MUKADDİME. 2

Ruhu'l -Furkan Tefsirinin Yazılmasının Sebebi: 3

Tefsirin Yazılmasında Takip Edilen Usul: 4

Kur’an-ı Azimüşşan'ın Faziletlerini Beyan Eden Ayet-i Kerimeler 5

Kur’an-ı Azimü'ş-Şan'ın Faziletlerini Beyan Eden Hadis-i Şerifler 10

Büyüklerin Kur’an-ı Azimü'ş-Şan'ın Faziletlerini Beyan Hakkındaki Sözleri 15

Kur’an-I Kerimi Okumanın Zahirî (Görünen) Edepleri 16

Kur’an-ı Kerim'dekt Secde Ayetleri: 20

Kur’an-I Kerimi Gafil Olarak Okumanın Zemmi Hakkındaki Rivayetler 23

Bilgisiz Olarak Kendi Görüşüyle Kur’an'ın Tefsiri Huşunda Söz Söyleyenlerin Hakkında Varit Olan Hadis-İ Şerifler 24


MUKADDİME

 

Bütün hamdler, O Allah'a mahsustur ki, kulunun (Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in) üzerine o kitabı (Kur’an-ı Kerim’i) indirdi ve onda hiç bir eğri­lik (mana ve lâfzında bir çarpıklık) yapmadı.

“(O kitabı) dosdoğru olarak, kendi katından, imansızları şiddettli bir azap ile torkutmak ve salih (iyi) ameller işleyen müminlere güzel bir ecir (cennet) olduğunu müjdelemek için indirdi." (Kehf: 18/1-3)

Bizim üzerimize zahirî ve batını (açık ve gizli) nimetlerini tamamla­masına karşı, o Allah-u Tealâ'ya hamdederiz. Bizi, kendisinde hiç bir eğrilik ol­mayan dosdoğru yollara hidayet etmesi üzerine de O'na şükrederiz. O yollar ki, bizi Adn cennetlerine götürecekdir. İşte bu, en büyük kurtuluştur.

Daimî ve ebedî (sonsuz) olan bir şahitlikle: Allah-u Tealâ'nnın tek olup hiç bir ortağı olmadığı hâlde kendisinden başka hiç bir ilâh olmadığına şahitlik ederiz. Ve yine şehadet ederiz ki, muhakkak Muhammed (Aleyhisselam), O'nun kulu ve resulü (elçisi) dir. Allah-u Tealâ, O'nu bütün mahlukata (yaratıklara) bir rahmet, (iman edip ameli salih işleyenlere) ziyade müjde verici, (inkâr edip isyan edenleri de) çok korkutucu ve bütün insanlara, karanlıklar içerisinde nur saçan bir çırağ (kandil) olarak göndermiştir.

O peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i öyle bir kitapla teyit etmiş (kuv­vetlendirmiş) tir ki, diğer kitaplardan hiç birini ona eş ve benzer yapmamıştır.

Nitekim Mevlâ Tealâ Hazretleri, bir ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

"(Habibim) de ki: İnsanlar ve cinler, şu Kur’an'ın bir misli (benzeri) ni getirmek (yapmak) üzere toplansalar, bazısı bazısına (birbirine) yardımcı olsa (lar) da, O (Kur’an) in mislini getiremezler (yapamazlar)."(İsra: 17/88)

Allah-u Tealâ, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e, âline, ashabına, zev­celerine (eşlerine) ve O'nun sünnetine uyanlara çok salât (rahmet) ve selâm et­sin. Âmin !

Emma ba'd (bu girişten sonra): ibadet olunmaya lâyık olan Rabbinin rah­metine muhtaç olan kul der ki: Muhakkak Allah-u Tealâ Hazretleri insanı en güzel kıvam (en uygun şekil) de yaratmıştır. Aklı, ona ziynet (süs), ilmi fazilet (üstünlük), islâm'ı da risalet (kullarının kendisine kavuşmasına vasıta) kılmış­tır. Ve Mevlâ Tealâ ona, beşikten mezara kadar ilim taleb etmesini emretmiştir.

İlimler ise, bir çok nevilere (çeşitlere) ayrılmış, meslekleri (tahsili için gi­dilecek yolları) ve maksatları (gayeleri) şube şube (kısım kısım) olmuştur, ilim­lerin herbir kısmı ile, ulemadan bir cemaat, ihtisas etmiş (kuvvetli ve geniş bil­gi sahibi olmuş) ve hayatını o ilmi arama yolunda sarfetmiş (harcamış) tır. Alimlerden seçilmiş pak bir zümrenin (topluluğun) Kur’an-ı Kerim’le çok dik­katli bir şekilde meşgul olmaları sebebiyle Kur’an (onların bu hizmetinden) nasibini almıştır. Onlar, Kur’an’ın kelimelerinin inceliklerini şerh etme (açık­lama), ayetlerinin iniş sebeblerini beyan etme, kelimelerine irap verme (keli­melerin cümle içindeki hâllerini beyan etme), manalarını tefsir ve tevil etme (kat'î veya işaret yoluyla açıklama), nasih (bir ayet'in lâfzını veya hükmünü kaldırıcı)ve mensuhunu (kaldırılanı) açıklama, ahkâmını (hükümlerini) çıkar­ma, kıraat yollarını (okunuş farklılıklarını) zaptetme (kaide hâline getirme), cüzlerini, hiziplerini, surelerini, ayetlerini, kelimelerini hatta harflerini dahi sayma yolunda kabule şayan (lâyık) say-u gayretlerini sarf etmişler (bütün güç­lerini kullanmışlar) dır.

Zaman geçtikçe anlayış seviyesi düşerek insanlar kendilerinden evvel geçen büyüklerin tefsirlerini anlayamaz hâle geldiklerinden alimlerden herbiri, kendi asrında (zamanında) bulunan kişilerin anlamakta güçlük çekeceği mese­leleri açıklamaya ihtiyaç duyarak kendinden evvel geçen müfessirlerin (tefsir ehlinin) işlerini tamamlamayı kastetmişlerdir. Bundan dolayı her asırda bulu­nan müfessirler, kendi zaman ve mekânlarına münasip (uygun) olarak say-u gayret (çalışma ve dikkat) sarfetmişler, böylece geçmiş büyük alimlerimiz, bize doğru yolu aydınlatacak çok kıymetli bir islâmî miras bırakarak eşsiz bir hiz­met meydana getirmişlerdir. Allah-u Tealâ onları hayırla mükâfatlandırsın. Onlardan razı olsun ve onları razı etsin.   Âmin !

Şüphesiz Allah-u Tealâ Hazretleri peygamberler salavâtullâhi aleyhim ve selâmuhu'yu göndermiş ve onları gönderildikleri zaman ve mekâna müna­sip mucizelerle (kimsenin yapamıyacağı, aciz bırakıcı delillerle) kuvvetlendir­miştir. Arap milleti fesahat ve belagat (düzgün ve açık, güzel ve etkili konuş­ma) ehli olduklarından, Allah-u Tealâ Hazretleri, Resulü Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i, fesahat ve belagatta en yüksek dereceye ulaşan bir mucize ile teyît etmiş (kuvvetlendirmiş) tir ki, dikkat ediniz ! O da Kur’an-ı Kerimdir.

Nitekim Mevlâ Tealâ, kâfirlere meydan okuyarak şöyle buyurmuştur : 

"Eğer siz, kulumuz (Muhammed Aieyhisselâm)a indirdiğimiz (Kur’an-ı Kerim) den şüphe içinde iseniz, onun benzerinden bir sure (meydana) getirin ve Allah'tan başka şahit (yardımcı) larmızı çağırın, eğer (davanızda) sadık (doğru) iseniz." -- "Eğer yapamazsanız ki, elbette yapamıyacaksınız. (o hâlde), çırası (tutuşturucusu) insanlar ve taşlar olan (cehennem) ateş (in) den sakının. O (ce­hennem) kafirler için hazırlanmıştır."                                       (Bakara Suresi: 2/23-24)

Şüphesiz Allah'ın düşmanları bu hitaptan korkmuşlar ve bir ayet bile yapıp getirmeye kadir olamamış (güç bulamamış) lardır. Yaratıcının kelâmı (sö­zü) ile yaratılanın kelâmı arasında ne kadar fark vardır !

İşte Kur’an-ı Kerim, bütün kulları, bir benzerini yapmaktan âciz (güçsüz) bırakan bir kitap olduğu için, geçmiş alimler onun tefsiri hususunda kabule şa­yan (lâyık) nice say-u gayret (çalışma ve dikkat) ler göstermişlerse de, Kur’an’ı Kerim, içinde kendine ait inci ve cevherler bulunduran deryayı bî nihaye (son­suz bir derya) olmakta devam edegelmiştir.

