CASIYE SÜRESİ 2

Gîriş. 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Gece Ve Gündüz İhtilâfından Maksat Nedir?. 2

Allah'ın Ayetleri 3

Gök Ve Yerdekilerîn Müsahhar Kılınması 3

Meal 3

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 4

Verilen Burhanlardan Maksat Nedir?. 4

Meal 5

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 5

Dehir Nedîr?. 6

Ümmetin Kitabından Maksat Nedir?. 6

Meal 7

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 7


CASIYE SÜRESİ

 

Gîriş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 37 ayettir.

Bu surenin, Hasan Basri, Cabir ve îkrinıe'nin rivayetlerine gö­re, tamamı Mekke Dönemi'nde inmiştir. İbn Abbas ve Katade «An-cafc 14. ayet müstesnadır. Bu, Medine'de ve Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur» kanaatindedirler, (Maverdi).

Mufaasim'in îbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre 14. ayet Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur. Mekke'de (hicretten önce) müş­riklerden biri Hz. Ömer'e küfreder. Hz. Ömer onu vurmak iste­yince Cenab-ı Hak bu ayeti indirir. Sonra bu ayet «Müşrikleri ne­rede bulursanız onları öldürün» ayetiyle neshedilmiştir. Böylece bütün sure Mekkî olmuş oluyor. Sure 37 veya 36 ayettir. Bu sure­ye aynı zamanda Şeria Suresi de denilir. Kelime sayısı 488, harf sayısı ise 2191'dir.

îsmini 28. ayetteki «Casiye» kelimesinden almaktadır. [1]

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Hâ, Mîm.

2- Kitab'ın (Kur'an'm) indirilmesi o her şeyi mağlub eden ve her işinde hikmet bulunan Allah katımlarıdır.

3- Göklerde  ve yerde,  iman  eden   kimseler   için  deliller vardır.

4- Sizin   yaratılışınızda,   (meydana  getirip)   yaydığı  hay­vanlarda da gerçekten tasdik eden bir kavim için birçok ayetler (deliller) vardır.

5- Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten n-zik indirip onunla Ölümünden sonra  yeri  diriltmesinde,  rüzgâr­ları yönetmesinde de aklını kullanan bir kavim için ayetler var­dır.

6- Bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana hak ile okuyo­ruz. Onlar, Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze iman ede­cekler?

7/8- Yalana dadanan, günahkâr her kişinin vay haline! O Allah'ın kendisine okunmakta olan ayetlerini işitir, sonra onları duymamış gibi böbürlenerek ayak diretir. İşte onu dayanılmaz bir azap ile müjdele!

9 - O yalancı, ayetlerimizden bir şey öğrenince, hemen ayet­leri alaya alır. Onlar yok mu! Onlar için alçaltın bir azap var­dır!

10- Ötelerinde cehennem var. Ne kazandıkları ne de Allah' tan başka edindikleri dostlar, kendilerinden hiçbir şey savamaz. Onlar için çok büyük bir azap vardır.

11- Bu (Kur'an) bir hidayet (kaynağı) dır. Rablerinin ayet­lerini inkâr edenler için, iğrenç olanından elem verici bir azap vardır.

12- Allah, emriyle içinde gemilerin akıp gitmesi ve O'nun fazlından aramanız için, size denizi müsahhar kıldı. Umulur ki şükredersiniz.

13- Göklerde ve yerde ne var ise tümünü kendi katından size müsahhar kıldı. Kuşkusuz düşünen bir kavim için (bu anla­tılanlarda) birçok ayetler (deliller) vardır. [2]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-13)   «Ha, Mim. Kitaib'ın (Kur'an'ın) İndirilmesi...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Ha, Mim» kelimesi mübteda, «Tenzilu» kelimesi onun habe-

ridir. Bazı alimler «Ha Mim, surenin ismidir» demişlerdir. O va­kit «TenziVuLKitab» mübteda, «Minallah» kelimesi de onun haberi olur. Kitab'dan maksat Kur'an'dır.

