geldikleri haram şeyleri onlar için yasaklar ve onları yeni bir hayır ve hidayete çağırır, o toplum da o elçiyle alay eder ve hafife alırsa, Allah da zalimlerin cezalarını verir. [9]

 

12-  İşte  biz  onu  suçluların  kalplerine  böyle  sokarız.

13-Kendilerinden   öncekilerin   adeti   (inkarcıların   mahvedi-leceği kuralı)  geçtiği halde yine  de  ona  inanmazlar.

14- Onlara   gökten   bir  kapı   açsak   da,   oraya   çıkacak   olsa* lardı.

15-  Herhalde  gözlerimiz  döndürüldü,   biz  büyülenmiş  bir  top­luluğuz   derlerdi.

16-  Andolsun   ki,   biz  gökte   burçlar yaptık  ve   onu   bakanlar için   süsledik.

17-  Ve  onu  her  taşlanmış  şeytandan  koruduk.

18-  Ancak  kulak  hırsızlığı   eden   olursa,   onu   da  parlak   bir ateş   parçası   kovalar.

 

Sözlük

 

Biz onu böylece sokarız. Biz onu (yani Kur'an) suçluların kalp­lerine böylece sokarız.Ve öncekilerin sünneti geçti. Daha önce geçmiş olan ümmet­lerin kuralı geçmişken.Orada çıkar dururlar. Gökten kapı açsak da oraya çıksalardı, yine de inanmazlardı.Ancak döndürüldü. Gözümüz bağlandı derler.Gökte burçlar. Yani güneş ve ayın bağlı oldukları burçlar ve yörünge sistemleri.Taşlanmış, lanetlenmiş Şeytan. Düşen yıldızla taşlanmış bü­tün şeytanlardan.Apaçık yıldız. Kendisiyle şeytanın taşlandığı, onu yakan, ayı­ran ve bozan yıldızla. [10]

 

Açıklama

 

Âyetler, iman etmeleri için Rasûlüllah (s.a.v.)'m peygamber olduğuna şehadet edecek meleklerin gelmesini isteyen, peygamberi yalanlayanlar hakkında devam etmektedir.Biz, kavminden olan suçlu kimselerin kendi yaptıklarından dolayı kal­bine böylece yalanı[11] sokarız. Nitekim biz onu kanunumuz gereği senden

önceki peygamberleri yalanlayanların kalbine de sokmuştuk. Bu sebeple kav­min sana ve indirilen zikre (Kur'an'a) inanmayacaktır. "Öncekilerin kanunu" geçmiştir.Yani peygamberlerle alay eden, onları yalanlayanlara azap etme işi geçmiştir. Çünkü onlar acı verici azabı görünceye kadar inanmıyorlardı. "Biz gökten onlar üzerine kapı açsak bile.[12]"Melekler veya yalanlayanlar gökten açacağımız o kapıya gün boyunca çıkıp inerek oraya yükselselerdi, gökte gözlerimiz gerçek görüşten alıkondu biz melekleri ve göğü göremiyoruz, "biz büyülenmiş bir topluluğuz derlerdi."[13] "Andolsun ki, biz gökte burçlar" yani güneş ve ayın konakladığı kendisiyle senelerin ve aylarm hesaplandığı yörün­geler "yaptık. Yani dönmeleri için belli mekanlar yaptık.[14] Ve onu" göğü "ba­kan insanlar için yıldızlarla süsledik. Ve onu" en aşağıdaki göğü "taşlanmış lanetli şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa," yani şeytan­lardan azgın olan birisi, dostları olan insan kahinlere haber indirmek için me­leklerden kulak hırsızlığı yapmak üzere göğe çıkarsa, o şeytanları, bozmak veya yakmak şeklinde açıklayan "bir ateş parçası takip eder." Biz gökte burç­lar yaptıktan itibaren sûrenin sonuna kadar bütün âyetlerden maksat Allah'ın kudretini, ilmini ve hikmetini ortaya koymaktır. Bunların hepsi, Rasûl gönde­rilmesine ve Rablerine mükemmel ve iki dünyada mesud olacakları ibadeti yapmaya insanları sevketmek için kitabın indirilmesine sebeptir. Fakat ya­lanlayanlar bilmezler. [15]

 

Sonuç

 

1-Allah'ın yalanlayıcı ve inatçı kişiler hakkındaki adeti şudur: Böyle kimseler acı veren azabı gözleriyle görünceye kadar inanmazlar.

2- Yalanlayan ve suçlu olan kimselerin melekleri görme gibi mucizeler istemelerinin bir anlamı yoktur. Çünkü Kur'an en büyük mucizedir, onlar ona inanmamışlardır. Bu sebeple gökte bir kapı açılsa ve onlar oraya çıksalar yine de inanmazlar.

3- Âyetlerin ifade ettiği mânalar arasında, Allah'ın rahmeti, hikmeti, ilmi ve kudretinin alametleri açıklanmaktadır. Bu, gökte burçlar[16] yaptık âyetin­den başlayarak 27. âyete kadar devam etmektedir. [17]

 

19-  Arzı  da yaydık,  oraya  sağlam  dağlar attık  ve  orada  Ölçü­lü,   mütenasib  herşeyi  bitirdik.

20- Orada    sizin    için    ve    (beslediğinizi   sandığınız,   fakat aslında)   sizin   beslemediğiniz   kimseler  için   geçimlikler   var  ettik.

21-  Hiç  bir  şey yoktur  ki,   onun  hazineleri,  bizim  yanımızda olmasın ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz.

22-  Rüzgarları,   aşılayıcı   olarak   gönderdik   de   gökten   su   in­dirdik,   böylece   sizi   suladık.   Onu   depolayan   siz  değilsiniz.

23-  Biziz,   elbette   biz   ki,   yaşatır,   Öldürürüz;   gerçek   varis olan  da  biziz.

24- Andolsun  sizden  önce  geçenleri  de  bildik,  sonra  gelenle­ri de bildik.

25- Gerçekten   onları  toplayacak  olan  Rabbindir,   O,   hüküm­dardır ve bilendir.

 

Sözlük

 

Ve arzı yaydık.Oraya dağları attık. Yerin hareket etmemesi için sabit dağlarattık.Ölçülmüş. Orada takdir edilmiş, mikdarı Allah tarafından bilin­en.Yaşamlar, rızıklar. Kelime maişet kelimesinin çoğuludur. Ma­nası, insanın yaşamını ve geçimini temin ettiği gıdalar ve ya­şam demektir. Ve siz onun için rızık verici değilsiniz. Sizin rızkını vericiler olmadığınız köle ve hayvan gibi varlıklara.Biz onu, (yağmuru) bilinen bir mikdar ile indiririz.Ve rüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdi. Yani rüzgarlar aşılar ve aşı maddesini erkekten dişiye taşıdığı gibi suyla dolu olur.1Ve onu depolayan da siz değilsiniz. Yani onun hazinelerinesahip değilsiniz ki, dilediğiniz kimseye verip dilediğinize ver-meyesiniz.Sizden önce geçenleri de sonra gelenleri de. Yani Ademoğul-

larmdan bugüne kadar helak olanları da sonra gelen sağları dave henüz var olmamış kıyamete kadar olacakları da bildik. [18]

 

Açıklama

 

Ayetler, Allah'ın kudretinin, ilminin, hikmetinin ve rahmetinin ortaya çıkmasıyla devam ediyor. Bu tezahürler O'na imanı, ibadeti, birliğini kabul et­meyi ve sevdiğini yapmayı, hoşlanmadığım yapmamayı gerektirir. Biz yeri de yaydık, oraya yerin sabit olacağı dolayısıyla hareket etmeyeceği ve üzerinde yaşayanları sallayıp da onların helak olmayacağı sağlam dağlar attık.[19] Ora­da miktarı Allah tarafında bilinen her şeyi bitirdik. Orada sizin için ve sizin rızık vermediğiniz, Allah'ın rızık verdiği köle ve hayvanlar için geçimlikler ver­dik. Hiçbir şey yoktur ki, onun hazineleri bizim yanımızda olmasın, ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz. Yani insan hayatının devamı konusunda ih­tiyaç duyacağı hiç bir faydalı şey yoktur ki, onun hazineleri Allah'ın katında olmasın.