Binaenaleyh (bundan dolayı) din, dünya ve ahiret hususunda insanlara menfaat verecek olan ilimleri meydana çıkartmak isteyenlere, Kur’an-ı Kerim­de nice geniş sahalar bulunmaktadır, zira Kur’an, her zaman ve mekâna lâyık ve müsait (uygun) olan ebedî (sonsuz) bir mucizedir. Eskimek ona ulaşamaz, kaynağı tükenmez. Kur’an, müşkillerini halletmek (güçlüklerini çözmek), mu­amelelerini tanzim etmek (işlerim düzene sokmak), şahsiyetini belirlemek için ümmet-i islâmiyeye (islâm topluluğuna) en hayırlı bir merci (baş vurulacak kay­nak) tır.Ve Kur’an-ı Kerim, ihtiva ettiği (içine aldığı) ilâhî aydınlatmalar, kudsî (pak) feyizler, nuranî hediyelerle, akılları hayrete düşürmeğe devam edecektir.

Kur’an Öyle bir ilâhî izahat (açıklama) dır ki, insanlığı, içinde bulun­duğu elemler (acılar), zararlar, ziyanlar, bozulmalar, ızdıraplar, tefrikalar (ayrı­lıklar) ve çatışmalardan kurtarmaya kefil olmuş (söz vermiş) tir. O Kur’an, ebedî bir mucize olduğu için, insanlar onun manalarını anlamak, tevcihatm-dan (yönlendirmelerinden) istifade edebilmek için, her zaman O'nun tefsirine muhtaç olmuşlardır. Bu ihtiyaçdan dolayı da tefsir ilmi, Kur’an-ı Kerim'in ini-şiyle birlikte meydana gelmiştir.

Nitekim sahabe-i kiram (Rıdvanullahi Aleyhim Ecmain) manasını anlayama­dıkları ayetlerin tefsirini Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e sorarlardı. Öyleyse, Allah-u Tealâ'nm her geçen gün yenilikleri zuhur eden (meydana çı-kan)kitabının, gizli meselelerini araştırmaya himmet (dikkat ve gayret) eden ki­şiler için,tefsir ilminde çok geniş sahalar bulunmaktadır. Bundan dolayı bize lâ­zım olan,beraber yaşadığımız insanlara münasip (uygun) olan bir yolla, Kur’an-ı Kerim'in ihtiva ettiği meselelerin anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışmaktır.

îşte bu gaye ile, Allah-u Tealâ'nın razı olduğu ve sevdiği şekilde bu ame­li tamamlamaya bizi muvaffak etmesini, hatalarımızı, (yanlışlarımızı) doğrult­masını, mal ve oğulların fayda vermeyeceği ancak kalbi selim (manevî hastalıklardan kurtulmuş bir kalp) getirenlere fayda vereceği bir günde, bize bol mü kâfat vermesini umarak, kardeşlerimizin ihtiyacını giderecek bir tefsir hazır lamayı kasdettik.Ve yine Mevlâ Tealâ'dan, her işte ayaklarımızı sabit (sebat edi ci), akıbetlerimizi (sonlarımızı) güzel kılmasını ve bizi salihler (iyiler) züm resine katmasını umarak bu işe başladık :

"O kimseler (O salihler) ki, insanlar (münafıklar), onlara muhakkak in­sanlar (kâfirler), sizin için (kuvvet) topladılar, onlardan korkun ! dediyseler de bu söz onları (müslümanları) iman bakımından ziyade etti (artırdı) ve onlar: Allah bize yeter, ve (O) ne güzel vekildir (işlerin ısmarlanacağı zattır), dediler."

"Ve kendilerine hiç bir fenalık isabet etmediği (dokunmadığı) hâlde, Al-lah'dan bir nimet (afiyet ve selâmet) ve bir fazl (-u ticaret) ile geri döndüler (bu suretle) Allah'ın rızasına da tâbi (uymuş) oldular. Allah (-u Tealâ) büyük fazıl (İyilik, yardim) Sahibidir." (Âl-i İmran Suresi: 3/173-174 )

Ayrıca bu tefsiri okuyanlardan, hesap gününde menfaat verecek hayırlı dualarla bizi tercih etmelerini (özellikle anmalarını) umarız.

Bütün hamdler, âlemlerin Rabbi olan Allah-u Tealâ Hazretlerine mah­sustur.   Salât-u selâm  Efendimiz  Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e   ve

Onun bütün âli ve Sahabesi   Üzerine Olsun.    (Rızvanullahi Aleyhim Ecmain)

 

Ruhu'l -Furkan Tefsirinin Yazılmasının Sebebi:

 

Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Ki­ram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratınm âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır. Ayrıca bu tefsir, Ehli Sünnet ulemasından zahir ve batın erba­bının (dil ve gönül ilimlerine sahip olan kişilerin) sözlerinden istifade edilerek her sınıf insanın anlayabileceği şekilde yazılmaya çalışılmıştır.

Kur’an-ı Azimü'ş-şan'ın manasının kelime kelime anlaşılmasına çok hevesli olduğumuz, senelerden beri sohbetlerimize iştirak eden kardeşlerimiz tarafından yakînen (şüphesiz) bilinmektedir. Nice büyük alimler, Kur’an-ı Keri­mi türkçe tefsir ederek, bu büyük kitabın manasım anlama hususunda insan­ların, ihtiyaçlarını karşıladıklarından, ziyade âciz (güçsüz) olan bu kardeşiniz, böyle büyük bir işe girişmeyi bu zamana kadar düşünmüş dahi değildi.

Ancak (Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.

Müslüman cemaatimizin çeşitli meselelerine cevap verebilmek husu­sundaki, meşguliyetimizin çokluğu sebebiyle, bütün vakitlerimizi bu hizmete sarf edemediğimizden, tefsir'in kısa zamanda tamamlanmasını bekleyenlere, gecikmemizden dolayı şimdiden özür beyan eder :

"Kerîm (iyi) insanlar katında özür makbuldür."

Mısramm manasınca da, onlardan bu özrümüzün kabulünü ister ve en kısa zamanda bu hizmeti tamamlamaya muvaffak olabilmemiz,bu tefsirin herkes tarafından hüsn-ü kabul (güzel bir karşılama) görebilmesi ve bununla Şer'i şerifin üç büyük temeli  olan;"İlim,Amel ve îhlâs"ın kazanılması için bü­tün müslümanlardan MevlaTealâ'ya çok dua etmelerini temenni (arzu) ederiz.

Nitekim "Mir'âtü'l-Usûl" isimli meşhur kitabın sahibi Molla Hüsrev (Rahimetullah) Hazretleri de, o büyük kitabına başlarken, eserinin uzun zamanlar in­sanlar arasında itibar ve hüsn-ü kabul görmesi için kitabının evveline yazdığı şu beyitle Allah-u Tealâ'ya yalvarmıştır:

"Ey Allahım ! Sen bu kitabı toplamaya beni muvaffak ettiğin gibi, arkadaş­lar (okuyanlar) indinde uzun zaman bu kitaba hüsn-ü kabul (güzel karşılanma) ver. Umulur ki, Allah-u Tealâ'nın, (tenkit ederek) eziyet etmekten koruduğu bîr dil, çok yüce olan Allah-u Tealâ'ya, benim için dua ederek: "Allah-u Tealâ say-u gayreti (çalışması) sebebiyle onu, (eser sahibini) dünyasında hayırla mükâ­fatlandırsın, ahiretinde de, ona çok geniş ve hoş bir hayat ihsan eylesin." der."

Çalışmalarda son derece dikkat ve ihtimam gösterildiği hâlde yine de gözden kaçmış bazı hatalara rastlayanlardan, bizi mazur görmelerim, rastladık­ları hataları düzeltmelerini ve bu hususta bizi ikaz etmelerini ümit ederiz, zira:

"İnsan hata etmek ve unutmaktan mürekkep (toplanmış) tır."

"Eğer bir kusur görürsen, onu düzelt çünkü, kendisinde hiç bir ayıp bu­lunmayan, büyük ve yüce (Allah-u Tealâ) dır (ancak onun kusur ve ayıbı yok­tur)." Sözlerinin hükmünce, hatadan ve unutmaktan münezzeh (uzak kalmış), hiç bir insan yoktur, ancak Mevlâ Tealâ'nın vahiy yoluyla muhafaza etmiş olduğu Peygamberler (Salavatullahi Aleyhim Ecmain)   müstesna...