«Göklerde ve yerde müminler için ayetler vardır», yani gökle­rin ve yerin yaradılışında Allah'ın sonsuz kudrete sahip olduğuna  dair alâmetler vardır. Bu ayet insanların dikkatini tekvini ayet­lere (delillere) çevirmek isteyen bir ayettir. Veya göklerde ve yer­de, dağ, maden, yıldızlar, güneş, ay gibi Allah'ın vahdet ve kudre­tine delâlet eden nice ayetler vardır. Veya gök ve yer bizzat ayet ve delildir. Çünkü onlarda Allah'ın kudretine ve varlığına delâlet eden nice deliller vardır.

«Ma yehussu» ibaresinin başındaki «Ma» edatı masdariyye de olabilir, mevsul edatı da (ellezi) olabilir. Yani Allah'ın yaydığı, bir­birinden ayırd ettiği canlıların yaradılışında veya o canlılarda ayet-s Ier ve alâmetler vardır. Bu da tasdik eden veya Allah'tan başka ilâhın olmadığına yakın gözüyle bakan bir topluluk için bir anlam taşır. [3]

 

Gece Ve Gündüz İhtilâfından Maksat Nedir?

 

Gece ve gündüzün ihtilâfından maksat ya birbirlerinin peşin, den gelmeleri, yahut uzayıp kısalmaları veya birisinde nur, birisin­de karanlık olması suretiyle vaki olan ihtilâfları kastedilmektedir, Allah'ın gökten, (buluttan) indirilmiş olduğu rızık da yağmurdur. O'na rızık denilmesi, rızkın sebebi oluşundandır. Cenab-ı Hak yağ. murla yeri diriltmiştir. Yani yerden çeşitli ziraatler, meyveler, bit­kiler çıkarmıştır. Bu, normal bir sebeptir. Yağmurun bu bitkilerin bitmesine sebep olması, normal bir sebeptir. Esas olan Cenab-ı Hak'km emridir. Fakat bu sebebiyeti, Allah'ın hikmetinin bir ge­reğidir.

((Ölümünden sonra», yani kurumasından, bitkisiz kalıp da çıp­laklaşmasından sonıfc.

«Rüzgârların tasrifi» ise, onların bir yönden diğer yöne, bir hâlden diğer hâle geçmesi (esmesi) demektir. Rüzgârların esme. si yağmurun yağmasından öncedir. Fakat ayette önce yağmurun indirilmesi zikredilmiştir. Çünkü rüzgârların esmesi ayrı bir alâ­mettir. Veya rüzgârlar sadece yağmuru inşa etmek için değil aynı zamanda gemileri denizlerde yürütmek ve bitkiler arasındaki to-humlaşma gibi diğer yararlar için de eser. [4]

 

Allah'ın Ayetleri

 

«Allah'ın ayetlerimden maksat ya Kur'an ayetleri veya bu su­redeki ayetler demektir. Veya daha önce bahsi geçen gökler, yer vesaire demektir.

«Gökleri okumak» onların delâlet ettiği mânâları okumak de­mektir.

«Effak» çokça yalan söyleyen demektir ve mübalağa sigası-dır. «Esim» ise çokça günah işleyendir. «Veyl» cehennemde bir va­didir, ayetlerle istidlali terkedene vaadedilmektedir. Rivayete gö­re bu ayet Nadr bin Haris hakkında nazil olmuştur. İbn Abbas'a göre Haris bin Kelde, Sa'lebi'ye göre ise Ebu Cehil ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur.

«Ayetlerimizden bir şey Öğrendiği saman o ayetleri alaya alır». Meselâ zakkum kelimesini öğrendiğinde «Zakkum kaymak ile hur­madır» der. Cehennem hazeneleri hakkında ise «Onlar ondokuz ise ben onları tek başıma karşılarım» der.

<(Muhîn» kelimesi zillete düşürücü, rezil edici demektir.

«Onların arkalarında cehennem vardır», yani onların içinde bulunduğu gurur ve kibirin arkasında cehennem vardır. îbn Ab-bas «Verea kelimesi burada Ön demektir» diyor. Yani önlerinde cehennem vardır.

«Onların kazandıklarımdan maksat mal ve çocuklarıdır. Ni­tekim başka bir ayette ((Onların ne malları ne de çocukları Allah' m azabından hiçbir şekilde onları müstağni kılmaz» denilmekte­dir.

