45- CÂSİYE SÛRESİ

 

Mekke'de ve Dühân Sûresinden sonra nazil olmuştur.[1]

el-Hasen, Câbir ve İkrime kavlinde sûrenin tamamı mekkîdir.

İbn Abbâs ve Katâde'den rivayete göre ise "İman etmiş olanlara söyle; Allah'ın günlerinin geleceğini ummayan kimseyi bağışlayıp geçsinler..." (âyet: 14) âyet-i kerimesi dışında sûre mekkîdir. Bu âyet-i kerime ise Medine-i Münevvere'de ve Hz. Ömer ibnui-Hattâb hakkında nazil olmuştur. îbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayette ise bu âyeti dahi mekkîdir ve Mekke-i Mükerreme'de kendisine söven bir müşriği yakalamaya kalkan Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur.[2]

 

7. Yalana, günaha her dadananın vay haline!

8. Ki kendisine Allah'ın âyetleri okunurken işitir de sonra büyüklük taslayıcı olarak ve kulaklarında bir ağırlık varmış da bunları hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte onu, çok elem verici bir azâb ile müjdele.

Daha önce Furkan Sûresinde (5. âyetin nüzul sebebinde) de geçtiği üzere Allah'ın Rasûlü (sa) bir mecliste oturur, oradakileri Allah'a çağırır, onlara Kur'ân okur ve Kureyş'i, geçmiş inkarcı ümmetlerin başına gelenlerden sakındırır da kalkıp giderse hemen onun peşinden en-Nadr ibnu'l-Hâris gelir onlara Rustem es-Sindîd'den, İsfendiyar'dan ve Pers krallarından hikâyeler anlatır, sonra da: "Vallahi Muhammed'in söyledikleri benim söylediklerimden daha güzel değil. Onun söyledikleri ancak eskilerin masallarıdır. Nasıl bana okutulmuşsa ona da okutuluyor ve yazdırılıyor." dedi de Allah Tealâ bunun üzerine "Dediler ki: "Bunlar, onun başkasına yazdırıp ta kendisine sabah akşam okunmakta (veya dikte ettirilmekte) olan evvelkilerin masallarıdır." (Furkan, 25/5) âyetini indirdi. Bu "Yalana, günaha her dadananın vay haline! Ki kendisine Allah'ın âyetleri okunurken işitir de sonra büyüklük taslayıcı olarak ve kulaklarında bir ağırlık varmış da bunları hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte onu, çok elem verici bir azâb ile müjdele." âyetleri ile "Ona âyetlerimiz okunduğu zaman "Bunlar eskilerin masallarıdır." der." (Kalem, 68/15) âyeti de onun hakkında nazil olmuştur.[3]

Bu âyet-i kerimelerin Ebu Cehl hakkında nazil olduğu da söylenmiştir.[4]

 

14. İman edenlere söyle; Allah 'in günlerinin geleceğini ummayan kimseleri bağışlayıp geçsinler. Çünkü Allah, her kavmi kazanmakta olduklarıyla cezalandıracaktır.

a)Atâ rivayetinde İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Hitâb özellikle Hz. Ömer'edir ve "Allah'ın günlerinin geleceğini ummayan" ile de Abdullah ibn Übeyy kastedilmektedir. Şöyle ki: Mustalik oğulları gazvesinde Hz. Peygamber ve ashabı Müreysî' adındaki bir kuyunun başında konaklamışlardı. Abdullah ibn Übeyy, kölesini kendisine kuyudan su getirmeye göndermiş ve köle su getirmekte gecikmiş. Dönüp geldiğinde niçin geç kaldığını sormuş. Köle de "Ömer'in kölesi kuyunun başına oturmuş Hz. Peygamber'in, Ebu Bekr'in ve efendisinin kaplarını doldurmadan kimsenin su almasına müsaade etmedi." demiş. Abdullah bunun üzerine: "Bizim ve onların misali aynen "Köpeğini semirt gelip seni yesin." misalindeki gibidir." demiş. Bu söz Hz. Ömer'e ulaşınca kılıcını kuşanıp İbn Übeyy'in üzerine yürümek istemiş de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş. [5]

Henüz Mekke'de iken Gıfâr oğullarından birisinin kendisine sövmesi üzerine onu yakalayıp haddini bildirmek isteyen Hz. Ömer hakkında nazil olmuş ve onu bağışlaması emrolunmuştur.[6] Ancak ibnu'l-Arabî bu rivayetin sahih olmadığını söyler.[7]

Ebu İshak es-Seâlibî'nin zikrettiğine göre de âyet-i kerime yine Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur ama bu sefer Allah'ın günlerinin geleceğini ummayan ile kastedilen bir yahudidir. O şöyle anlatıyor:

"Kimdir o ki Allah'a güzel bir borç versin de..." (Bakara, 2/245) âyet-i kerimesi nazil olunca Medine'de Finhâs adındaki yahudi: "Muhammed'in Rabbı bizim kendisine borç vermemize muhtaç olmuş!" demiş. Bunu duyan Hz. Ömer kılıcını kuşanıp o yahudiyi aramıya çıkmış. Bu arada Hz. Cibrîl, Hz. Peygamber (sa)'e gelip: Rabbın "Mü'minlere söyle, Allah'ın günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar..." buyuruyor ve bil ki Ömer kılıcını kuşanıp şöyle şöyle söyleyen yahudiyi aramıya çıktı." demiş. Hz. Peygamber de birisini gönderip Ömer'i çağırtmış ve ona: "Ey Ömer, kılıcını kınına koy." buyurup kendisine inen bu âyet-i kerimeyi okumuş.[8]

b) el-Kurazî ve Süddî de bu âyet-i kerimenin Mekke-i Mükerreme'de ve henüz müşriklerle savaş izni verilmezden önce, müşriklerden gördüklari eziyet ve işkencenin şiddetinden dolayı gelip Hz. Peygember'e şikâyette bulunan ashab hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.[9]

 

18. Sonra seni de emirden bir şeriat üzere kıldık. Öyleyse sen ona uy, sakın o bilmeyenlerin heveslerine uyma.

Kelbî der ki: Kureyş'in ileri gelenleri Mekke'de ikan Hz. Peygamber (sa)'e: "Atalarının dinine dön. Elbette onlar senden daha faziletli ve senden daha yaşlıdırlar." demişler de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.[10]

 

21. Yoksa kötülükleri işleyip kazanmış olanlar ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, iman edip salih ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar?

Kelbî der ki: Bu âyet-i kerime Hz. Ali, Hz. Hamza, Ebu Ubeyde ibnu'l-Cerrâh ve müşriklerden üç kişi; Utbe, Şeybe ve el-Velîd ibn Utbe hakkında nazil olmuştur. Onlar, mü'minlere: "Allah'a andolsun ki siz, bir şey üzere değilsiniz. Şayet sizin söyledikleriniz hak ve gerçek olsaydı (gerçekten âhiret hayatı olsaydı) bu dünyada olduğu gibi âhirette de de bizim durumumuz sizinkinden daha iyi olurdu." Derlermiş.[11]

 

23. Gördün mü o kimseyi ki hevâ ve hevesini kendine tanrı edinmiş, bilgisi olduğu halde Allah onu şaşırtmış, kulağını, kalbini mühürlemiş ve gözüne perde koymuştur. Allah'tan sonra onu kim hidayete eriştirebilir? Halâ tezekkür etmiyecek misiniz?

a) îbn Humeyd kanalıyla Saîd'den rivayette o şöyle demiştir: Kureyş bir süre Uzzâ'ya tapınmıştı ki o, beyaz bir taştı. Sonra ondan daha güzel bir taş bulunca onu attılar ve buldukları o daha güzel taşa tapınmaya başladılar da bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.[12]

b) Mukâtil der ki: Bu âyet-i kerime, Hz. Peygamber (sa)'le alay edenlerden birisi olan el-Hâris ibn Kays es-Sehmî hakkında nazil olmuştur.[13]

 

24. "Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak Dehr helak eder." dediler. Oysa onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Başka değil, onlar ancak zannediyorlar.

İbn Abdi'1-A'lâ kanalıyla Katâde'den rivayete göre o şöyle demiştir: "bizi ancak Dehr helak eder." diyenler Kureyş müşrikleridir. "Bizi, şu yaşamakta olduğumuz ömür helak edebilir." derlerdi. Bize anlatıldığına göre bu müşriklerin "Bizi dehr ve zaman helak edip sona erdirir." deyip sonra da kendilerini sona erdirip helak eden o dehre sövmeleri üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur. Onlar bu suretle dehre ve zamana sövdüklerine inanıyorlardı.[14]


 

[1] Begavî, Meâiimu't-Tenzîi, IV,156.

[2] Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, XVI,104.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/791.

[3] es-Sindîd farsça da güneşin doğuşu anlamına geliyormuş ve her güzeli, güzelliği bu Rustem'e nisbet ettiklerinden ona bu sıfatı vermişler. Bazı kaynaklarda es-Sindîd yerine eş-Şedîd şeklindedir. İbn Hişâm, eı-Sîretu'n-Nebeviyye, Mııif 1373/1955.1,358.

[4] Alûsî, RûhıTl-Maânî, XXV,142.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/791-792.

[5] Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 269.

[6] Begavî, age. rv,i58.

[7] Kurtubî, age. xvi,i07.

[8] Vahidî, age. s. 269; ibnui-Cevzî, Zâdu'I-Mesîr, V1I.358.

[9] Begavî, age. rv,i58.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/792.

[10] Râzî, Mefâtîhu'l-Ğayb, XXVII,265.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/793.

[11] Râzî, age. xxvn,266.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/793.

[12] Taberî, Câmiu'i-Beyân, xxv,9i.

[13] Kurtubî, age.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/793-794.

[14] Taberî, age. XXV,92.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/794.