Şu kadar var ki, insan çok dikkat ettiği hâlde, beşeriyet muktezası (gereği) kurtulamadığı hata ve nisyan (yanılma ve unutma)dan mesul olmaz. Nitekim:

İbni-i Abbas (Radıyaîlahu Anhuma) dan rivayete göre, Efendimiz (Sallaltahu aley­hi ve settem): "Muhakkak Allah-u Tealâ,ümmetimden hata etme, unutma ve zor­la yaptırıldıkları şeylerin mesuliyetini (sorumluluğunu) kaldırdı." buyurmuş­tur.[1]

        

Tefsirin Yazılmasında Takip Edilen Usul:

 

Bilindiği gibi,usulsuz vusul olmaz, yani kaide ve nizama riayet edilme­den maksada ulaşılmaz. Nitekim Mir'âtu'1-Usûl sahibi Molla Hüsrev Hazret­leri (Rahmetuttahi Aleyh)  "İnsanlar ancak, usul ve kaidelere riayeti (uymayı) zayi ettiklerinden dolayı, maksatlarına ulaşmaktan mahrum edilmişlerdir." buyuruyor. Biz de, tefsirimizi şu zikredilecek esaslara göre hazırlamaya karar verdik.

a) Mukaddime: Tefsirimizin mukaddimesinde (giriş kısmında) evvelâ Kur’an-ı Azimü'ş-şan'm fezaili (faziletleri) hakkındaki bazı ayeti kerimeleri mealleri ile beraber yazdık. Sonra, Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (kaddesaiiahu Smehu) Hazretlerinin kendi Kur’an-ı Kerim'inin baş tarafına yazmış olduğu, Kur’an’ı Kerim'le alâkalı bütün hadis-i şerifleri ve bizim bulduğumuz diğer bazı hadis-i şerifleri tercüme ederek, kaynaklarıyla beraber zikrettik.

Daha sonra, yine Kur’an-ı Kerim hakkında üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretlerinin, kendi Kur’an-ı Kerim’inin evvelinde yazdı­ğı, ayrıca bizim de bulduğumuz büyüklerin sözlerinden bazılarını ilâve ettik.

Bilindiği gibi edeplere riayetsiz,insan hiç bir yere varamaz ve Mevlâ'nın lütfuna nail olamaz, mükâfatına ulaşamaz. Nitekim Mevlâna Celâleddin-i Rumî (Kuddise Sırruhu)   Hazretleri, Mesnevi isimli eserinde şöyle buyuruyor  :

"Mevlâ Tealâ'dan edebe muvaffakiyet (kavuşturulmak) isteriz, Zira edebi olmayan insan, Mevlâ'nın lütfundan mahrumdur."

Elbette ki, her makamın kendine göre bir edebi bulunmaktadır. Bina­enaleyh Kur’an-ı Kerimi okumanın da, kendine göre bir takım edepleri vardır, işte bunları, Huccetü'l-Islâm İmam-ı Gazali (Kuddise Sırruhu Hazretlerinin İhya-u Ulûmi'd-din adlı eserinden ve îmam-ı Zebîdî'nin ona yaptığı îthaf-ü Saadeti!-Müttekîn isimli şerhinden alarak yazmaya ve bu hususta kardeşlerimizin dik­katini çekmeyi arzu ettik.

Bundan sonra, Kur’an-ı Kerim'i gafil olarak okumanın zemmi (kötülen­mesi) hakkında ki, bazı hadis-i şerifleri ve büyüklerin sözlerini naklettik.

Mukaddimemizin sonunda da,Kur’an-ıKerim'i kendi görüşü ile tefsir et­me hakkında varit olan (gelen) tehdit mahiyetindeki hadis-i şerifleri zikrettik.

b) Tefsir: (Her ayetin tefsirinde takibedilen usul)

1- Kelime manası : (Her ayete kelime-kelime mana vermek).

Her ayetin tefsirinde takip edilen bu usul,Kur’an-ı Kerimi kolayca anlaya­bilmek için çok büyük ehemmiyet (önem) taşımaktadır. Zira topluca mana ve­rildiğinde, Kur’an-ı Kerim'i iyice anlamayı ve tefsir etmeyi isteyen kardeşleri­miz, hangi mananın hangi kelimeden alındığını anlayamamaktadırlar. Biz ise herkesin Kur’an-ı Kerim'i kelime-kelime anlamasını çok istediğimizden bu usule riayet etmeye çalıştık. Bu arada kelimeleri ve cümleleri birbirine bağlayan mahzuf ibareleri (kaldırılmış sözleri) zikrettik ve böylece, dikkatli düşünüldü­ğü taktirde, sadece kelime manasından bile, ayet-i celilelerin manaları anlaşı­labilecek bir hâle gelmiş oldu.

Ayrıca sarf ve nahiv ilimlerini okumuş kardeşlerimizin; Fail, meful, hâl gibi, kelimelerin cümle içindeki durumlarını ayırdedebilmeleri için yardımcı edatlar kullandık, ve bunları mana ve izahlardan ayırdedilecek şekilde ince harflerle yazdık. Ancak,terkib-i izafîler gibi birbirinden ayırdedilmesi uygun ol­mayan yerlerde kelime manası veremediğimizden terkip manasını verdik.

2- Meal-i Sertf: Kelime manasından herkes istifade edemiyeceğinden ve ayetin toplu manasını anlayamayacağından, her ayetin   meal-i   şerifini (şerefli manasını) kelime manasından sonra yazdık ve bu meali verirken ayetin zahi­rinde (dış görünüşünde) bulunmayan kelime ve terkiplerin manalarını   kaİmamaya dikkat ettik. Ancak, ayet-i celilenin tam manasıyla anlaşılabilmesi için, bir takım mahzuf (gizlenmiş) manaların ve bazı izahların zikredilmesine ziya­de ihtiyaç duyulduğundan onları parantez içinde ayrı bir yazı şekliyle açıkla­dık, böylece meal-i şerif açıklamalı bir meal hâline gelmiş oldu.

3. İzahat: Sadece meal-i şerifle de iktifa etmeyip (yetinmeyip),her ayeti, muteber tefsirlerde bulunan izahlardan istifade ederek gücümüz nisbetinde açıklamaya çalıştık. Şöyleki: Tefsirlerde sebeb-i nüzulü beyan edilmiş olan ayet­lerin, iniş sebeplerini zikrettik. Ahkâm ayetlerinden (serî hükümleri beyan eden ayetlerden) çıkarılmış olan bir kısım fetvaları da, yeri geldiğinde açıkladık.

Ayet-i celilelerle alâkalı hadis-i şeriflerin kaynaklarını ilmî usulle kayde­derek yazmaya gayret ettik. Hadis metninin alındığı kitabı önce, diğerlerini de ulema arasında bilinen sıralamaya göre yazdık.

Bazı ayet-i celilelerde bulunan yer ve şahıs isimlerinin ıstılahlarını (kul­lanılan manalarını) da, tefsirimize dercettik (koyduk). Açıklanması gereken zor kelimelerin mehazlarını (asıllarını, kaynaklarını), müfret veya cemilerini (te­kil veya çoğullarını) zaman zaman tefsirimizde yazdık.

Ayet-i celilelerin anlaşılmasını kolaylaştıracak olan veya onlarla alâkası bulunan kıssaları (hadiseleri) de, muteber (kıymetli) tefsirlerden alarak açık­ladık. Zikirle alâkalı ayetlerde, yine güvenilen tefsirlerden ve kitaplardan alı­nan tasavvufla alâkalı manaları da koymayı ihmal etmedik.

Ayrıca, her ayetin izahının sonunda, o ayetin tamamı veya bir kısmıyla alâkalı diğer ayeti kerimeleri bulup, mealleri ile yazmaya gayret gösterdik, taki, vaaz ve nasihat etmek isteyen kardeşlerimiz, bir ayeti gözden geçirirken, onu açıklayan diğer ayeti kerimeleri de, önlerinde hazır bulup vaazlarını ziynetlen-dirsin (süslesin) ler. Bu hususta en büyük rehberimiz, Üstadımız Hacı Ali Hay­dar Efendi (Kuddise Smuhu) Hazretlerinin, bize verilmesini arzu ettiği kendi Kur-an-ı Kerim’inin kenarlarına almış olduğu rakamlar (ayet ve sayfa numaraları), hatlar (çekilen çizgiler) ve izahlar olmuştur.

Allah-u Tealâ Hazretleri O'nu, bizim tarafımızdan ve bütün müslüman-lar tarafından hayırla mükâfatlandırsın.    Âmin ! . .

Şuda bilinmelidir ki: Milletimizin, geçmiş büyüklerinin kıymetli lisanla­rını terketmeye başladığı şu günlerde Arapça, Farsça ve Türkçe karışımından meydana gelmiş olan Osmanlıca'nın tamamen unutulmaması için Osmanlıca kelimelerin asıllarını yazdık, nesiller arasında anlaşma sağlamak için de keli­melerin karşılıklarını, parentez içinde zikrettik. Bu büyük gayeyi hedeflediği­mizden dolayı tefsirin uzamasından, akıcılığının bozulmasından ve dolayısıy­la gelecek olan itirazlardan çekinmedik.

Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allah-u Tealâfya mahsustur. Salât-ü Selâm Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e, O'nun bütün Âline, Ashabına ve kıyamete kadar iyilikte onlara uyanlar üzeri­ne olsun.   Âmin !..