Yağmur bunlardan bir tanesidir. Fakat Allah onu mahrukatının ihtiyacı ve maslahatına göre belirli bir miktarda indirir. Hayır, O'nun elindedir; O, herşeye kadirdir. Allah kullan için rızkı genişletseydi, onlar yeryüzünde az­gınlık yapardı. Fakat Allah, dilediği kadar onu indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdardır ve onları görür."Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik. "[20]Yani bulut aşılar, böylece yağmur yağar.

"Gökten kudretimiz ve irademizle su indirdik. Onunla da sizi ve sizin rızık vermediğiniz canlıları suladık."

Yani siz O'nun hazinelerine sahip değilsiniz ki, dilediğinize su vermeyip dilediğinize veresiniz. Aksine buna sahip olan Allah'tır. Dolayısıyla O, bir kavmin arazisine yağmur yağdırır, diğerlerine de yağdırmaz.

"Şüphesiz can veren de öldüren de biziz, gerçek varis olan da biziz. An­dolsun sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik."[21]Yani Hz. Adem'den beri ölen kimseleri de bildik, sağ olan sonra gelen-

leri de, şu an var olmayıp ilerde var olacak ve kıyamete kadar ölecek olanları da bildik. Hepsini Allah bildi. O'nun dışındakiler bilemezler. Bu sebeple Allah ibadeti hak etmiş, diğerleri ise etmemiştir. Ey Rasûl! Muhakkak ki, senin Rabbin, kıyamet günü onları hesaba çekmek ve cezalandırmak için kendi hu­zuruna toplayacaktır. Bu iş, kudret, ilim ve hikmete dayalıdır. Onları dirilten ve öldüren, tekrar diriltmeye kadirdir. Yaratmadan önce ve yarattıktan sonra da onları bilen, onları bir araya toplamaya da kadirdir. Her şeyi yerli yerine koyan hikmet sahibi Allah, onları boşu boşuna değil bilakis imtihan etmek, sonra hesaba çekmek ve sonra da cezalarını vermek için yaratmıştır. Çünkü O, hakimdir, âlimdir. [22]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın, aşağıda geleceği üzere, tecelli eden rahmet, hikmet, ilim ve kudretinin tezahürleri açıklanmıştır.

A)  Allah yeri yaratmış, onu yaymış, oraya dağlar atmış ve bulutlarla be­raber aşılayıcı rüzgarları göndermiştir.

B) Allah yağmuru belirli bir miktarda indirir. Allah ölmüş olanı da ölecek olanı da bilir.

C)  Allah hassas ölçülerle bitkileri yaratmış, sonra mahlukata can vermiş sonra da onları Öldürmüştür.

2- Allah'ın bir olduğunu kabul şunu ortaya koymuştur: Bu kudretinin eserlerinden biri de sadece O'na kulluk yapılmasının gerekmesidir.

3-  Ayetler Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğini ortaya koymak­tadır. Çünkü bu söz, Allah'ın ona vahyetüğİ Allah kelamıdır. [23]

 

26-  Andolsun   biz   insanı  pişmemiş   çamur dan,değişken   cıvık balçıktan  yarattık.

27- Cinne  gelince,   onu   da   (insandan)   daha   önee   (vücudun gözeneklerine)   nüfuz   eden   kavurucu   ateşten  yarattık.

28- Bir  zaman  Rabbin   meleklere   demişti  ki:   "Ben   kupkuru çamurdan,  değişken  balçıktan  bir insan yaratacağım."

29- "Onu   düzenle(yip   insan   şekline   koydu)ğum   ve   ona   ru­humdan  üflediğim  zaman  hemen  ona  secdeye  kapanın!'1

30-  Meleklerin   hepsi  topluca  secde  ettiler.

31- Yalnız  iblis   secde   edenlerle   beraber  olmayı  kabul  etme­di.

32- (Allah)   "Ey  İblis! Nen  var ki  sen  secde  edenlerle  bera­ber olmadın?" dedi.

33-   (iblis):    "Ben    bir   çamurdan,    değişken    balçıktan   ya­rattığın  insana  secde  edemem!"  dedi.

 

Sözlük

 

Andolsun ki biz insanı, Adem'i yarattık.Kuru çamurdan, kokmuş, değişmiş siyah renkli topraktan.

Dumanı olmayan ateşten. İnsanın iliklerine işleyen ateşten.Onu düzene koyduğum zaman. Yani yaratılışını tamamladığım zaman.ı O'na secdeye kapanın. [24]

 

Açıklama

 

Âyetler, Allah'ın kudret, ilim, hikmet ve rahmetinin tezahürlerini anlat­maya devam ediyor. Biz insanı yani Hz. Adem (a.s)'i kendisine vurulduğunda ses getiren kuru topraktan, kokusu değişik siyah renkli balçıktan yarattık.[25]Bu, Allah'ın kudret ve ilminin tezahürüdür. Cinni ise Hz. Adem'i yaratmazdan önce insanın iliklerine işleyen dumansız ateşten yarattık. Buradaki cin, cinle­rin babası olandır [26]Ey Rasulumüz hatırla ki "Rabbin meleklere demişti ki, Adem'e" kulluk değil de tazim ve "saygı secdesi yapın." Çünkü ibadet edilecek olan emreden ve itaat edilendir. O da Allah'tır. Onlar secde ettiler de "İblis secde edenlerle beraber secde etmekten kaçındı. Allah buyurdu ki: "Ey İblis sana ne oluyor da secde edenlerle beraber secde etmiyorsun?"

Yani sana ne oldu da secde eden meleklerden olmaktan kaçındın. Melun (lanetlenmiş Şeytan) kaçınmasınınsebebinin, Hz. Adem'i kıskanması ve bü-yüklenmesi olduğunu belirtti. Şeytan: "Senin kuru topraktan, kokusu değiş­miş balçıktan yarattığın insana secde edemem" dedi. Gelecek ayetlerde Al­lah'ın ona cevabı ve onu reddi yer alacaktır. [27]

 

Sonuç

 

1- İnsanın yaratılışının aslı topraktır. Çin'in ki ise ateşin alevidir.

2- Secde bir fazilettir. Çünkü Allah meleklere kulluk olarak değil sadece saygı ifade eden secdeyi emretmiş, onlar da iblis hariç hep beraber secde etmiş ler dü'.

3- Burada hased kötülenmiştir. O, günahların en şerlisi ve en zarar-lısıdır.

4- Kibir (büyüklenmek) kötülenmiştir. O, kişinin dünyada kemâle erme­sine de saadete kavuşmasına manidir.

5- Hz. Adem topraktan, İblis ateşten yaratılmıştır. Yani, Adem (a.s.)'ûı aslı topraktandır. Şeytanın ise dumansız ateştendir. [28]

 

34- (Allah)   "öyleyse   çık   oradan"   dedi.    "Çünkü   sen   koyul­muşlardansın."

35- "Ta  ceza gününe  kadar üzerine  lanet edilecektir."

36-  (İblis)   "Rabbim!" dedi,   "bari dirilecekleri güne kadar be-

ni(m  canımı  almayı)   ertele"  dedi.

37-  (Allah)   "haydi  dedi,   sen   ertelenmişlerdensin"

38-  "O bilinen vaktin gününe kadar."

39-  (İblis)   "Rabbim!"  dedi,   "beni  azdırmandan  ötürü  andol-sun   ki,   ben   de   yeryüzünde   onlara   (günahları)   süsleyeceğim   ve onların   hepsini  azdıracağım.'1

40-  Ancak  içlerinden   kendilerine   ihlas  verilen  kulların   ha­riç.   (Benim   azdırmam   onları   etkilemez.)1'

41- (Allah)  buyurdu ki:  "İşte bana varan doğru yol budur."

42-  "Benim halis kullarıma karşı senin  bir gücün yoktur. An­cak  sana  uyan  azgınlar(ı  azdırabilirsin)."

43- Cehennem  onların  hepsinin  buluşma yeridir.

44-  Onun yedi  kapısı  vardır,   her  kapıya  onlardan  bir  bölüm ayrılmıştır.