11. ayetin başındaki «Hazâ» kelimesi ya Kur'an'a racidir veya îbn Abbas'ın dediği gibi Rasûlullah'm bütün getirdiklerine işaret eder. Kendisi mübteda, «Huden» kelimesi de onun haberidir.

«Rics» kelimesi daha önce de geçtiği gibi necaset, pislik veya veya azap demektir.

«Onlar için ricsten gelen elem verici bir azap vardır»; yani elem verici azaptan gelen bir azap vardır. Nitekim başka bir ayet­te rics yine azap mânasında kullanılmıştır: «Ve biz zulmedenlerin üzerine gökten bir rics (azap) indirdik.» [5]

 

Gök Ve Yerdekilerîn Müsahhar Kılınması

 

«Göklerde ve yerde olanı müsahhar kılma»mn mânâsı, orada­ki mevcudatta yararlı olanları müsahhar kılması demektir. Bu ya­rarların bir kısmı açıkça görülür, bir kısmı ise bize gizlidir.

Ayet metnindeki «Cemian» kelimesi hâldir. Yani bütün bunlar Allah'tandır. Allah bu şeylerin hepsini kendisinden olarak, size müsahhar kılmıştır. Onların mucidi Allah'tır, bunu da kudretiyle,

hikmetiyle icat etmiş, sonra bunları kullarına müsahhar kılmış-tır.

İbn Abbas «Minhu» lâfzım «Minneten» şeklinde okumuştur. Yani bütün bunları fazl ve keremi olarak size vermiştir.

Mesleme bin Muhalled, «Minhu» lâfzını «Mennuhu» şeklinde okumuştur ki bu, Cenab-ı Hak'km fazl ve minnetidir. [6]

 

Meal

 

14- (Ey Rasûlüm!)  İman edenlere de ki: Allah'ın (kâfirle­re ceza vereceği)  günlerinin geleceğini ummayanlan affetsinler ki (Allah'ın kendisi), bir toplumu, yaptıklarıyla cezalandırsın.

15- Kim salih bir amel işlerse muhakkak kendisi için işle­miştir. Kim bir kötülük yaparsa muhakkak kendisi aleyhine yap­mıştır. Sonra Babbinîze döndürüleceksiniz.

16- Andolsun biz İsrailoğuIIan'na kitab, hüküm ve peygam­berlik  verdik. Onları temiz şeylerden   rızıklandırdık.   Ve onları (zamanlarında) âlemlere üstün kıldık.

17- Ve onlara emirden (dinden) açık belgeler verdik. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarında bulunan çe-kememezlikten Ötürü ayrılığa düştüler. Şüphesiz Babbin Kıyamet Günü  ayrılığa düştükleri şeylerde onlar   arasında hüküm vere­cektir.

18- (Ey Rasûlüm!)  Sonra seni o emirden (dinden) bir şe­riat üzere kıldık. Bunun için sen bu şeriata uy. İlmi olmayanla­rın arzu ve isteklerine tâbi olma!

19- Kuşkusuz ki onlar Allah'tan gelen hiçbir şeyi senden defedemezler.  Zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise takva sahiplerinin dostudur.

20- Şu   (Kuran)  insanlar için basiretlerdir.  Kesin  olarak inanan bir kavim İçin de hidayet ve rahmettir.

21- Yoksa kötülükleri (ısrarla) işleyenler, kendilerini iman edip, salih amel işleyenler gibi yapacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

22- Allah gökler ve yeri hak olarak yarattı. Tâ ki her ne­fis kazandığıyla cezalandırılsın. Onlara haksızlık edilmez. [7]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