Mahmut   USTAOSMANOĞLU

Şeyhu'l-İslâm İsmail Efendi (İsmailağa) camii şerifi

Îmam-Hatibi

(Çarşamba/Fatih) İstanbul

 

Kur’an-ı Azimüşşan'ın Faziletlerini Beyan Eden Ayet-i Kerimeler

 

1- "O Zat-ı (Pak-ı Sübhanîni)n hayır ve bereketi bol (nihayetsiz ve da­im) oldu ki, Furkan'ı (hak ile batılı ayıran Kur’an'ı) kulu (Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) üzerine indirdi. Ta ki bütün âlemlere bir nezir (korkutucu ve sakındırıcı) olsun." (Furkan : 25/1)

Bu ayet-i celileden anlıyoruz ki, hakla batılı (iyiyle kötüyü) ayırmak Al-lah'dan başka hiç bir kimse için mümkün değildir. Allah-u Tealâ, bir ismi Fur­kan (hakla batılı ayırma manasında) olan Kur’an-ı Kerim'i indirmesiyle hakkı batıldan ayırmıştır. O hâlde, istikamet üzere olmak isteyenin Kur’an'dan ayrıl­ması mümkün değildir. Ayrılan katiyen hiç bir hayra muvaffak olamaz ve iyiyi kötüden ayıramaz. Öyleyse her derdimizin çaresini Kur’an'da arayalım, zira düşmanlarımızın şerrinden ancak bununla kurtulabiliriz ve onlara, ancak bu­nunla (emirlerini tutup yasaklarından kaçmakla) galip olabiliriz.

Yine bu ayet-i celileden,Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)inne kadar bü­yük bir işle memur olduğunu ve kendisinin ne kadar büyük bir zat olduğunu anlamalıyız. Zira O, bir köye, bir vilâyete veya bir memlekete gönderilmiş değil, bütün kâinata, önlerindeki tehlikeleri haber verip,onları tedbir almaya sevk edici (sürükleyici) olarak gönderilmiştir. O hâlde insan böyle bir büyük Peygam­berden nasıl ayrılabilir ve ona ittiba etmeden (uymadan) nasıl durabilir.

2 - "Şüphe yok ki, bu Kur’an,(kendisine uyanları) en doğru olan (dine ve­ya yol) a hidayet eder (kavuşturur).Ve salih amellerde bulunan müminlere çok müjde verir ki, onlar için muhakkak büyük bir mükâfat vardır." (İsra : 17/9)

Rabbimiz Tebareke ve Tealâ Hazretleri bu ayet-i celilesinde Kur’an-ı Ke-rim'in en doğru ve en sağlam bir yola  kavuşturduğunu haber vererek, bizi Kur’an’ın gösterdiği yola davet etmektedir. Biz müslümanlar atalarımız gibi bu da­vete icabet ederek (uyarak) en kuvvetli olacağımız yerde, bu davete icabetteki gevşekliğimiz yüzünden, bugün dünyada âciz (güçsüz) bir hâle düşdük. Biz herkese ışık tutup, onları hayra sevkedeceğimiz yerde, onlar bizi şerre doğru çekmekte ve bizi mağlup etmektedirler. Öyleyse: "Zararın neresinden dönersen kârdır." kabilinden en kısa zamanda, hep beraber Kur’an-ı Kerim'e sarılarak bu zararımızı telâfi etmemiz (karşılamamız) lâzımdır.

3- "(Bu) büyük bir kitaptır ki, O'nu sana indirdik. Mübarektir, (dünya ve ahiret bereketleri onun içindedir), ayetlerini iyice düşünsünler ve akıl sahipleri ibret alsınlar (amel etsinler) diye (onu sana indirdik)." (Sad: 38/29)

Bu ayet-i celilede Mevlâ Tealâ Hazretleri, Kur’an-ı KerinVin en büyük bir kitap olduğunu, dünya ve ahiret bereketlerinin içinde bulunduğunu beyan ede­rek, bizi, bu kitabı öğrenip öğretmek vasıtasıyle kimseye muhtaç olmayacak şekilde ilerlemeye, maddî ve manevî en büyük bereket ve zenginliğe kavuşma­ya teşvik etmektedir.

Ayrıca, Mevlâ'mız bu kitabı, kulları ayetlerini çok ince düşünsünler ve akıl sahipleri onunla amel etsinler diye indirdiğini beyan ederek, bizi Kur’an-ı Kerim hakkında çok ince düşünmeye ve ayetlerini anlamak, ahkâmı (hüküm­leri) yle amel etmek hususunda son derece say-u gayret göstermeye (çalışmaya) sevk etmektedir.

4- "Ey insanlar ! Muhakkak size rabbinizden bir burhan (yol gösterici olan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldi.Ve sizlere apaçık bir nur indir­dik." —"Artık o kimseler ki, Allah(-u Tealâ'y)a iman ettiler ve O'na (Allah'a ve­ya Kur’an’a) sarıldılar, elbette Allah (-u Tealâ) onları kendi tarafından bir rahmet (cennet) in ve fazl (ziyade nimetler) in içine girdirecektir. Ve onları kendisine (varan) sırat-ı müstakim (dosdoğru bir yol) a hidayet edecek (kavuşturacak) tır." (Nisa: 4/174-175)   

Bu ayet-i celilede Mevlâmız bütün insanlara hitap ederek, onlara Rable-ri tarafından bir rehber geldiğini ve onlara, din ve dünya hususunda muhtaç oldukları bütün meseleleri beyan edici olan bir nur indirdiğini zikrederek, on­lara başka bir rehber (yol gösterici) aramayıp, ancak bu ilâhî rehbere uymalarım ve bu nurdan istifade etmelerini tenbih etmektedir.            

Bundan sonraki ayet-i celilede ise, Mevlâ Tealâ Hazretleri kendisine ina­nanları ve indirdiği kitaba sımsıkı sarılanları,kendi fazl-u rahmeti (iyilik ve acı­masının eseri olan cenneti) ne girdireceğini ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola hidayet buyuracağını vaad etmiştir ki,böylece bütün insanları kendisine inanıp,kitabına sarılarak bu müjdelere nail olmaya(kavuşmaya)davet etmiştir. Şimdi düşünelim Mevlâ Tealâ böyle bir kulunun ebedî (sonsuz) olan ahiretini son derece mamur edeceğini (donatacağını) söz verdiğine göre, dünyasını iste­diğinden daha ziyade mamur etmez mi ? Ve onu dünyaya hakim kılmaz mı ?

5- "Ey ehli kitap ! (Ey Yahudî ve Hristiyanlar !) Muhakkak size Resulü­müz (elçimiz)gelmiştir/ kitap (Tevrat)tan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir ço­ğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiveriyor (yüzünüze vurmuyor). Şüphe yok ki, size Allah (-u Tealâ) dan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir ki, Allah (-uTealâ) rızasına tabi olan (uyan) lan O'nun sebebiyle selâmet (kurtuluş) yolla­rına ulaştırır ve onları kendi izni (iradesi) yle (küfür) karanlıklardan (iman) nur (un) a çıkarır ve kendilerini dosdoğru bir yola (islâm dinine) hidayet eder

(ulaştırır)."  (Mâide: 5/15-16)

Bu ayet-i celileden anlaşılıyor ki; Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beşer (insan) olduğu hâlde, kendinden çok evvel geçmiş olan insanların gizli işlerini haber verdiğine göre, kat'î olarak Allah-u Tealâ tarafından gönderilmiştir. Zira bu gaybî (gizli) haberleri, Mevlâdan gayri (başka) ne bir melek, ne bir cin ve ne de beşerden hiç bir kimse bilemez. Ancak Mevlâ'nın bildirmesiyle bilir. Bildir­dikleri de, başta Peygamberlerdir. O hâlde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sair insanlar gibi.görülmemelidir. Beşerdir ama, Allah-u Tealâ Hazretleri tarafın­dan ona vahyolunmuştur. Ne olaydı ! insanlar O'nu takdir etseler de, dünya ve ahiretleri mamur (donanmış) olsaydı !

Nisa Suresinin 174. ayet-i celilesinde, Mevlâ Tealâ Hazretleri, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında Burhan (önder), Kur’an-ı Kerim hakkında da, Nur-i Mübin (apaçık bir nur) buyurmuştu. Bu ayet-i celilede ise, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e Nur, Kur’an-ı Kerim'e de, Kitab-ı Mübin buyurdu.