 

Sözlük

 

De ki öyleyse çık oradan, cennetten dedi. Çünkü sen taşlanmışsın, kovuldun, lanetlendin.

 bilinen vaktin gününe kadar. Yani bütün canlıların öleceği ilk sura üfürülüş vaktine kadar.Beni azdırmandan dolayı. Yani beni saptırıp, bozmandan do-layı.[29]İhlaslılar. Kendilerine ihlas verilmiş, yani kendine itaat için seçtiğin kimseler hariç, çünkü benim tuzağım onlara etki et­mez.İşte bana varan doğru yol budur.ı

Onun yedi kapısı vardır. Onun tabakalarının kapısı yedidir ki, bunlar cehennem, leza, hutame, sair, sakar, cahim ve haviye­dir. [30]

 

Açıklama

 

"Öyleyse oradan çık" emri İblis'in ben bir beşere (insana) secde etmem sözüne cevaptır. Oradan çık demek, cennetten çık demektir.Çünkü sen kovulmuş, uzaklaştırılmışsın. O din gününe yani kıyamete kadar benim lanetim, yani öfkem ve seni gökten uzak tutman senin üzerine olsun. Lânetli İblis Allah'ın ondan haber verdiği şu sözü söyledi:"Ey Rabbim! Bana insanların tekrar diriltilecekleri [31]güne kadar mühlet ver, beni öldürme" Allah da ona şöylecevap verdi: "Sen bilinen günün vaktine kadar mühlet verilenlerdensin."[32]Burada geçen gün hiçbir kimse kalmayacak şekilde Ademoğulları'nın yok olacağı gündür ki, bu da sura ilk üfürülüşte olacaktır. Lanetli İblis, Al­lah'ın onun aleyhindeki hükmünü duyunca, Allah'ın haber verdiği şu sözü söyledi: "Ey Rabbim! Beni azdırman sebebiyle ben de yeryüzünde onlara küf­rü, şirki ve büyük günahları süsleyeceğim[33] ve onların hepsini azdıracağım" yani doğru yoldan çıkaracağım. "Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç." Lanetli İblis Allah'ın, kendisine itaat için seçtiği ve dostluğuy-la iyilikte bulunduğu kimseleri ayrı tutmaktadır. Onlar öfkenin haklarından gelemediği, şehvet ve arzunun kendilerini hükmü altına alamadığı kimseler­dir. O buyurdu ki, "işte bu bana varan doğru yoldur." Yani riayet eden ve de­vam eden kimseyi bana ulaştıran doğru yoldur. "Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. [34]Ancak sana uyan azgınları (azdırabilirsin)." "Ce­hennem onların" yani benim ve onların hepsinin "buluşma yeridir. Onun yedi kapısı vardır." Çünkü cehennem yedi tabakadır ve her tabakanın üstünde oraya girecek olanların bir kapısı vardır. Bu, "o kapılardan her biri için onlar­dan bölünmüş bir parça vardır" âyetinin işaret ettiği manadır. Cehennemin ta­bakaları leza, hutama, şâir, sakar, cahîm, hâviye ve cehennemdir.'[35]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın gazabı kıyamete kadar devam ettiğinden lanetlenmiş İblis, tevbeden geri kalacaktır. Kibrinden dolayı tevbe etmeyecektir.

2- Yüce Allah, mahrukatın en şerlisinin dahi duasını kabul etmiştir. Mahlukatın en şerlisi ise İblis'dir, yani şeytandır.

3- İblis'in azdırmada kullanacağı silahların en etkilisi, bazı şeyleri süslü göstermesidir. Öyle ki, o şeyler yerilmiş çirkin bile olsa, İblis'in güzel göster­mesiyle insanlara güzel görünecek neticede de insanlar onu işleyeceklerdir.

4-Peygamberler günah işlemekten korunmuştur. Allah dostlarını korur, onlar da günahların kirlerine bulaşmazlar.

5- Allah'ın yolu, Allah'a götürür. İnsanlar o yola girecek ve Allah'a ulaşacaklardır. Allah da onları hesaba çekecek, işledikleri hayra karşılık hayır, şerre karşılık şerle onlara karşılık verecektir.

6- Cehennemin birbiri üstünde tabakaları ve her tabakada da, Cehen­nem halkının gireceği bir kapısı vardır. [36]

 

45- (Şeytana   uymaktan,   küfür   ve   isyandan)   korunanlar   ise cennetlerde,   pınar   başlanndadırlar.

46-  (Onlara)  oraya  esenlikle,  güven  içinde  girin  (denir).

47-  Onların   göğüslerindeki   kini   çıkarıp   almışızdır,    (hepsi) kardeşler   olarak  divanlar   üzerinde   karşı   karşıya   oturur   (sohbet eder)ler.

48-   Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve  onlar oradan çıkarılacak  da   değillerdir.

49-    (Ey   Muhammed)   kullarıma   haber   ver,   işte   ben   öyle bağışlayan,   öyle   esirgeyenim.

50-  Fakat benim azabım da çok acı bir azaptır.

51-  Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.

52- Onun  yanına  gelmişler   "selam"   demişlerdi.   O   da,   "biz sizden   korkuyoruz"   demişti.

53- "Korkma"   dediler,   "sana   bilgin   bir  çocuk(un   olacağını) müjdeleriz."

54- "Bana   ihtiyarlık   dokunduktan   sonra      beni   müjdele­diniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni!" dedi.

55-" Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma" de* diler.

56- "Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut kes­er?" dedi.

 

Sözlük

 

Muhakkak ki takva sahipleri, korunanlar. Yani Allah'tan kor­kanlar, onlar için koyduğu ibadetlerle yalnızca Allah'a ibadet edenler.Onların göğüslerindeki kini, kıskançlığı, düşmanlığı ye hıncı söküp aldık.

Karşılıklı divanlar üstünde otururlar. Yani bir birlerine baka­rak oturmaya devam ederler.Orada onlara yorgunluk da dokunmaz.Acı veren, ızdırap veren azap., Hz. İbrahim'in misafirlerini. Bunlar, Lût kavmini helak etmeye giderken^Hz. İbrahim'in yanına inen meleklerdi. Başlarında genç bir insan şeklinde Cebrail bulunuyordur.

Biz sizden korku duymaktayız. İbrahim (a.s.) hem kendi adına hem de eşi adına bu sözü, melekler yemeği reddettikle­rinde söylemişti.Bilgili bir çocukla, İshak'la.Ve ne ile müjdeliyorsunuz. Ne tuhaf, yaşlı olmama rağmen beni bir çocukla müjdeliyorsunuz.Ümit kesenlerden. [37]

 

Açıklama

 

Yüce Allah, İblis'e uyan azgınların cezasını anlattıktan sonra, takva ve iman sahibi kullarının da mükafatını haber vermiştir. Dolayısıyla Allah onlar için hazırladığı nimeti haber vererek şöyle buyuruyor:

Şüphesiz ki ,şirk ve isyanı terkederek Allah'tan korkanlar [38]cennet bahçelerinde ve pmar[39] baştandadırlar. Onlara esenlikle, güven içinde yani korkudan emin olarak mutlu ve huzurlu olarak [40]oraya girin denir."Biz onların göğüslerindeki kini[41] söküp almışızdır." Allah cennet ehli­nin göğsünde, oranın nimetini bulandıracak veya safiyetini bozacak kin, ha-sed, düşmanlık ve kıskançlıktan hiçbir iz bırakmamıştır.

Kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Onlar göğüs­leri bulandıracak ve safiyetini bozacak şeylerden temiz olunca, birbirlerine karşı kardeşler olarak sevgi duygusu içinde oldular. Onları, yüzyüze karşılıklı divanlar üzerinde oturacakları bir meclis bir araya getirir. Hiçbir zaman birbir­lerine karşı kin, nefret ve düşmanlık beslemezler."Orada onlara bir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir."

Bu âyette iki nimetin haber verilişi söz konusudur. Birincisi ebedi ra­hattır. Çünkü cennette ne yorgunluk ne de bitkinlik olmayacaktır. Oranın ni­meti ebedi ve daimidir. Çünkü onlar oradan ebediyyen çıkmayacaklardır.

Bu âyette, öldükten sonra yeniden dirilmenin ve cezanın en belirgin ve en açık ifadeyle açıklanması söz konusudur. Ey Rasulumuz mü'min ve iman ehli "kullarımıza[42] haber ver ki, şüphesiz ben çok bağışlayan ve çok esirge­yenim." Rablerinin, isyan eder de tevbe ederlerse onları çok bağışlayıcı ve onları çok esirgeyici olduğunu, bu sebeple de onlara azab etmeyeceğini haber ver."Fakat benim azabım da acı veren azaptır."

Onlara haber ver ki, benim azabım acı veren bir azaptır. Dolayısıyla bana şirk koşarak veya emrime karşı gelerekveya haramlarımı çiğnemeye çalışarak bana isyan etmekten sakınsınlar. "Onlara İbrahim'in konuklarını[43]

haber ver. Hani onlar onun yanına girmişler ve ona selam demişlerdi de o da biz sizden korkuyoruz demişti."