 (14-22)   «(Ey Rasûlüm!) İman edenlere de kî...» Bu Ayetlerin Tefsiri

Kuşeyri ve Maverdi, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ederler: «Bu ayet Hz. Ömer ile Abdullah bin Ubey hakkında nazil olmuştur». Hadise Beni Mustalik Savaşı'nda olmuştur. Onlar Mureysi' isimli bir kuyunun üzerinde konaklamışlardı. Abdullah bin Ubey (meş­hur münafık) su getirmek üzere hizmetkârını gönderdi. Hizmet­kârı geç geldi. Ona niçin böyle geç kaldığını sorunca: «Ömer bin Hattab'm kölesi kuyunun tam ağzında oturmuştu. Rasûlullah'ın, Ebubekir ve Ömer'in kırbalarım doldurmadıkça hiç kimseyi kuyu­ya yaklaştırmadı» dedi. Bunu dinleyen Abdullah bin Ubey bin Se-lül: «Bizimle bunların misali (haşa) «Köpeğine yedir, semiz olsun ki seni yesin...» sözü gibidir» dedi. Bu söz Hz. Ömer'in kulağına geldi. Hz. Ömer kılıcını bağlayarak onu öldürmek üzere gitmek istedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak bu ayeti indirdi.   (Bu, Ata'nm îbn Abbas'tan yapmış olduğu bir rivayettir.

Ayet metnindeki «Ya'firu» fiili affetsinler, vazgeçsinler demek-tir. «Allah'ın günlerini ummayanlar»do,n maksat onun sevabını um-mayanlar veyahut da Allah'ın şiddet ve azabından korkmayanlar demektir. Çünkü ummak mânâsına gelen «Reca», bazan korku mâ­nâsına da gelir.

«Eyyam» (Günler) tabiriyle olaylar, hâdiseler anlamı da kas-ted ilebilir.

«İsrailoğullart'na verilen Kitap»tan maksat Tevrat'tır. Hüküm, den maksat o kitabı anlama veya hakim olup insanlar arasındaki ihtilâfları halletmek demektir. Peygamberlikten de Hz. Yusuf'tan Hz. İsa'ya kadar gelen peygamberler kastedilmektedir. «Tayyhbat» helâl rızıklar demektir. Bu nzıklar ya Şam diyanndaki yemekler, meyveler ve gıda maddeleridir veya Tin ÇÖlü'ndeki kudret hel­vası ve bıldırcınlardır. [8]

 

Verilen Burhanlardan Maksat Nedir?

 

«Onlara emirden beyyinat (açık deliller,  burhanlar)  verdik».

İbn Abbas «Hz. Muhammed'in emri ve onun peygamberliğinin de.lilleri kastedilmektedir»   diyor.   Çünkü onlar kendi kitaplarında«O Peygamber Tihame'den Yesrib'e (Medine'ye) hicret edecektir.

Yesrib halkı ona yardımcı olacaktır» diye okumuşlardır.

Bazı müfessirler «Emrin beyyinatı helâl, haram hakkındaki açık şeriat ve mucizeleridir» demişlerdir. İsrailoğullan'na gelme­sinden sonra ihtilâfa düşmelerine sebep olan ilimden maksat, Yu-şa bin Nun'dur. Onların bir kısmı ona iman, bir kısmı da inkar etmiştir. (Nakkaş)

Veya ilimden maksat, RasûMi Ekrem'in peygamberliğidir ve onlar bu konuda da ihtilâfa düşmüşlerdir.

Ayet metnindeki «Bağy» kelimesi hasad mânâsındadır. Yani Rasûl-ü Ekrem'e kendi aralarında hased ettiklerinden dolayı ihti­lâfa düştüler. (Dahhak).

Bazı müfessirler «Bağy kelimesi bir kısmı diğerine salâtrdt demektir» demiştir. Fazilet ve riyaset istiyorlardı. Bu yüzden pey. gamberleri öldürmüşlerdi.

Ey Muhammedi İşte senin asnndaki müşriklere de beyyine-ler gelmiştir. Onlar o beyyinelerden riyaset elimizden kaçar diye yüz çevirdiler.

«Sonra seni emirden (dinden) bir şeriat üzerine kıldık» Şe­riat lûgatta mezheb ve din mânâsındadır. Bazan de suyun arkına denilir. Sari' de bu manadan gelmektedir. Çünkü o da inşam mak­sadına götüren bir yoldur. O halde şeriat, dinden Allah'ın kullan için koyduğu sistem, düzen (hukuk kuralları) demektir.