Demek oluyor ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mevlâ Tealâ nm nu-rundandır. Nitekim Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bir hadis-i şeriflerinde :

"Ben Allah'ın nurundan yaratıldım, Müminler de benim nurumdan (ya­ratılmış) dır." Diğer bir hadis-i şeriflerinde de :

"Allah-u Tealâ'nın ilk yarattığı, senin Peygamberinin nurudur ey Cabir." buyurmuştur.  [2]          

O hâlde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mevlâ'nın aynası olması itiba­riyle, Mevlâ'nın Cemalinin nurunu alıyor ve o nur, ona hakkıyla ittiba ve rabı­ta eden (uyan ve bağlanan) meşayiha (hakikî mürşitlere) aksediyor (parlıyor), işte o meşayiha rabıta eden kimseler de, evvelâ Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den kendilerine nur aksetmiş olan o meşayihda fam oluyorlar (eriyip gidiyorlar). Sonra, Mevlâdan kendisine nur aksetmiş olan Resulullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) da fanî oluyorlar. Sonra da, göklerin ve yerlerin nuru olan Mevlâ'da fanî oluyorlar,   

Nitekim Risale-i Kudsiye'de, Mustafa İsmet Garibullah (Büyük şeyh Efendi Kuddise Sırruhu) Hazretleri şöyle buyuruyor :

Manevî yolda ilerlemeye çalışan kişi, evvelâ şeyhinde fanî olur. Yani şeyh birinci kapıdır. Ondan sonra, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de fanî ol­ma devletine (şerefine) sahip olur ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikinci kapıdır. Ondan sonra da, Mevlâ'da fanî olur. işte o zaman, Mevlâdan gayri (baş­ka) her şeyin helak (yok) olucu olduğunu ve ancak Mevlâ'nın bakî (daim) olduğunu anlar ve böylece : "O (Allah Tealâ Hazret­leri) ndan başka her şey helak olucudur." (Kasas Suresi:  28/88)

"O (yeryüzü) nün üzerinde olan her şey fanidir, celâl ve ikram sahibi Rabbinin vechi (zatı, cemali) bakidir."                                     (Rahman: 55/26-27)

Meallerindeki ayet-i celilelerin sırrına mazhar olur (erer).

Maide Suresinin 16. ayet-i celilesinden de anlaşılıyor ki, Allah-u Tealâ Kur’an-ı Kerim'i vasıtasıyle insanları selâmet yollarına kavuşturuyor, karanlık­lardan nura çıkarıyor ve kendine varan dosdoğru yola ulaştırıyor. Ama bunun için bir takım şartlar koşuyor. O şartlardan birisi Allah-u Tealâ'nm rızasına tabi olmaktır, yani her işte nefsin arzusunu terk edip Mevlâ'nın rızasını aramaktır.,; Nitekim bu ayet-i kerimede: buyuruluyor.

işte Mevlâ Tealâ rızasına tabi olan (uyan) bu kişileri Kur’an-ı Kerim va­sıtasıyla bu büyük devletlere kavuşturuyor.

Bu şartlardan ikincisi de, Sure-i Talâk'm 11. ayet-i kerimesinde beyan edildiği gibi, iman edip amel-i salih işlemektir. Bu iki ayetle beraber Sure-i İbra­him'in başında bulunan:

"(Bu) öyle büyük bir kitaptır ki, bunu sana bütün insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nur'a çıkarasın için indirdik." (İbrahim: 14/1.)

Mealindeki şartsız olarak zikredilen ayet-i celile tefsir edilmiş olmakta­dır. Şöyleki: Kur’an’ın indiriliş gayesi bütün insanları karanlıklardan nura çıkar-maksa da, Kur’an-ı Kerim ancak bu iki ayet-i celilede zikredilen iki şartı (rızası­na uymayı ve amel-i salih işlemeyi) yerine getirenleri karanlıklardan kurtara­bilmektedir.

6 - "Hayır ! (Hakikat, kâfirlerin dedikleri gibi değildir), yıldızların düşdü-ğü (battığı) yerlere yemin ederim."Ve şüphe yok ki, o (yemin),eğer bilseniz, elbette pek büyük bir yemindir. Muhakkak O (kitap), elbette çok keremli (şe­refli, kıymetli) bir Kur’andır."—"Bir mahfuz kitapta (şeytanların ulaşmalarından korunmuş olan Levhi Mahfuz'da yazılı) dır. O'na (Kur’an1a) tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz (el süremez)."      (Vakıa:56/ 75-79)

Yani, Kur’an-ı Kerim'e hades (büyük ve küçük abdestsizlik) lerden tama­men temizlenmiş olanlardan başkası el süremez. Ayet-i kerimedeki nefiy (olumsuzluk), nehiy (yasaklama) manasında olup el sürmesin demektir. Diğer bir tasavvuf! tevile göre: Levh-i Mahfuz'dan, ruhaniyeti (manevi tarafı) cis-manî bulaşıklardan (bedenin ihtiyaçlarından dolayı Allah'dan başka şeylerle meşgul olma kirlerinden) temizlenmiş olanlardan başkası (vakıf, haberdar) ola­maz, ona muttali olan, ancak melekler ve melekânî (meleklere ait) sıfatları takınan büyük velilerdir.

Bu ayet-i celileden anlaşılmaktadır ki, Kur’an-ı Kerim, Ekremü'1-ekremin (iyilik sahiplerinin en iyisi) olan Allah-u Tealâ'nın en kıymetli kitabıdır. Zira, Cenabı Hak en büyük bir yeminle onun kendi katında çok keremli (şerefli ve kıymetli) ve bütün menfaatleri cemedici (toplayıcı) olduğuna yemin etmek­tedir. O hâlde bu Kur’an-ı Azimü'ş-şan'm emirlerini tutup yasaklarından ka­çanlar Allah indinde çok keremli, şerefli ve kıymetli olurlar ve Kur’an’ın ahlâ­kını takınarak insan-ı kâmil (olgun insan) olma mertebesine ulaşırlar.

7- "Bütün hamdler, o Allah'a mahsustur ki, kulunun (Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in) üzerine o kitabı (Kur’an-ı Kerim'i) indirdi ve onda hiç bir eğrilik (mana ve lâfzında bir çarpıklık) yapmadı. (O kitabı) dosdoğru ola­rak, kendi katından, imansızları şiddettli bir azap ile torkutmak ve salih (iyi) ameller işleyen müminlere güzel bir ecir (cennet) olduğunu müjdelemek için ndirdi." (Kehf 18/1-3)                                                                                                                                     

Kur’an-ı Kerimi indirmesi sebebiyle bütün hamdlerin Allah-u Tealâ'ya mahsus olmasından anlaşılıyor ki, Mevlâ Tealâ'nın Kur’an-ı Kerimi indirmesi en büyük nimettir. İnsanın bunu düşünerek bu nimetin büyüklüğünü anlayıp ona göre Kur’an'a çalışarak en yüksek mertebelere ulaşması lâzımdır.

Ayrıca bu ayet-i celilede Mevlâ Tealâ, Kur’an-ı Kerim de hiç bir eğrilik (çelişki ve uyumsuzluk) olmadığını beyan ettiğine göre bu muazzam kitabın hükümlerine nasıl itiraz edilebilir, onlardan nasıl ağırlık duyulabilir ?

Ve. nasıl: "Yirminci asırda bunun yeri yoktur." denilebilir ki, bu kitabı bütün asırları yaratan Allah-u Tealâ indirmiştir.

8- "Elif, Lâm, Râ. Bu büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan (türlü türlü sapıklıklardan) nura (hidayete), o Azîz (yegâne ga­lip), hamid (ziyade hamde lâyık olan Allah-u Tealâ Hazretlerin) in yoluna çı­karman İçin onu sana İndirdik." (İbrahim:1 4/ 1)

Bu ayet-i celileden anlaşılıyor ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bile bütün insanları karanlıklardan nura, bu Kur’an vasıtasıyle çıkarmakla memur olduğuna göre, dünya yıkılıncaya kadar, insanları kurtarmanın tek çaresi Kur’an’ı öğrenip-Öğretmek ve hükümleri (emirleri) yle amel edip-ettirmektir. O hâlde alimler, insanları karanlıklardan nur'a neyle çıkaracaklarını bu ayet-i ce­lileden anlasınlar. Avam (alim olmayan diğer insanlar) da karanlıklardan, darlıklardan ve sapıklıklardan neyle kurtulacaklarını anlasınlar da dertlerine derman arasınlar ve bulsunlar.

9- "Ve İşte bu (Kur’an), bir büyük kitaptır ki, bunu biz indirdik, müba­rektir (dünya ve ahiret bereketleri ondadır). Artık O'na tabi olun (onda bulu­nan hükümlerle amel edin) ve ittikada bulunun (ona muhalefetten sakının) taki merhamet olunasmız, (Allah tarafından acınmış olasınız)."—"Demeyesiniz i ki, bizden evvel kitap yalnız iki taifeye (Yahudi ve Nasaraya) indirilmiştir. Ve biz onların kıraat (okuma) larından şüphesiz ki, gafillerdik." Yani: "O kitaplar bizim lügatimiz (dilimiz) üzere olmadıklarından, onlarda bulunanları biz bile­medik." demeyesiniz için bu kitabı size indirdik. "Yahut (onlara indirildiği gibi) bize de kitap indirilseydi, elbette biz onlardan daha ziyade hidayette olurduk dememeniz için (bu kitabı indirdik, o hâlde bu sözlerle özür beyan etmeyin.) İşte muhakkak size Rabbiniz tarafından bir beyyine (açık bir delil) bir hidayet, bir rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Muhakkak biz ayetlerimizden yüz çeviren­leri bu sebeple şiddetli bir azapla cezalandıracağız." (Enam: 6/155-157)

Bu ayet-i celilelerden anlaşılmaktadır ki, kâinatı yaratan Allah-u Tealâ Hazretleri tarafından indirilmiş, böyle büyük bir delil (yol gösterici kitap) eldey­ken, münkir (inkâra kâfir) lerin eteğine sarılmanın dünya ve ahirette ilerle­mek için Kur’an'ın dışında delil ve çare aramanın hiç bir manası yoktur.