Gelen misafirler Hz. İbrahim'e (a.s) selam vermişler, o da onların sela­mını almış ve onlara kızartılmış bir buzağı takdim etmişti. Aynı şekilde ben­zer olay Hud hakkında da geçmiştir. Onlara yiyecek takdim etmiş onlar ise yememişlerdi.Cebrail, Mikail ve İsrafil (a.s) güzel bir genç şeklindeydiler. Hz. İbrahim (s.a.v.)onlardan korktuğunu şu sebeple haber vermişti. O zaman adet olan şey, birisine misafir olarak gelen kendisine ikram edilen yemeği yemezse bu, onun ev sahibine kötülük yapmayı düşündüğünü gösterirdi. "Onlar da dediler ki, korkma biz seni bilgili bir çocukla müjdeliyoruz." İbrahim onlara, Allah'ın haber verdiği şu sözle cevap verdi: "O dedi ki, bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şeyle müjdeliyorsunuz beni[44] Yani yaşım ilerlemişken bir çocukla müjdelenmek şaşılacak bir şey. İbrahim (a.s) müjdeye hayret edip üzerinde haberin doğruluğu hakkında şüpheye düştü­ğünün belirtisi görülünce onlar İbrahim'e dediler ki: "Biz sana gerçeği müjde­ledik. Bu sebeple ümit kesenlerden olma!" İbrahim (a.s)de ümit kesmesini reddederek ki bu haramdır onlara şöyle cevap verdi. "Rabbinin rahmetinden ancak yoldan çıkmışlar ümit keser."

Yani, Rableri onlara rahmet ederken ve de nimet verirken tecelli eder. Sıfatlannı bilmemeleri yüzünden, Allah'ın kudret ve Rahmetini inkar edenler

ümit keserler. [45]

 

Sonuç

 

1- Âyetlerde cennet nimetleri ve onun nimetlerinin hem maddi hem de manevi olduğu ve ebedi olduğu anlatılmaktadır.

2-Cennet nimetleri onları kirletecek ve bulandıracak her şeyden uzaktır.

3- Allah, tevbe edenlerin günahlarını bağışlayacağını vaad etmiştir.

4- Allah tevbe etmeden küfrüyle ölenleri ebedi bir azapla tehdit etmiş­tir.

5-  Misafirliğe gitmek, mü'min kardeşlerinin hâl ve hatırlarım sormak İslâmî ahlâklardan biridir.

6- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek haramdır. [46]

 

57- "Ey elçiler! İşiniz nedir?" dedi.

58- "Biz  suç  işleyen  bir kavme  gönderildik"  dediler.

59-  "Yalnız   Lut   ailesi   suçlu   değildir.   Biz   onların   hepsini kurtaracağız*"

60- "Ancak karısı  hariç,  onun  da  (suçlularla  beraber)  kalan­lardan olmasını uygun gördük."

61- Elçiler Lût ailesine  geldiklerinde.

62-  (Lût)   "siz,   hiç  tanınmamış  kimselersiniz,"  dedi.

63- Dediler  ki:   "Doğrusu  biz  onların,   hakkında  şüphe  ettik­leri  şeyi  sana  getirdik  (kavminin   şüphe   ettiği  azabı  getirdik).'

64- "Sana  gerçeği  getirdik,   biz  elbette  doğru   söyleyenleriz."

65-"Hemen  gecenin  bir parçasında  aileni yürüt,  sen  de  ar­kalarından  git,   içinizden   hiç  kimse  ardına  dönüp  bakmasın.  Em-redildiğiniz  yere  gidin."

66-  Ona:   Şunlar   Sabaha   girerlerken   arkaları   kesilecekdir, buyrulduğunu  bildirdik.

 

Sozluk

 

SDedi ki sizin işiniz nedir?Mücrim, günahkâr, suç işleyen topluma, Hz. Lût (a.s.) kav­mine.

Şüphesiz biz onların hepisini kurtarıcıyız. Yani salih amel ve imanları sebebiyle onların hepsini kurtaracağız.

Azab içinde kalanlar.Bilinmeyen kavim. Siz hiç tanınmamış bir toplumsunuz. Yani ben sizi tanımıyorum

Onların onda şüphe ettikleri. Yani hakkında şüphe ettikleri azap.Emrolunduğunuz yer. Size emredilen yere. Yani onlara gitme­leri emredilmiş olan Şam'a.Ve biz ona bu işi hükmettik. Biz Hz. Lut (a.s.)'a yöneldik ve ona zalim kavmin sabaha çıkarken olacağını vahyettik. [47]

 

Açıklama

 

Ayetler, Hz. İbrahim (a.s.)'in misafirlerinden bahsetmeye devam ediyor. İşte Allah'ın haber verdiği şu soruyu onlara sordu:"Ey elçiler sizin işiniz nedir?"Yani Allah tarafından size verilen iş nedir? Çünkü onlar melektiler. On­lar dediler ki: Biz hem kendi aleyhlerinde hem de başkalarının aleyhinde suç işleyen bir kavme gönderildik, onlar homoseksüel (erkek erkeğe cinsel ilişki kuran kimseler) idiler; Allah onlara lanet etsin. Ancak Hz. Lût (a.s.) ailesi hariç: Yani Hz. Lut'un aile fertleriyle ona inananlar hariç. Şüphesiz biz karısı hariç onların tamamını kurtaracağız. Karısının azap içinde kalanlardan ol­masına hükmettik. Yani Allah helak olmasına hüküm verdi. Çünkü o, Hz. Lut(a.s.)'un hanımı, o kavimdekiler gibi kâfirdi. Buraya kadar Hz. İbrahim'le on­lar arasında geçen konuşma devam etmektedir. Onlar (daha sonra) Hz. Lut'un şehrine taşındılar. Allah şöyle buyuruyor:

"Elçiler Lut'un ailesine geldiklerinde" yani onlara ulaşıp onların evle­rinde huzurlarına girince Hz. Lût (a.s) şöyle dedi: "Siz hiç tanınmamış bir top­lumsunuz. Ben sizi tanımıyorum." Onlar da cevap olarak şöyle dediler. "Biz, Rabbinin elçileriyiz, sana kavminin şüphe ettiği" küfür ve suçlarının cezası olan "azabı getirdik. Biz sana kendisinde şüphe olmayan hakkı getirdik. Şüphesiz biz sana haber verdiğimiz hususta doğru söyleyenleriz." Bu, suçlu kavmine azab edilmesidir. Bu sebeple gecenin bir kısmında aileni yola çıkar, sen de onların peşini takib et yani onlar senin önünde, sen arkalarında yürü, sizden hiç bir kimse arkasına bakmak için kafasını çevirmesin. Yani böylece suçlulara azap inerken, ona kötü gelecek bir şeyi görmesin. Emredildiğiniz yere gidin. Onlar Şam'a gitmekle emrolunmuşlardı. Biz, şunlar sabaha girer­lerken arkalan kesileceklerdir, buyruğunu ona vahyettik. Yani Hz. Lut'a yö­neldik ve ona sabaha çıkarlarken bunların arkalarının kesileceğini yani sa­bahın erken saatlerinde güneş doğmamışken onların son fertlerine varıncaya kadar helak olacaklarını, yani yerin altını üstüne getirip onların da helak ola­caklarını ona vahyettik." [48]

 

Sonuç

 

1- Burada suç işleme kötülenmiş ve suç işleyenlerin cezası açıklan­mıştır.

2- Küfür ve suç, akraba ve soy arasını ayırınca, hısımlığın, soyun ve ak­rabalığın bir değeri yoktur. Nitekim, Hz. Lût (a.s)'un hanımı helak olanlarla beraber helak olmuş, Hz. Lût (a.s) ona, hanımı olmasına rağmen şefaatte bu­lunmamıştır.

3- Uzun mesafe katetmek için gece yolculuğu yapılabilir.

4-  Sorumlu ve liderlerin durumları gözden kaçmasın diye veya emre kar­şı geleni tesbit etmek için kafilenin veya ordunun ardından yürümesi güzeldir. Rasûiüllah (s.a.v) de böyle yapardı.

5- Helak olan zalimlere merhamet acımak doğru değildir. Çünkü Allah, "sizden hiç bir kimse (kalbiyle) geri dönmesin." buyurmaktadır. [49]

 

67- (Lût  kavminin  oturduğu  Sodom)  kentin(in)  halkı,  (Lut'un genç   konuklarını   duyup)   sevinerek  geldiler.