Yani seni dinden apaçık bir yol Üzerinde kıldık ki o yol seni hakka götürür.

İbn Abbas'a göre şeriattan maksat hidayettir. Yani seni emir­den bir hidayet üzerine koyduk. Katade «Şeriat emir, nehy, hadler ve farzlardır» der. Mukatil «Şeriat beyyine demektir. Zira beyyine insanı hakka götüren bir yoldur» diyor.

îbn Zeyd «Şeriat din mânâsındadır» demiştir. Çünkü kurtuluş yolu dindir.

İbn'ul-Arabi «Emir lûgatta iki mânâya gelir:

1- Şan (durum),

2- Nehyin karşılığı olan kelâm. Bu ilâ mânâ da burada kastedu lebilir» demiştir.

Cenab-ı Hak tevhid, mekârimi ahlak insanların maslahatları konusunda gönderdiği şeriatlar arasına herhangi bir değişiklik koymamıştır. Ancak o şeriatlar arasındaki değişiklik fer'i mese­lelerde olur. İbn'ul-Arabi «Bazı kimseler ,bu ayet bizden öncekile­rin şeriatlarının bizi bağlamadığı hususunda delildir demişlerdir»

diyor. Çünkü Cenab-ı Hak, peygamber ve ümmetine bu ayetle müs-takil bir şeriat verdiğini inkâr etmiyoruz. Ancak ihtilâf Peygam­berin bizden önceki şeriattan bir şey nakledip onu medhi sena ola­rak söylemesinin ona tabi olmayı lüzumlu kılıp-kılmayacağı mese­lesidir.

«Bilmeyenlerin hevasına tabi olma»; yani müşriklerin nevası-na tâbi olma. İbn Abbas «Kureyza ve Nadr kabilelerinin hevasına tabi olma demektir» der. Kureyşliler Rasûl-ü Ekrem'i atalarının dinlerine dokunmamaya davet ettiklerinde bu ayet nazil olmuş, tur.

«Besair» kelimesi burhanlar, deliller, hududlar ve hükümler-de insanlar için konulan nişanlar demektir.

«İçterahu» fiili kazandılar (kesbettiler) mânâsını ifade eder. İnsanların kazançta (kesbte) kullandıkları azalarına «Cevarih» denilmesinin sebebi, bu kökten gelmiş olmasındandır.

Kelbi «Bu günahı kazananlardan maksat, Rebia'mn oğlu Utbe ve Şeybe ile Utbe'nin oğlu olan Velid'dir» diyor. Aynı ayette söz-konusu edilen müminlerden maksat Hz. Ali, Hz. Hamza, Hz. Ubey-de bin Haris'tir. Bedir Günü'nde bu altı kişinin arasında mubaraze oldu. Müslümanlar onları öldürdüler. Bazıları da ayetin «Ahiret'te müminlere verilenden daha hayırlısı bize verilecektir» diyen bir müşrik grubu hakkında nazil olduğunu söylerler. [9]

 

Meal

 

23- (Ey Rasûlüm!)   Heva ve   hevesini ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bîr bilgi üzerine şaşırtmış, kulağı ve kal­bi üzerine mühür vurmuştur. Gözü üzerine de bir perde çekmiş­tir. Allah'tan sonra artık onu kim yola getirebilir? Yine de dü­şünmeyecek misiniz?

24- Onlar dediler ki: «Hayat ancak şu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr (zaman) helak eder». Halbu­ki onların (bu riddialarına dair) bir ilimleri de yoktur. Onlar sa­dece zannın peşinde koşuyorlar.

25- Ayetlerimiz kendilerine açık seçik bir şekilde okunduğu zaman delilleri ancak şunu demekten başka bir şey olmadı: «Hay­di, doğrulardan iseniz, atalarımızı getirin!»

26- (Ey Rasûlüm!)  De ki:  Sizi Allah diriltiyor. Sonra ru­hunuzu alıyor. Sonra sizi kendisinde hiç şüphe olmayan Kıyamet Günü'nde toplayacaktır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar!»

27- Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Kıyamet kop­tuğu gün batıla dalanlar büyük zarara uğrayacaklardır.