10- "Şüphe yok ki, o Kur’an'ı biz indirdik. Ve muhakkak ki, biz elbette onu muhafaza edicileriz."                                                                      (Hıcr: 15/9)

Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretleri şöyle buyu­rurlardı: Bu ayeti celileden Kur’an'ın Allah-uTealâ Hazretleri tarafından muha­faza edilmiş (korunmuş) bir kale olduğu anlaşılmaktadır. O hâlde kalenin içine gir (onun ahkâmıyla amel et) ki, sen de korunmuş olasın.

11- "Eğer biz bu Kur’an'ı bir dağ üzerine indirmiş olsaydık, elbette onu (o dağı), Allah korkusundan baş eğici,parça parça olucu görürdün ve biz o misalle­ri insanlar için irad ediyoruz (getiriyoruz), taki düşünüversinler." (Haşr: 59/21)

Bu ayet-i celilede de çok büyük azamet ve ağırlık vardır. Dağlar bu aza­metin karşısında baş eğip parça parça oldukları hâlde, insan bundan tesirlenmi-yor,o büyük kitabın emirlerini tutup yasaklarından kaçmıyorsa, kendisinin dağ­dan, taştan daha katı olduğunu anlasın ve yumuşama çarelerine baş vursun.

12- "Ve şüphe yok ki, O (Kur’an) elbette âlemlerin Rabbi tarafından indi­rilmiştir." - "O'nu Ruhu'l - Emin (Cebrail Aleyhisselâm ) indirmiştir." — "Senin kalbine, sen korkutuculardan olasın diye." — "(manası) pek açık olan, arapça bir lisanla (indirmiştir)." (Şuara: 26/192 -195)

Bu ayet-i celilelerden anlaşıldığına göre :

Kur’an-ı Kerim bütün âlemlerin (varlıkların) Rabbi tarafından en büyük ve en son Peygamberin kalbi şerifine indirildiği için en büyük kitap olmuştur, bunun fevkinde (üstünde) bir kitap yoktur. Binaenaleyh onun tahsilinden da­ha yüksek bir tahsil de yoktur. Ayrıca en büyük kitap olan Kur’an-ı Kerim'in Arap lisanı (dili) üzere indirilmesinden de, Arap lisanının, lisanların en şerefli­si ve kıymetlisi olduğu anlaşılmaktadır. Dünyada onu Öğrenmeyenler, ahirette pişman olacaklarını şimdiden duysunlar.

13 - "Allah (Celle Celâluhu), kelâm'ın en güzelini, (ayetleri) birbirine benzer (ahenkli) ve ikişer ikişer (zihinlerde yerleşsin için bazı kıssaları, emirleri ve ya­saklan tekrarlanmış olan) bir kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların derileri (o kitaptaki tehditlerin karşısında) ondan ürperir, sonra da (güzel müj­deleri ve rahmet ayetleri Önünde) derileri ve kalpleri, Allah'ın zikrine karşı yu­muşar, tşte O (Kur’an) Allah'ın (gönderdiği) bir hidayet (rehberi) dir ki, o'nunla dilediğini hidayete kavuşturur (kendisinin sapıklığı seçmesi sebebebiyle). Allah in saptırdığını ise bir hidayet edici (yola alıcı) yoktur. "  (Zümer: 39/23)

Mademki, Kur’an-ı Kerim sözlerin en güzelidir. İnsan bunu okuyup din­lemekle teselli olmalı, diğer eğlencelerde teselli aramamalıdır. Hatta böyle bir kitap dururken, eğlencelerde teselli aramayı günah bilmelidir.Ve insan Kur’an-ı Kerimi gafil olarak dinlememeli, bilakis manasından tesirlenerek, derisi ür-permeli sonra da, kalbi ve derisi Allah'ın zikriyle yumuşamahdır.

tşte bu hâl Allah'ın hidayetidir. Ve bunu dilediğine verir, lâkin Kur’an-ı Kerimden bu derece tesirlenmek ancak Rablerinden korkanların nasibidir.

14 - "(Zat'ı akdesime yani son derece mukaddes, pak olan zatıma) kasem (yemin) olsun ki, biz sana (namazın her rekatında) tekrarlanan yedi (ayet-i Ke­rime olan Fatihayı şerife) yi ve şu büyük Kur’an-ı verdik. Sakın (o kâfirler­den) bir takım (insan) lan faidelendirdiğimiz şeylere (servet ve saireye) iki gö­zünü dikip uzatma, onlar üzerine mahzun olma (neden inanmıyorlar diye üzülme)  müminler için de (şefkat) kanadını ger (mütevazi ol)." (Hıcr: 15/87-88)

Bu ayet-i celileden anlaşılıyor ki, Mevlâ Tealâ Hazretleri habibine ve ümmetine "SebuIl-Mesanî"olan Fatihayı Şerifeyi ve Kur’an-ı Azimü'ş-şanı ver­mekle onları en büyük devlet ve zenginliğe ulaştırmış olduğu için bu ümmet­ten ehli Kur’an (Kur’an ehli) olan bir kişi, dünyevî zenginlik sahibi birini gördü-

ğü vakitte, ona zerre kadar imrenmemeli ve kıskanmamalıdır. Çünkü kendisi­ne verilen nimet yanında, o dünyalık bir zerre bile sayılmaz.

Zira o dünya zenginlikleri yok olacak, bu Fatiha ve Kur’an devleti ise, ebediyen (sonsuza kadar) elden çıkmayacaktır. Binaenaleyh, bir sonraki ayet-i celilede, Mevlâ Tealâ Hazretleri, Habibini, dolayısıyla bizi, kâfirlere vermiş ol­duğu dünya metalarma (eşyasına, zenginliğine) değil meyletmekten, bakmak­tan bile menetmiş (yasaklamış) tır.

15- "Ve biz O'nu (Kur’an'ı) hakla (indirilmesi icap eden bir hikmetle) in­dirdik. O da hakla (hakikate bürünücü olarak) indi.Ve seni de, ancak bir müj-deleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik."  "Ve biz O'nu bir Kur’an olarak (ayet ayet, sure sure)ayırdık ki,onu insanlara dura dura (ağır ağır,tane tane) oku­yasın ve biz onu peyderpey, (tedrîcen, zaman zaman) indirdik." (İsra Suresi: 17/105-106)

Mevlâ Tealâ, bu ayet-i celilede Habibine: "Biz seni ancak iman edip ameli salih işleyenleri ziyade müjdeleyici, inkâr edip isyan edenleri de, ziyade korku­tucu olarak gönderdik." buyurarak Peygamberlerin varisleri (vekilleri) olan alimlere de, sadece müjdelemek veya sadece korkutmakla iktifa etmemelerini (yetinmemelerini), bilakis bu iki vasfın (korkutma ve müjdeleme sıfatlarının) her ikisinide takınarak yerine göre hareket etmelerini tenbih etmektedir.

Ayrıca Mevlâ Tealâ Hazretleri, müjde verici manasında olan ke­limesini çokluk ifade eden tefîl babından, korkutucu manasında olan kelimesini de mübalâğa (fazlalık) ifade eden sığa-i feîl olarak zikrederek, bu müjde verme ve korkutmanın çok dikkatli bir şekilde ve etraflıca yapılmaları­nın lâzım geldiğine işaret etmektedir.

Bunu takibeden (peşi sıra gelen) ayet-i celilede de Mevlâ Tealâ, Habibi Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Seilem) e, Kur’an-ı Kerimi insanlara yavaş yavaş, kalplerine sindire sindire okuyabilmesi için, hadiseler vuku buldukça (meyda­na geldikçe) zaman zaman indirdiğini (ve böylece Kur’an’ın indirilmesinin yir­mi üç senede tamamlandığını) beyan buyurmakla, ulemanın da Kur’an-ı Keri­mi ve ahkâmım (hükümlerim) insanlara anlayabilecekleri şekilde, teenni ile (yavaş, yavaş) anlatmaları ve insanlar anlayıncaya kadar bu vazifeyi bırakma­maları lâzım geldiğine işaret etmiştir.

16 - "O (Bu Kur’an) uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden Önceki (kitap) ların tasdiki (doğrulayıcısı) ve her şeyin tafsili (ayrıntılı şekilde beya­nı) dır. iman eden bir kavim (topluluk) için de, bir hidayet ve bir rahmettir." (Yusuf: 12/111)                  

Mevlâ Tealâ Hazretleri bu ayet-i celilede, Kur’an-ı Kerim’in hiç bir kimse tarafından uydurulmuş bir haber olmayıp ancak kendinden evvel geçen bü­tün semavî (gökten inen) kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) bir kitap olduğunu, kendisinde dünyevî ve uhrevî her şeyin beyanı (açıklaması) bulunduğunu, inanan kavimleri maksada ulaştıran bir rahmet olduğunu beyan buyurduğuna göre, insan yapacağı ve terk edeceği her şeyde Kur’an’a müracaat etmeli (baş vur­malı) ve her hususta izahı ondan almalıdır. Ve yakinen (şüphesiz) inanarak, Kur’an’ın hidayet ve rahmetinden istifade etmelidir. Kur’an’a muhalif olan (zıt düşen) diğer bütün kitap ve beyanlardan da uzak kalmalıdır.