68-  (Lût   onlara)   "bunlar   benim   konuğumdur,"   dedi,   "beni mahcup   etmeyin."

69-  "(Ne  olur.) Allah'tan  korkun,  beni rezil etmeyin."

70-  "Seni   alemlerden   (başkalarının   işine   karışmaktan)   men etmemiş  miydik?"  dediler.

71- "Eğer   yapacaksanız,   işte   kızlarım"   dedi.    (Lût   konuk­larını   kurtarmak  için   kavmine   kızlarını  arzetmiş   veya  kızları  du­rumunda   olan   diğer  kadınlarla   evlenmelerini  istemiştir.)

72-  Senin   ömrüne   andolsun   ki,   onlar,   sarhoşlukları   içinde

bocalıyorlardı.

73-  Güneşin   doğma   zamanına   girerlerken,   korkunç   ses   on­ları  yakaladı.

74- O   kentin  altını   üstüne  getirdik  ve   üzerlerine  de  çamur­dan  pişmiş   taşlar  yağdırdık.

75-  Şüphesiz   bunda   işaretten    anlayanlara    (nice)    ibretler vardır.

76-   Ve  o  (kent,   herkesin  gelip  geçtiği)  bir yol  üzerinde  dur­maktadır.

77- Elbette  bunda inananlar için bir ibret vardır.

78-  Gerçekten  Eyke  halkı  da  zalim  kimselerdi.

79- Onlardan   da   Öcümüzü   aldık,   her   ikisi   de   (Sadom   ve Eyke)   hala   (yol  üzerinde  gözler)   ön(ün)de   apaçık  durmaktadır.

 

Sozluk

 

Ve şehir halkı sevinerek geldi. Yani Sadom halkı   sevinerek geldiler.Allah'tan korkun ve beni rezil etmeyin. Yani misafirlerime saygıyı ayaklar altına alarak beni küçük düşürmeyin.] Biz seni alemlerden nehyetmemişmiydik? Yani onlara komşu olmak ve misafir kabul etmekten men etmemiş miydik?Onlar sapıklıkları ve akıllarını başlarından alan sapıklığın sar­hoşluğu içinde bocalıyorlardı.Güneş doğarken. Pişirilmiş topraktan.  İbret alarak bakanlar için deliller vardır.O, yol üstünde durmaktadır. Yani Kureyş'in Şam'a giden yolu üstünde bulunmaktadır.I Eyke halkı. Yani Hz. Şuayb (a.s)'m kavmi. Eyke, Medyen yakınında ağaç ormanının ismidir. Her ikisi de önünde apaçık durmaktadır. Yani Hz. Lût kavmi ve Eyke halkı apaçık bir şekilde yol üstündedir. [50]

 

Açıklama

 

Ayetler, bir açıdan Hz. Lût (a.s) ve misafirleri olan meleklerle devam ederken diğer bir açıdan da Hz. Lût kavmiyle devam etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Şehir halkı, Sadom halkı kötülük işlemeyi arzuladıklarından sevinerek geldiler. Oranın halkı homoseksüel (erkek erkekle cinsel ilişki kuran kimse­ler) idi. Hz. Lût onlara Allah'ın haber verdiği şu sözü söyledi: Lut, melekleri göstererek dedi ki: "Bunlar benim misafirlerim, beni kötü arzularınızla mah­cup etmeyin. Allah'tan korkun ve beni rezil etmeyin." Onlar da Allah'ın onlar­dan haber verdiği şu sözlerle cevap verdiler: "Onlar dediler ki: Biz, seni alem­lerden menetmedik mi?" Yani sen bizim seni misafir kabul etmekten veya onlarla komşu olmaktan men edişimizi hatırlamadın da bize bunları mı söy­lüyorsun? Hz. Lut onlara şöyle cevap verdi: "O, dedi ki, işte eğer ilişkide bu-lunacaksanız kavmimin kızlarıyla nikah yaparak evleniniz." Yani işte kızla­rım, eğer emrettiğimi ve size gösterdiğimi yapacaksanız onlarla evlenin. Al­lah buyuruyor ki, "senin ömrüne andolsun ki,[51]onlar sarhoşluk içinde bo­calıyorlardı." Yani senin hayatına yemin olsun ki, Ey Rasûl, o Lût kavmi akıl­larını başlarından alan ve onları hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye indiren sapıklıkları içinde şaşkın bir vaziyette bocalıyorlardı. "Güneşin doğma za­manına girerlerken onları korkunç bir ses yakaladı." Yani güneş doğarken Ceb­rail'in korkunç sesi onları yakaladı. "Oranın altını üstüne getirdik," bu altı üste çevirmek demektir. Bunun üstüne "üzerlerine de pişmiş topraktan taşlar yağdırdık." Şüphesiz ki bunda, bu şehirlerin tamamen yok edilmesinin an­latılmasında ibret ve eşyayı tanımak için tefekkür nazarıyla bakan[52] kimseler için deliller ve öğütler vardır. O helak olan yerler, Mekke halkının Şam'a yol­culukları sırasında uğrayıp geçtikleri yolun üzerindedir. Şüphesiz ki, bunda in-ananlar için ibretler vardır. Dolayısıyla Allah'ın saygı duyulması gereken emirlerini çiğnemeye cüret etmeyin ve O'na karşı isyan etmeyin. Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi.Bu, Şuayb'ın, kavmi Eyke halkıyla olan kıssasına bir işarettir. Eyke sık ağaçlardan oluşmuş orman demektir. Onların yerleri oradaydı ve onlar müş­riktiler. Bu ifade şu âyette zulüm olarak geçmektedir. Eyke halkı da, Allah'tan başkasına ibadet ederek kendilerine zulmeden kimselerdi. Biz onlardan inti­kam aldık, onlar zevk ve sefa içerisindeyken aşırı sıcakla yok ettik. Şuara su­resinde onlardan söz edilecektir. Allah burada buyuruyor ki: Gölge gününün -yani gölgelerde rahat ve zevk içinde iken gelen azap- azabı onları yakaladı. Şüphesiz o büyük bir günün azabıydı. Onların ikisi de önde, yolda, apaçık dur­maktadır. İnsanlar oradan yürüyerek geçmektedirler. İrınehumadaki onların ikisi Şuayb ve Lût kavmine göstermektedir. Onlar Medyen ve Eyke halkı­dırlar. Çünkü onlar Eyke ve Medyen halkına gönderilmişlerdir. Âyette geçen yol Kureyş'in Şam'a giden yoludur. Bu kıssayı anlatmaktan maksat Kureyş'e öğüt vermek ve onların ibret almalarıdır. Onlar öğüt alıp ibret alacaklar mı? [53]

 

Sonuç

 

1- Lût kavmi helak edilmiştir.

2- Fuhuş kötüdür ve o beşeriyetin tanıdığı en çirkin fuhuştur ki bu da er­keklerle ilişkide bulunmadır.

3-Lût (a.s) misafirlerini savunmuş ve misafirlerini kurtarmak için kav­minin kızlarıyla evlenmelerini söylemiştir.

4-  Allah ömrüne yemin ederken Rasûlüllah'a şeref bahsetmiştir.

5- Tefekkür ve ibret gözüyle bakmaya, bu âyetlerde teşvik vardır. Çünkü bu, beşer aklı için çok faydalıdır.

6- Allah'ın zalimlerden intikamı, ibret ve öğüt almak içindir.

7-  Ayetler Rasûlüllah'ın peygamber olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü benzer haberler ancak ilahi vahiy ile olabilir. [54]

 

80- Andolsun   Hicr   halkı   (Semud   kavmi)   de   peygamberleri yalanladılar.

81-  Onlara  âyetlerimizi   verdik,   ama   onlardan  yüz  çeviriyor­lardı.

82-  Dağlardan  güvenli  evler yontuyorlardı.

83-  Sabaha girerlerken  onları da korkunç  ses yakaladı.

84-  Kazandıkları,  kendilerinden  hiç  bir  şeyi  savamadı.

85-  Biz  gökleri,  yeri  ve  bunlar  arasında  bulunanları  hak  ile yarattık.   O   saatte   mutlaka   gelecektir.   Şimdi   sen   güzel   bir   hoş­görü ile hareket et.

86- Yaratan,   bilen  ancak Rabbindir.