28- (Ey Rasûlüm!) Her ümmeti o gün (dehşetten) diz çök­müş bir halde görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılacak, (ve onlara) «Bugün yapmakta olduklarınız ile karşılaşacaksınız» (denilecektir).

29- İşte kitabımız yüzünüze karşı   hakkı söylüyor. Çünkü yaptıklarınızı hep yazıyorduk.

30- İman edip salih amel işleyenlere gelince,  Rableri on­ları rahmetine sokacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur!

31- Küfre' sapanlara gelince  (onlara denecek ki:)  «Ayetle­rimiz size okunuyordu değil mi? Fakat siz büyüklük tasladınız ve suçlu bir kavim oldunuz!»

32- (Sizlere)  «Allah'ın vaadi haktır. Kıyamet'in kopacağın­da da hiçbir şüphe yoktur» denildiği zaman; «Bu Kıyamet de ne? Bilmiyoruz. Biz (onu) kuruntudan başka bir şey sanmıyoruz. Ke­sin bilgi edinmişler de değiliz» demiştiniz. [10]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(23-32)   «(Ey Rasûlüm!) Heva ve hevesini ilâh edinen ,.»Bu Ayetlerin Tefsiri

23. ayetin başındaki «Raeyte» fiili ya bakmak veya haber ver­mek mânâsındad Yani heva ve hevesini mabud kılan bir kimse­ye baktın mı veya onun halinden haber ver! Bu ayet Mukatiî'in ri­vayetine göre Hars bin Kays es-Sehmi hakkında nazil olmuştur. Bu kişi nefsinin istediği şeyi yapardı. Ayetin hükmü geneldir. Bu ayet heva ve hevesine tâbi olan kimselerin aleyhinde gelmiştir. İbn Abbas «Cenab-ı Hak herhangi 'bir yerde heva ve hevesi zikrederse onu yerer, zemmeder)} diyor. Vehb ise «İki iş hakkında şüpheye düştüğün zaman hangisi senin heva ve hevesinden daha uzaksa onu yap» demektedir.

Tusteri «Senin hevan, hastalığındır. Eğer ona muhalefet eder­sen, bu senin tedavin olur» demiştir.

Hadiste şu hakikat yer almaktadır: «Aciz o kimsedir ki nef­sini nevasına tâbi kılar ve Allah'tan temennilerde bulunur.»

Abdullah bin Amr tankıyla şöyle bir hadis rivayet edilmekte­dir: «Herhangi biriniz hevasım benim Allah katından getirdiğim vahye tâbi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz.»

«Allah onu bir ilim üzerine saptırdı»; yani Cenab-ı Hak'km on­da bildiği bir ilim üzerine. Veya Cenab-ı Hak onu sevaptan, sevaba müstehak değildir diye bir bilgi üzerine onu mahrum kıldı.

«Alâ ilmin» ibaresi «Edalle» fiilinin failine hâl olur ise, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-i Hak onu dalâlete götürür. Çünkü onun hakkında Allah'ın bir ilmî vardır. Yani sabık ilminde ehli dalâ­let olduğunu bildiği halde onu delâlete götürür. Şayet «Alâ ilmin» 1 ibaresi mefulün hâli olursa, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-i Hak onu sevaptan, sevaba müstehak değildir diye bir bilgi üzerine onu mahrum kıldı.

«Alâ ilmin» ibaresi «Edalle» fiilinin failine hâl olur ise, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-ı Hak onu dalâlete götürür. Çünkü onun hakkında Allah'ın bir ilmi vardır. Yani sabık ilminde ehli dalâlet olduğunu bildiği halde onu dalâlete götürür. Şayet «Alâ ilmin» iba­resi mefulün hâli olursa ayetin mânâsı şöyle olur; Cenab-ı Hak kâ­firin dalâlette olduğunu bildiği halde onu dalâlete götürür. [11]

 

Dehir Nedîr?

 

Mücahid «Dehr'den maksat seneler ve günlerdir» demiştir.

Katade ise «Ömürdür» der. Fakat ikisi de aynı mânâya gelir.