Zira her şeyin tafsili (ayrıntılı şekilde izahı) kendinde bulunan bir kitap, kendisine sarılanları başkalarına muhtaç etmez. Velhasıl ehli tslâm, dünyada ve ahirette yükselmelerini, Kur’an’ı öğrenip onunla amel etmekte aramalıdırlar.

17- "Ve muhakkak ki, O (Kur’an) elbette azîz (ulu ve şerefli) bir kitaptır." "O'na ne önünden, ne de ardından batıl (yanlış) bir şey gelemez. O (Kur’an) Hakîm (her işi yerinde olan), Hamîd (bütün hamdler kendisine mahsus olan Allah-u Tealâ Hazretlerin) den indirilmiştir." (Fussilet: 41/41-42.)

Bu ayet-i celileden anlaşıldığına göre, Kur’an-ı Kerim çok izzet (ululuk) sahibi ve bütün kitapların fevkinde (üstünde) olan bir kitapdır, zira Azîz (ulu) olan Mevlâ Tealâ tarafından indirilmiştir. O hâlde insan, dünya ve ahiret şere­fini bu kitapta aramalıdır.

Bundan sonraki ayet-i celilede de, Kur’an-ı Kerime hiç bir taraftan batıl (yanlış) m yol bulamayacağı ve o kitabın, her şeyi yerinde yapan ve bütün hamd­ler kendisine mahsus olan Mevlâ tarafından indirilmiş olduğu beyan buyurul-duğuna göre, Kur’an’ın bütün hükümlerinin ve emirlerinin yerli yerinde oldu­ğu, ona hakkıyla uyanın da, bütün hata (yanlış) lardan mahfuz kalacağı (koru-nacağı),dünya ve ahirette de yüzünün ak olacağı anlaşılmaktadır.O hâlde Mevlâmızın yardımıyla Kur’an'a çok dikkatli çalışalım ki, yüzümüz ak olsun.

18 - "De ki, bu (Kur’an), pek büyük bir haberdir." Siz (ise), Ondan yüz çeviricilersiniz." (Sad: 38/67-68)

Bu ayet-i celileden de anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hak (Cetle ve aw Hazretleri, sevgili peygamberine, (SaiSallallahu Aleyhi ve Sellem) Kur’an-ı Kerim’in çok büyük bir haber olduğunu beyan edip bunu ümmetine duyurmasını emrederek, onların bu kitaba karşı lakayt (ilgisiz) kalmamalarını, gece-gündüz kalpleri vesair azalarıyla bu kitabı okumaktan ve onunla amel etmekten geri kalmamaları lâzım geldiğini kendilerine tenbih etmektedir. Uyanalım !

19- "Ve işte biz sana (Ey Habibim) böylece (senden önceki peygamberlere vahyettiğimiz gibi)emrimizden (kendisiyle kalpler dirilsin için manevî işimiz­den ibaret olan) bir RUH variyettik (Kur’an verdik), hâlbuki (bundan evvel) Ki­tap (Kur’an) nedir, iman (Allah'ın şeriatının hükümleri) nedir, sen bilmezdin Fakat biz onu (o ruhu, Kur’an’ı) bir nur yaptık ki, onunla kullarımızdan dile­diğimizi hidayet ederiz ve şüphe yok ki sen, elbette dosdoğru bir yola (tslâm di­nine) hidayet edersin (kavuşturursun)." -- "(O dosdoğru yol) Göklerde ve yerde­ki bütün eşya kendisine ait olan Allah'ın yoludur. Gözünüzü açın ki, bütün işler ancak Allah'a varır."                                                                  (Şura: 42/52-53)

Bu ayet-i celilede Mevlâ Tealâ Hazretlerinin, Kur’an-ı Azimü'ş-şana Ruh buyurması, ölmüş kalpleri dirilttiğinden dolayıdır. Öyleyse kalplerimizi ve ruhlarımızı Kur’anla amel ederek diriltmeye çalışalım ve bu yolda azla kanaat etmeyip diriliğin en yüksek derecesine ulaşalım.

20- "Kendisinde hiç bir şüphe olmayan bu kitab (Kur’an) in indirilişi, âlemlerin Rabbindendir."                                                                  (Secde: 32/ 2)

Bu ayeti celileden anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim'in indirilişi bütün âlem­lerin Rabbi tarafmdandır. O hâlde insan bu hususta hiç bir şüpheye meydan vermemeli ve Kur’an’a iyi çalışarak, günden güne yakîni (şüphesizliği) ni artır­maya gayret etmelidir.

21- "(Ya) o kimse ki, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) in şüphesiz hak olduğunu bilir. O, âmâ olan (böyle bilip inanmayan kör) kimse gibi midir? An­cak aklı selim (sağlam akıl) sahihleri iyice düşünür (idrak eder)ler."(Rad: 13/ 19)

Bu ayet-i celileden anlaşıldığına göre, Kur’an-ı Kerim'in Mevlâ Tealâ ta­rafından indirilmiş hak bir kitap olduğunu bilmeyen, kafa gözünün körlüğün­den daha zararlı olan kalp gözünün körlüğüyle vasıflandırılmıştır. Kur’an-ı Ke­rim'in hak olarak indirildiğini bilenler ise, kör de olsalar, kalp gözleri gördüğü için görücü sayılmışlardır.

Öyleyse insan bu kalp körlüğüne düşmemeye çok dikkat etmeli ve aklım nefsinin nevasından (isteklerinden) kurtarmaya çok çalışmalıdır. Zira ayet-i celilenin sonunda buyurulduğu gibi,ancak akl-ı selim (nefsininisteklerinden kur­tulmuş sağlam akıl) sahipleri çok iyi düşündüklerinden, bu körlüğe düşmekten kurtulabilirler.

22 - "(Bu, öyle) Büyük bir kitaptır ki, bununla korkutasın diye ve mü­minlere bir mevize (öğüt) olmak üzere sana indirilmiştir. Artık bundan (sen onu duyururken kâfirlerin yalanlayacaklarından) dolayı senin göğsünde (kal­binde) sakın bir sıkıntı olmasın."—"Rabbinizden size indirilen (Kur’an-i Kerim) e tâbi olun (uyun) ve ondan başkalarını veliler (dostlar) edinip de kendilerine uymayın. Ne kadar az düşünüyor (az öğüt tutuyor) sunuz."          (A'raf: 7/2-3)

Cenab-ı Hak (Celle ve Alâ Hazretleri bu ayet-i celilesinde, bu kitabın kendisi tarafından Habibine (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) indirilmiş son derece büyük bir ki­tap olduğunu beyan ettikten sonra, Habibine (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hitaben bu kitabın ahkâmını insanlara tebliğ ettiğinde (hükümlerini duyurduğunda), kâ­firlerin inkârlarından dolayı kalbine kafiyen bir sıkıntı ve darlık gelmesin bu­yuruyor.

Ulema, enbiyanın varisleri olması hasebiyle (âlimler, peygamberlerin vekilleri olduğundan) onlar da bu hitaba dahil olmuş (girmiş) tir. Binaenaleyh ulemanın da bu tebliğ vazifesine çok dikkat etmeleri ve bu hususta kâfirler ta­rafından gelecek olan inkâr ve eziyetten darlanmamaları lâzımdır.

Bunu takibeden (peşi sıra gelen) ayet-i celilede de, kâinatı yoktan var eden, sevgili Rabbimiz tarafından indirilen ve dünyevî-uhrevî muhtaç olduğu­muz her şeyi kazandırmaya vesile olan bu büyük kitaba uyup, ondan başka hiç bir şeye uymamamız bize emrolunmaktadır. O hâlde çok dikkat edelim, Kur’an ve ehlinden (adamlarından) başka dostlar edinip de onlara uymayalım.

23- "Bir de, eğer onlar (ehli kitap) Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendi­lerine indirilen (Kur’an’ın hükümlerin) i, ikame (dosdoğru tatbik ve icra) etse­lerdi, elbette hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yiyecekler (her ta­raflarından Allah'ın nimetlerine gark olacaklar) di. İçlerinde iktisatlı (mutedil, insaf ederek Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e inanan) bir zümre vardır. On­lardan (kitap ehlinden) bir çoğunun yapmakta oldukları ise, ne kadar kötüdür."(Maide: 5/66)

Bu ayet-i celileden anlaşıldığına göre, Kur’an-ı Kerim öyle büyük bir ki­taptır ki, onun emirlerini tutup, yasaklarını terk ederek yaşayan milletlere, elbette Mevlâ Tealâ Hazretleri gökten yağdırıp, yerden bitirmekle öyle bereketler ihsan eder ki, hiç bir milletten iktisatçı çağırmaya, hiç bir millete borçlanmaya muhtaç olmazlar ve düştükleri sıkıntılardan, fakirliklerden kurtulmak için fai­ze düşmezler, maddî menfaat temin etmek için her türlü zina ile karşı karşıya kalmaz ve nice günahlara düşmezler. Bilâkis onlar diğer milletlere maddî ve manevî yönden imdat (yardım) ederler.