87-  Andolsun   sana   ikililerden  yediyi   ve   bu   büyük  Kur'an'ı verdik.

88- Onlardan   bazı   çiftlere   (sınıflara)   verdiğimiz   dünyalığa gözünü  dikme  ve  onlara  üzülme.     Mü'minlere  kanadını  indir  (on­lara   şefkatli  davran).

 

Sözlük

 

IHicir halkı. Bunlar Salih (a.s)'ın kavmiydi, yerleri Medine ile Şam arasındadır.Onlara âyetlerimizi vermiştik, verdik. Yani devenin yaratılı-şındaki hikmetleri vermiştik, o en büyük bir delildir.Onların kazandıkları kendilerine hiç bir fayda vermedi. Onlar­dan kazandıkları saraylar ve mallar hiçbir şeyi savmadı.Güzel bir hoşgörü, bağışlama, affetmek. Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et, kırmadan onlardan yüz çevir. Bu durum, savaş emredilmeden önce söz konusuydu^İkişerden yedi. Ki bunlar Fatiha suresinin yedi âyetidir. Onlardan çiftler. Onlardan, kafirlerden bazı eşler.Ve kanadını indir. Mü'minlere kanadını indir, onlara karşı tev­azulu ve affedici ol. [55]

 

Açıklama

 

Bu ifadeler, başka bir kıssaya başlamadır. Bu kıssa Hicr halkının hika­yesidir. Onlar Hz. Salih (a.s)'ın kavmi olan Semud kavmidir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Hicr[56]halkı da peygamberleri yalanlamıştı."

Bu ifade de Rasûlüllah için Öğüt söz konusudur. Çünkü kavmi olan Mek­ke halkı Onu yalanlamıştı. Bu sebeple onların yalanlamaları karşısında, o sab­retsin. Zira ondan Önce pek çok kavim de yalanlamıştı. Onlar "Sadece Salih (a.s)'ı yalanladıkları halde, Allah bir peygamberi yalanlayanın bütün peygam­berleri yalanlamış olacağını nazarı dikkate alarak "Peygamberleri yalanla­dılar" buyuruyor. Çünkü peygamberlerin daveti tektir, o da insanı kemale er­dirmek ve iki dünyada mesud kılmak için koyduğu hükümlerle sadece Allah'a ibadet etmektir.

Biz "onlara ayetlerimizi[57]verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı." Burada ayetlerden maksad, deve mucizesiyle birlikte olan diğer delillerdir. On­lardan bir kısmı şunlardı: O deve büyük bir kayadan çıkmıştı, beldenin suyun­dan bir gün deve içiyor bir gün de halk içiyordu. Deve suyu içtiği gün her evin önünde sütünü sağmaları için duruyordu. İstedikleri mucizeyi Allah onlara verdikten sonra da inanmamış ve tevbe etmemişlerdi. Onlar dağlan oyarak güvenli evler yapıyorlardı. Yani onlar dağları oyarak dağların içinde kış ay­larında, evleri kuvvetli olduğundan üzerlerine bir şey düşmekten emin oluyor-lardı.Dağlarda yonttukları bu evler, onları koruduğundan onlara erişecek soğuk ve sıcaktan emin olarak oturacakları evler ediniyorlardı. Onlar "sabaha çıkarlarken, onları korkunç ses yakaladı." Bu dördüncü günün sesiydi, olay cumartesi olmuştu, akabinde onlar topluca helak olmuşlardı. Onların ka­zandıkları mal, malzeme ve saraylar onlardan hiç bir azabı savamamış, ak­sine onlar helak olmuşlar, onlardan, iman edip salih amel işleyenlerin dışında hiç kimse kurtulamamıştı. Allah iman eden kimseleri nebisi Hz. Salih (a.s)'le beraber kurtarmıştı."Biz yeri, gökleri ve onlar arasında mevcut olan şeyleri hakla yarattık."Yani ancak beni zikretsinler bana şükredip ibadet etsinler diye yarattık. Bu sebeple kim inkar eder, beni anmaz, bana asi olur ve bana şükretmezse ben de onu helak ederim."Çünkü ben bu büyük mahrukatı boşuna, iş olsun diye yaratmadım. Şüp­hesiz o saat de mutlaka gelecektir. Orada herkes kazandığıyla cezalandırı­lacaktır. Dolayısıyla sen kavmine üzülme, onlara karşı sabırsız davranma. Çünkü onların cezası gereklidir ve elbette gelecektir. Öyleyse sabret, onları affet."Bu açıklama, "onlara güzel bir hoşgörü ile hareket et" ifadesinin ma­nasıdır. Şüphesiz senin Rabbin, yaratan, bilendir. Her şeyi O yaratmış ve ya­rattıklarını da bilmiştir. Mesela mahlukatın çok olmasına rağmen onların ni­yetlerini, amellerini ve durumlarını bilir. Onların işinden ona hiç bir şey gizli kalmaz. O, onları nasıl yaratmışsa öylece geri döndürecek, hesaba çekecek ve kazandıklarıyla cezalandıracaktır. İşte bu durumun özelliği şudur: Bu, Allah'ın onu tayin edilen vakitte muzaffer kılmasına kadar Rasûlüllah'ın da­vete devam ve sabretmesine yardım ediyordu. "Andolsun ki, biz sana tekrar­lanan yediyi ve yüce Kur'an'ı verdik." Yani sana Fatiha suresini veya Kur'an'ı ve yüce Kur'an'ı verdik ki o, miktarı takdir edilemeyecek kadar büyük birhayırdır.Öyleyse onlardan, Kureyş'ten bazı çiftlere, insan, gruplarına verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme. Bizim sana verdiklerimiz, onlarm sahip olduğu mal, leziz yiyecek ve içeceklerden faydalanacakları halden daha hayırlıdır. Onlara üzülme. Çünkü onlar sana inanmamışlar ve senin getirdiğine tabi ol­mamışlardır.Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah, Rasulüne inanan eshabma kanat­larını indirmesini emrediyor ve buyuruyor ki: "Kanadını mü'minlere indir." Sana Allah'ın dostluğu yeter. Öyleyse bol nimetler için oldukları halde Allah'ı ve onun emirlerini inkâr edenleri bırak. Mü'minlerle beraber yaşa ve kanadmı onlara ger, onlara nazik davran. Çünkü hayır onlardadır. Allah'ı ve onun emir­lerini inkâr edenlerde hayır yoktur. [58]

 

Sonuç

 

1- Yüce Allah bir milleti yok etmek istediğinde, onlarm maddi kuvvetleri kendilerinden hiçbir azabı, belayı gideremez.

2- Allah-u Teâlâ mahlukatı boşuna yaratmamıştır. Aksine zikir ve şükürle kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. Kim O'na kulluk ederse kurtulur, kim de O'nun emirlerinden yüz çevirir ve ibadetini terkederse ona dünyada ve ahirette rezil bir azabı tattırır. Ahirette bu azap daha serttir ve rezil edicidir.

3- Âyetlerde, en güzel hoşgörü açıklanmıştır. En güzel hoşgörü ve affet­mek ise; affetmekle beraber sitem etmemek ve başa kakmamaktır.

4- Bir insana Kur'an ilmi verilmişse, en büyük bir hayır verilmiştir. Çün­kü Kur'an olmuş ve olacak bütün olayları, ilimleri ve haberleri kapsamaktadır.

5-  Fatiha sûresi faziletlidir. Çünkü o, namazlarda devamlı okunmak­tadır.

6- Allah'a davet çalışmalarını sürdürenlerin insanların elindeki mal ve mülke aldırmamaları gerekir. Çünkü Allah'ın onlara verdiği iman, ilim ve tak­va, öbürlerine verilen mal ve dünyalıktan daha hayırlıdır.

7-  Mü'minlere yumuşak davranmak, nezaket göstermek ve onlara me­rhamet etmek gerekir. [59]

 

89-  Ve ben ancak apaçık uyarıcıyım de.

90-   (Siz   bilirsiniz,   inanmazsanız,   Allah'ın   gazabı   üzerinize inecektir.)   Tıpkı   o   bölücülere   (veya   and   içenlere)   indirdiğimiz gibi  (sizin   başınıza  da  azap  indiririz.)

91- Onlar  ki,  Kur'an'ı  bölük  bölük  ettiler.   (Bir kısmı  Tevrat ve  İncil'e   uygundur,  doğrudur,  bir  kısmı  uygun  değildir,  yanlıştır veya Kur'an'ın  bir kısmına  büyü,  bir kısmına  şiir  bir kısmına  da kehanet  ve  bir  kısmına  da  eskilerin   masalları  dediler.)