îbn Uyeyne der ki: «Cahiliye döneminde insanlar «Dehr bizi helâle eder, yok eder. Bizi o diriltir, o öldürür» derlerdi. Bu ayet onları yalanlamak için nazil olmuştur.»

Kutrub «Dehr'den maksat Ölümdür. Yani bizi ölümden başka­sı helak- etmez demektir» diyor.

îkrime'ye göre «Bizi ancak Allah helak eder» demektir. Ebu Hureyre Allah'ın Rasûlü'nden şöyle rivayet ediyor:

«Cahiliye döneminde insanlar, «Bizi ancak gece-gündüz helak etti», «Bizi helak eden, öldüren, dirilten odur» derlerdi». Böylece dehre küfrederlerdi. Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak «Ademoğlu defre küfrederek bana eziyet verir. Benim dehr, emir benim elim­dedir. Gece ve gündüzü evirip çeviririm...» buyurmuştur.

Bu hadis İkrime'nin yorumuna delil olarak getirilmiştir. Bu-hari'de de aynı ibare yer almaktadır. Müslim ve Ebu Davud'da da bu hadis mevcuttur. «Dehr Allah'ın isimlerinden bir isimdir» di­yen kişi bu hadisi delil göstermektedir. Dehr'i Allah'ın isimlerin­den kılmayan alimlere göreyse bu ayet ve hadiste Araplar'm cahi­liye dönemindeki icraati reddedilmektedir. Çünkü onlar dehrin fail olduğuna inanırlardı. Nitekim Cenab-ı Hak onların itikadları-nı bu ayette beyan etmektedir. Onlara bir zarar, zulüm veya hoş­larına gitmeyen bir şey isabet ettiğinde bunu dehre nisbet ederler­di. İşte bundan dolayı onlara «Dehre küfretmeyin. Çünkü kesin­likle Allah dehrin kendisidir» buyurulmuştur. Yani Allah dehre izafe ettiğiniz bu işlerin failidir. Dolayısıyla bu işleri yapana küf­rettiğinize göre o küfürleriniz Allah'a gider denilerek menolunmuş-lardır. Bu tevilin sahih oluşuna Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği ha­dis de delâlet etmektedir.

«Onların bu hususta hiçbir bilgileri yok. Onlar sadece zanne­diyorlar.»

Müşrikler birçok sınıf ve gruplara ayrılırlar. Bazıları «Dehr her şeyi yapar» derken, bazıları da «Yaratıcı vardır fakat haşr yok­tur» fikrindeydi. Bazıları haşr hakkında şüphedeydiler ve fakat «Kesinlikle yoktur» demiyorlardı. İşte İslâm dininde de bazı grup­lar ortaya çıktı. Müslümanlardan korkarak doğrudan hasrı inkâr etmediler, fakat tevil yaptılar. «Kıyamet bedenin ölümü iledir» de­diler. Sevap ve ikabı birtakım hayallere; ruhlar için vaki olan ha­yallere çevirdiler. Onların müslümanlara verdiği zarar, dünyada­ki bütün kâfirlerin zararından daha fazladır. Çünkü bunlar hakkı

daima köreltmeye çalışırlar ve zahiri kapatmakla aldanırlar. Şir­ki ortada olan müşriklerden ise, işte müslümanlar ondan sakınır. Bazıları «Biz öleceğiz, fakat bizim eserlerimiz hayatta kalacaktır. îşte zikrin hayatı budur» dediler. Bazıları ise «Onlar tenasuha işa­ret ettiler} demişlerdir. Yani kişi ölür, ruhu başka ölülere girer,   ölüler onunla dirilirler.

27. ayetteki «Yevme» kelimesi aynı ayetteki «Yahserune» fii-üne meful olur. İkinci «Yevme» ise birincisinin tekididir. Ayetin mânâsı «Kıyamet Günil'nde mülk O'nundur. Bâtıl ehli cennetteki mertebelerini severler» şeklindedir.

28. ayetteki ümmetten maksat herhangi bir dinin salikleridir. «Casiye» kelimesi konusunda şu teviller vardır:

Mücahid «Ansızın koşmak için dizler üzerinde oturmaktır» derken, Süfyan «İki dizinden ve parmaklarının etrafından başka bir yeri yere değmeyerek sıçramaya hazır bulunan kişi demek­tir» demiştir. Dahhak «Bu hesap anında olur», İbn Abbas «Derlen­miş, toparlanmış mânâsındadır», Ferra ise «Her dinin ehlini gö­rürsün ki biraraya gelirler demektir» demişlerdir. İkrime «Bir-birlerinden ayırdedilmişlerdi demektir» diyor.

Kureyş şivesinde «Casiye»,   boyunlarını   eğmişler, demektir. Hasan Basri'ye göre «Dizüstü çökmüşlerdir» demektir. [12]

 

Ümmetin Kitabından Maksat Nedir?

 

29. ayet ya Cenab-ı Haklan sözüdür veya meleklerin sözünden bir parçadır. Bu ayetteki «Yentiku» fiili şehadet eder demektir.

«Sizin amellerinizin yazılmasını emrediyorduk.»

Uz. Ali «Allah'ın birtakım melekleri vardır. Her gün bir şey getirirler, orada Ademoğulları'nın amellerini yazarlar» der.

îbn Abbas «Cenab-ı Hak tertemiz melekleri görevlendirmiştir. Onlar Ramazan ayında Ademoğulları'nın amellerinden ne olacağım Levh'UMahfuz'dan istinsah ederler ve getirip Hafaza meleklerinin defterleriyle karşılaştırırlar. Hafaza meleklerinin defterlerindeki-nin, küaptakine aynen muvafık olduğunu görürler. Ne ziyade vardır, ne de eksiklik» demiştir. [13]

 

Meal

 

33- Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve kendisiy­le alay ettikleri şey onları kuşattı.

34- Ve onlara denildi ki: «Bu gününüzle kavuşmayı unut­muş olduğunuz gibi biz de bugün sizi unutacağız. Yeriniz ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur.»

35- Böyledir!  Çünkü siz Allah'ın ayetlerini eğlence yaptı­nız; dünya hayatı sizi aldattı. Artık onlar, bugün ne ateşten çı­karılırlar, ne de kendilerinden Allah'ı memnun etmeye çalışma­ları istenir.

36- Bütün hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rab-bi olan Allah'a mahsustur.

37-  Göklerde ve yerde ululuk yalnız O'na mahsustur. O (her şeye) galiptir ve (her hükmünde) hikmet sahibidir. [14]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(33-37)   «Yaptıklarının kötülükleri onlara...» Bu Ayetlerin Tefsiri

35.  ayetin sonundaki   «Yusta'tebûne»   fiili onlardan, zamanı geçtiğinden dolayı Rablerini razı etmelerinin istenmeyeceğini bil­dirir. Bu ayetin benzeri Rum ve Secde surelerinde geçmişti.

36.  ayet, surenin kapsadığı hakikatler üzerinde bir daldır. Su­re, Cenab-ı Hak'kın nimetlerini kapsadığı gibi afaki ve enfusi de­lilleri de kapsamaktadır. Mebde ve mead hakkındaki açık naslar ve parıldayan burhanlar içermektedir. «Lillahi» lafzının başındaki lâm harfi tahsis içindir. Yani hamd ancak   Allah içindir. Haberin mübtedadan önce getirilmesi tekid içindir. «El-Hamd» kelimesinin eliflâm ile birlikte getirilmesi ise ya istiğrak veya cins içindir. Yani her hamd ve hamdın cinsi Allah'a mahsustur. «ELKibriya» azamet ve mülk demektir. Ragıb'a göre ise itaat etmekten yücel-mek demektir. Bazıları «Zatın kemâlinden ibarettir» demişlerdir.

«Fi's-Semavati ve'LArdi» ibaresi el-kibriya lâfzına bağlıdır. Ya­ni yerde de gökte de bu azamet, bu kibriya Cenab-ı Hak'ka mah­sustur. [15]

CASİYE SUHESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/248.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/250.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/251.

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/252.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/252-254.

[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/254.

[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/256.

[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/257-258.

[9] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/258-260.

[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/262.

[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/263-264.

[12] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/264-266.

[13] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/266-267.

[14] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/268.

[15] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/269.