92-  Senin Rabbin  hakkı  için  biz onların  hepsine  mutlaka  So­racağız.

93-  Yaptıkları   şeylerden.

94-  Sen   emrolunduğun   şeyi  açıkça  söyle   ve   ortak  koşanlara aldırma.

95-  O  alay  edenlere  karşı  biz  sana yeteriz.

96-  O  Allah'la  beraber  başka  ilah  tutanlar,  yakında  bilecek­lerdir.

97-  Andolsun,   onların   söylediklerine   senin   canının   sıkıldığı­nı   biliyoruz.

98-  Sen Rabbini hamd ile teşbih  et ve  secde edenlerden  ol.

99  Ve Rabbine  kulluk et ki,  sana yakın  gelsin  (kesin  bilgiye eresin.)

 

Sözlük

 

Apaçık uyaran. Yani uyarısı açık olanın.Yemin edenlerin üzerine. Allah'ın kitabına, halen onun hakkın­da, şiirdir, sihirdir ve kehanettir diyerek yeminler edenlerin üzerine.O Kur'an'ı bölenler onu parça parça ettiler.Sana emredileni açıkla, ilan et. Emrolunduğunu yay.Onların söylediklerinden dolayı göğsün daralıyor. Yani senin­le alay etmelerine ve seni yalanlamalarına göğsün daralıyor.

Ta ki sana yakin gelinceye kadar. Sana ölüm gelinceye kadar; Veya Rabb'ine ibadet ederken ölünceye kadar. [60]

 

Açıklama

 

Ayetler, Rasûlüllah (s.a.v.)'a ona yakışanı öğretmeye ve göstermeye devam ediyor. Yüce Allah, Rasûlüne şöyle emrediyor:"De ki ben apaçık uyarıcıyım."Yani kavmine senin onları apaçık bir uyarıcı olduğunu ilan et. Ey kav­mim,! Eğer şirk, inad ve küfürde ısrar ederseniz, Allah'ın azabı size gelecek­tir. Tıpkı o bölücülere indirdiğimiz gibi (size de indiririz). Onlar ki, Kur'an'ı bölük bölük ettiler. Tevrat ve İncil'i bölük bölük eden, bir kısmına inanıp bir kısmma inanmayan ki bunlar, yahudi ve hristiyanlardır, salih olarak geceleye­ceklerine yemin eden ve Allah'ın kendilerine ceza indirdiği bölücülere ve ona şiir, kehanet ve sihir diyerek Kur'an'ı, bölük bölük eden, Mekke yollarını bölerek İslâm'a isteyerek gelen kimseleri Allah yolundan engelleyen bölücü­lere, Allah'ın indirdiği ve indireceği azap gibi bir azapla sizi uyarırım. İştebunların hepsi bölücülerdir ve Allah'ın azabı ve cezası onların başına gel­miştir. Rabbine yemin olsun ki, onların hepsine yaptıkları şeyden soraca-ğız.[61]

Yüce olan Allah, Rasûlüne, onlardan kıyamet günü yaptıkları şeyleri so­racağını ve onları cezalandıracağına dair yemin ediyor. Bu sebeple onların işi seni korkutmasın, onların eziyetlerine sabret. Emredİldiğin şeyi açıkla.[62]Al­lah'tan başka ilah olmadığı ve Hz. Muhammed'in O'nun Rasulü olduğunu açıklaman ve davet etmen, veya uzaklaştırmakla emrolunduğun şeyleri açık­la. Müşriklerden yüz çevir, onlara aldırma. "O alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Allah'la beraber başka ilah edinenler yakında bilecekler."Burada Allah'ın Rasûlüne korumasını vaad ettiği alaycılardan maksad onların en şerlileridir. Onlar, Velid b. Mugire, As b. Vail, Adiy b. Kays ve Es-ved b. Abd Yağus'dur. Bunların hepsi kısa zamanda çeşitli felaketlerle can vermişlerdir. Allah'ın laneti onların üzerine olsun.Andolsun ki, onların söyledikleri alay sözlerine, küfür ve inaddaki aşırı­lıklarına canının sıkıldığını biliyoruz. Bu sebeple senin iç sıkıntını hafifletecek şeyi sana gösteriyoruz. Sen Rabbini hamd ile teşbih et, 'subhanellah ve bi-hamdihi' de, yani bu zikri çok yap, secde edenlerden ol. Yani namaz kılanlar­dan ol. Çünkü secde sadece namaz kılınırken ve Kur'an okunurken olur.[63] Öyleyse sıkıntı anında namaza sığın. Bu sebeple Rasûlüllah bir şeye üzü­lünce namaza sığınırdı. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadete devam et. -Bu, Allah'a son derece boyun bükerek ve eğilerek ibadet yapmak, itaat et­mektir.- Çünkü kabir, ahiret basamağının ilkİdir[64]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın kitabı hakkında, ehl-i kitabın ihtilâfa düştüğü gibi ihtilafa düşmek haramdır.

2- Hakkı açığa vurmak ve Özellikle işkence olmadığında açıklamak farz­dır.

3- 'Subhanellahİ vebi hamdihi' cümlesiyle tesbihde bulunmak çok fazilet­lidir. Onu yüz kere söyleyenin -sahih hadiste geçtiği gibi- denizin köpüğü gibi günahı olsa da günahları affedilir.

4- Hacet namazı (ihtiyaçdan dolayı Allah'tan yardım dilemek için kılınan namaz). Bir iş insana güç veya zor gelince, namaz kılsın ki Allah sıkıntısını gidersin ve istediği haceti versin. O alimdir, hakimdir. [65]

 



[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/391-392.

[2] Ayette geçen Kitap -ki Kur'an'dır- çoğunlukla Hz. Muhammed (s.a.v)'e indiri­len kitab'a isim olmuş ve ona Kitap denmiştir. Çünkü insan onu yazma ve ez­berlemekle emrolunduğundan, emir sebebiyle yazma işlemi yapılmadan daha önce ona kitap ismi verilmiştir. Kur'an, onun ikinci adıdır. Kitap, bir araya ge­tirme manasmdaki ketb kökünden türetilmiştir. Kur'an ise aynı şekilde topla­mak manasındaki Kar'e kökünden türetilmiştir. Dolayısıyla onun harf ve ke­limeleri bir araya toplanır.

[3] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/392-393.

[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/393.

[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/394.

[6] Alimler demişlerdir ki: "Allah, Tevrat ve İncil'in muhafazasını ehl-i kitaba havale ettiğinde onu zayi ettiler, ilave yaptılar ve noksanlaştırdılar. Allah Kur'an'm muhafazasını üstlenince ne bir harf ilave edildi ne de bir harf çıkarıldı."

[7] Bu cümle, müşriklerin Rasûlüllah'la alaylarını geçmiş ümmetlerden müşrik­lerin benzeri grupları örnek vererek iptal ediyor.

[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/395.

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/395-396.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/397.

[11] 'Biz onu sokarız'daki "ondan" maksadın Kur'an-i Kerim olması daha doğrudur. Çünkü bu âyet "Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucuları da biziz" âyetinden sonra gelmiştir. "Andolsun ki, biz senden evvelkilerin nesilleri içine de pey­gamber gönderdik" âyeti şu anlamdadır: Allah onlara elçiler gönderdi, elçiler onlara âyetleri bildirdiler, onlar yüz çevirdikleri için âyetlerden faydalana­madılar ve engellerin mevcudiyeti sebebiyle ondan etkilenmediler. Bu engell­er kibir, hased ve inarîdı. Öncekilerin kalplerine soktuğumuz gibi, bugün müc­rimlerin kalplerine de onu sokarız. O mücrimler âyetlerimizi dinlerken, ku­laklarına girer, fakat o kulaklara tesir etmez, dolayısıyla hased, inad ve kibir gibi engeller sebebiyle ondan etkilenmezler. Bu, Allah'ın onların benzerleri hakkındaki kanunudur. Selk kelimesi, bir şeyi bir şeye girdirme manasına ge­lir.

[12] Bu âyet, şu ayet gibidir: "Sayfalar içinde sana kitap indirsek ve onlar elleriyle ona dokunsa, inkar eden kimseler yine de bu apaçık bir sihirdir derler."

[13] Onlar ilk sözlerinden vazgeçtiler sonra da gördüklerini söylediler fakat gördükleri şeyin yapılmış sihrin hayali olduğunu açıkladılar.

[14] Bu âyette Allah'ın kudret, ilim ve yeniden dirilme ve cezayı ortaya koyan ve tevhidi gerektiren hikmetinin tezahürleri anlatılmaya başlanıyor.

[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/397-398.

[16] Buruc kelimesi, burç kelimesinin çoğuludur. Bu kelime aslında uzaktan görülebilen sağlam, büyük yapı anlamına gelmektedir. Nitekim Allah "siz yüksek binalarda bulunsanız da" buyurmaktadır. Yine kadın zinetini gösteri­yor derken aynı kelime kullanılır. Ayette burçtan maksat güneşle aym dur­duğu yerler demek olan sabit yörüngeler. Araplar bu burçları gökte hayal et­tikleri şekillerin isimleriyle anmışlardır. Mesela öküz burcu, kuzu burcu, aslan burcu ve başak burcu v.b. Bunlar bahar mevsiminden başlar kış mevsimi­nin sonuda kadar devam eder.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/398-399.

[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/400.

[19] Âyetler, burada Allah'ın gökteki delillerini anlatmaktan yerdeki delillerini anlatmaya geçiyor.

[20] Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik âyetinde yer ve göğe delil olmanın ötesinde, yer ve gök arasında havanın dolaştığına da delil vardır.

[21] Ayetin manasına şu da dahildir: Sizden önce hayır ve taat içinde geçenleri ve günahla şirk içinde geri kalanları da bildik. Yine öne geçenleri ve geri kalan­ları bildik. Bu mana âyetin manasına dahildir. Âyet hayır ve iyilikte öne geç­menin harb ve namazda ilk safta olmanın fazilet olduğuna delildir.

[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/401-402.

[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/402.

[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/403-404.

[25] Hz. Adem'in, yaratıldığı çamurun tertibi, âyette de geçtiği gibi şöyleydi: Top-rak su ile ıslatılmış, çamur haline gelmiş, sonra kokmuş ve kokusu değişik balçık haline gelmiştir. Sonra da kurumuş, bir müddet böylece beklemesi sebebiyle kuru çamur olmuştur.

[26] Müslim'de geçen sahih hadiste: "Melekler nurdan, cinler ateş alevinden ve Hz. Adem de size anlatılanlardan yaratılmıştır." buyurulur.

[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/404.

[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/404-405.

[29] Bu Şeytan'ın Allah'a karşı nankörce düşüncesidir. Yoksa haşa, Allah hiç kim­seyi saptırmaz. Her kul kendi amellerinin karşılığını görür. Ziya Eryılmaz

[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/406.

[31] Lanetli İblis bu isteğiyle kıyamete kadar ölmemeyi istemiştir. Çünkü insan­ların tekrar diri İtilecekleri gün veondan sonra arlık ölüm yoktur.

[32] İbni Abbas (r.a) demiştir ki: "Bu ifadeyle Allah sura ilk üfürmeyi yani bütün mahiukatın öleceği günü kastetmiştir."

[33] Süslemek iki şekilde olur. Birincisi günahları süslemek, ikincisi itaatten alıkoyarak dünya zinetleriyle onları meşgul etmek.

[34] Şeytanın o kimselerin kalplerinde hakimiyeti yoktur. İbni Uyeyne demiştir. ki: "Onları günaha düşürmede gücü yoktur."

[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/407.

[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/408.

[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/410.

[38] Rivayete göre Selman el-Farisi "benim azabım çok acıklıdır" âyetini işitince korkusundan üç gün kaçmıştır. Ardından Rasûliillah'a getirilmiş ve Rasû-lüllah'a şöyİc sormuştur: "Ey Allah'ın Rasulü bu âyet indi mi? Seni hak dinle gönderene yemin ederim ki o âyet kalbimi parçaladı." Allah bunun üzerine "muttakiler cennetlerde ve pınar başlanndadır" mealindeki âyeti indirmiştir.

[39] Bu, dört nehirdir. Bunlar su, sarhoşluk vermeyen içecekler, bal ve süttür.

[40] Her türlü dert ve beladan emin olarak veya şöyle denmiştir: Ölüm veazaptan emin olarak Allah'tan bir selamla.

[41] İbni Abbas şöyle demiştir: "Cennet halkından cennete ilk girenlere iki pınar arzedilecek onlardan birinden içecekler ve Allah onların gönüllerindeki kini söküp götürecek, diğerine girecek ve yıkanacaklardır. Bundan dolayı onların renkleri parlayacak, yüzleri pak olacak ve cennetin parlaklığı onlar üzerinde akacaktır."

[42] Bu âyete şu hadis de şahitlik etmektedir: "Eğer mü'min Allah katındaki aza­bın şiddetini bilse, O'nun cennetine girmeyi hiç kimse ümit edemezdi. Eğer ka­fir onun katındaki rahmeti bilse, onun rahmetinden hiç kimse ümit kesmezdi."

[43] Bunlar onu bir çocuk ve Lût kavminin helakıyla müjdeleyen meleklerdi. Bun­lar, Cebrail (a.s.), Mikail ve İsrafil (a.s.)dir. Dayf (misafir) sözü tekil için de çoğul için de kullanılır,

[44] Bu soru, hayret ve şaşkınlık ifade etmek içindir. Veya gerçekten doğruyu öğ­renmek içindir.

[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/410-412.

[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/412.

[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/414.

[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/414-415.

[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/415.

[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/417.

[51] Rasûlüllah'ın hayatına yapılan bu yemin O'nu şereflendirmek içindir. Burada­ki yeminin Hz. Lut'un hayatına olması da caizdir. Hiç bir kimsenin bu ilahi yemini delil getirerek Allah'tan başkasına yemin etmesi caiz olmaz. Çünkü, Allah dilediği mahlukuna yemin eder. Allah güneşe; aya, göğe ve geceye ye­min etmiştir. Ona karşı herhangi bir itiraz söz konusu olamaz. Kullara ge­lince Rasûlüllah (s.a.v.) Allah'tan başkası adına yemin etmenin haram oldu­ğunu ilan etmiştir. Kim Allah'tan başkası adına yemin ederse, şirk koşmuştur. Bujîadisi Tirmizi rivayet etmiştir.

[52] Rivayete göre Rasûlüllah mütevessimin kelimesini ferasetle tefsir etmiştir. O mü'minin ferasetinden korkun, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar buyurmuş ve bu âyeti okumuştur.

[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/418-419.

[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/419.

[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/421.

[56] Hicr kelimesi pek çok mana için kullanılır, bunlardan bazıları şunlardır: Akıl, haram, dişi at, gömleğin sağ ve sol önleri -Harekede fetha en uygun olanıdır- ve İsmail'in taşı. Burada maksad Semud kavminin memleketidir.

[57] Âyetlerden maksad devede bulunan yaratılış hikmetleridir. Çünkü deve pek çok harikulade özellikleri kapsıyordu. Burada devenin dışında Hz. Salih (a.s)'e verilen başka âyetlerin kastedilmesi de mümkündür.

[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/421-423.

[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/423.

[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/425.

[61] Rasûlüllah'tan şöyle bir haber gelmiştir: "O Rabbine yemin olsun ki, sora­cağız" âyeti hakkında şöyle demiştir: "Allah 'Lailahe Ulah' sözünü (söyleyip söylemediklerini) soracaktır. Çünkü onlar onu söylemekten yüz çevirmişler, küfür, şer ve fesad içinde övünüp durmuşlardır. Eğer onlar söylemiş olsa­lardı, onlar için hayır ve iyilikten başka birşey olmazdı."

[62] Rasûlüllah ve eshabı gizli olarak Erkam'm evinde bir süre daveti gizli sürdürmüşlerdir. Daha sonra bu âyet inince İslâm'ı açıkça ilan etmişler ve açıkça davet etmişlerdir.

[63] Şöyle denmiştir: Bu secde, Kur'an secdelerinden birisidir. Cumhur bunun sec­de olmadığı kanaatindedir. Ancak Allah, Rasûlüne sıkıntısını gidermek ve içini genişletmek için irşadda bulunmuşdur. Denir ki: Allah ona teşbih ve na­mazı emretmiştir. Rasûlüllah'a bir sıkıntı ve zorluk geldiğinde, namaz kılarak Allah'tan yardım isterdi.

[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/425-426.

[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/427.