 

Kur’an-ı Azimü'ş-Şan'ın Faziletlerini Beyan Eden Hadis-i Şerifler

 

1 - İbn-i Abbas (Radtyallahu Anhuma) dan rivayete göre, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Benim ümmetimin en şereflileri, Kur’an-ı yükleniciler (Kur’an-ı Kerimi belleyip onunla amel edenler) ve gece ashabı (ge­ce ibadetiyle meşgul olanlar) dır."[3]                             

Böyle bir define (hazine) mevcutken, insan nasıl olur da Kur’an-ı Kerim'i öğrenip öğreterek en şerefli olmaya çalışmaz ve gece sabahlara kadar uyu­yarak bu şereften mahrum olur ?

2 - Ebu Said (Radıyaltahu Anh) den rivayete göre, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (-u Tealâ Hazretlerin) in kelâmı (olan Kur’an) nın, diğer kelâmlara olan üstünlüğü, Allah (-u Tealâ'n) in mahlûkatına (yarattıklarına) olan üstünlüğü gibidir." [4]             

Kur’an-ı bilip onunla amel edenin, diğer insanlardan ne kadar üstün ol­duğunu buradan anlamak lâzımdır. Binaenaleyh bir islam aliminin ne kadar büyük olduğu da buna kıyas edilmelidir. Kur’an-ı Kerim bu kadar faziletli ol­duğuna göre, O'nu bilen ve O'nunla amel eden de en faziletli olur, zira herkes uğraştığı mesleğe göre kıymet kazanır. Kur’anla uğraşmak en büyük meslek ol­duğu için, onun meslektaşları da en büyük olmuşlardır.

3- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) validemizden rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kur’an-ı Kerimi hafız olduğu (hem lâf­zını, hem manasını, hemde ahkâmını muhafaza ettiği) halde okuyan kişinin hâli, Sefere-i Kiram (kerem sahibi, kıymetli yazıcı) meleklerle beraberdir. Kur’an-ı Kerim kendisine zor geldiği hâlde tekrarından üşenmeyerek onu okumaya ve ezberlemeye devam eden kişiye ise, iki ecir vardır."[5]

Bundan anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim en büyük ve en faziletli bir kitap­tır, kendini okuyanı melek gibi çok kıymetli eder.

İnsan kendini melek gibi edecek Kur’an’a neden çalışmaz ? . O hâlde bir kimse ne kadar zorluk çekse de. Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışmalıdır.

4- Sa'd İbn-i Ebi Vakkas (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Kur’an’ı okuyun ve ağlayın eğer ağlıyamıyorsanız, ağlar gibi okuyun." buyurdu.[6]                                    

insan bir işi ya hakkıyla becermeli, ya da beceremediğine üzülmelidir. Zi­ra o üzüntü becermek yerine geçer.

5- Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh)den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Ale­yhi ve Sellem): "Muhakkak Allah (-u Tealâ), bu Kur’an sebebiyle bir takım kavim­leri (milletleri) yüksek eder, diğer bir takım kavimleri ise alçak eder." buyurdu.[7]

Bu gün İslâm âleminin yükselemeyişi Kur’an-ı Kerim'in kıymetini bil­memesinden ve ona hakkıyla çalışmamasmdandır. O hâlde yeniden Kur’an'a dönerek, O'na sarılararak bu yüksekliği elde etmeye çalışalım ki, Mevlâmız (Celle Celaluhu) bizi bu hadis-i şerifin sırrına mazhar etsin.  Âmin!..

Geçmiş büyüklerimiz, ecdadımız Kur’an-ı Kerim'e gereken tazim ve hür­meti gösterdiklerinden, Ehli Sünnet âlimlerinin (Şekerallahü Sa'yehüm) sözleri (fet­vaları) yla amel ettiklerinden her sahada muvaffak olup bu kadar geniş toprak­lara hakim olmuşlar, dünyayı titretmişlerdir. Bu günkü müslümanlar ise Kur’an-ı Kerim'e karşı vazifelerini yapmadıklarından her sahada geri kalmış İslâm­'ın kazandıracağı izzet ve şerefi kaybetmişlerdir.

6- Ebu Musa (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resullullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) : "Şu Kur’an’ı taahüd (tekrarından üşenmeyerek onu okumaya ve ez­berlemeye devam) edin (böylece) ahdi, (Mevlâ ile aranızdaki sözleşmeyi) yeni­leyin. Muhammedin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nefsi (canı) kabza-i kudretin de (elinde) olan Allah'a yemin ederim ki, elbette Kur’an, kaçıp kurtulmak (hafıza­dan çıkmak) cihetinden (bakımından) bağlar içindeki deveden daha şiddetlidir (o develerden daha çabuk hafızadan çıkar)." buyurdu.[8]     

7- Abdullah (RadıyaUahu Anh) dan rivayete göre, Resullullah   (Sallallahu   Aleyhi ve Sellem) buyurdu: "Allah ve Resulünü sevmek kendisini mesrur eden (sevindi­ren) kişi mushaf içinde (Kur’an’a bakarak) okusun." [9]

"Göze yakın olan, gönüle yakın olur." Kavlince, (sözünce) Kur’an-ı Ke­rim ki, Mevlâ Tealâ'nın, kelâm sıfatının eseridir; O'na bakmak, insanı kelâm sıfatına yakın eder, o sıfatta, zat'ı pak'i Sübhaniye'nin yakınlığını celbeder (çe­ker). Bu yakınlıktan da Allah'a karşı muhabbet ve haşyet (sevgi ve korku) mey­dana gelir.

8- Safd İbn-i Ebi Vakkas (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Muhakkak Kur’an(-ı Azimü'ş-şan) hüzünle (mahzun olarak)inmiştir, onu okuduğunuz zaman ağlayın." Buyurdu.[10]

MevlâTealâ Kur’an okuyanm,onun ayetlerinden tesirlenerek hüzünlen­mesini (mahzun olmasını) sever. Tesirlenmemek ise saymamak gibi bir şeydir, bu bize yakışmaz. Binaenaleyh insan Kur’an’ı hüzünlenerek okumalı, beceremi-yorsa, hüzünlenmiş gibi olmaya çalışmalıdır. îşte o zaman Mevlâ bize acır.

9- Said îbn-i Süleym (Radıyallahu Anh) dan mürsel olarak rivayete göre, Re­sulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: "Allah-uTealâ indinde ne bir nebi (Peygamber), ne bir melek, ne de gayri (bunlardan başkası) hiç bir şey, Kur’an dan daha üstün bir şefaatçi (yardıma), olamaz." buyurdu.[11]

Şefaat, aracı olmak demektir. Bizim ise aracıya en ziyade muhtaç olacağı­mız yer ahirettir, öyleyse ahiretteki şefaatçimizi buradan hazırlamamız lâzımdır. En efdal (üstün) şefaatçi de Kur’an-ı Kerim olduğuna göre, O'nu öğrenip, millete öğretmekle, O'nunla amel edip, herkese amel ettirmekle şefaatma maz-har olmaya (yardımına kavuşmaya) çalışalım.

10- Abdullah îbn-i Amr İbn-il As (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kim Kur’an’ı okursa, muhakkak onun iki yanı­nın arasında (o kişinin içine), nübüvvet yerleştirilmiştir. Şu kadar ki ona vahy-olunmaz (peygamberlik verilmez)."buyurdu.[12]

Böyle büyük bir şerefe insan nasıl olur da, imrenmez onu kazanmaya çalışmaz ? Halbuki Mevlâ Tealâ'nın en yüksek kulları Peygamberlerdir. (Salavatullahi Ala Nebiyyina ve Aleyhim Ecmain) îşte Kur’an-ı Kerimi ezberleyip, onun ahkâmı­nı muhafaza edenler (hükümlerini gözetenler)de,kemalât-ı nübüvvetten (Pey­gamberliğin olgunluklarından) büyük bir nasip almaktadırlar.

11- Ibn-i Mesud   (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kur’an-ı Azimü'ş-şan şefaat (yardım) edicidir ve şefaati makbul­dür. Her kim onu önüne koyar (ona uyar) sa. Kur’an onu cennete çeker. Her kim onu arkasına atar (onunla amel etmekten kaçar) sa onu da cehenneme sevke-

der (sürükler)." buyurdu.[13]                

Hâl böyle olunca, her işi Kur’an-ı Kerim'in dediği şekilde yapmakla, Kur’an’ı önümüze koymuş, ona uymuş oluruz ve böylece Kur’an bizi cennete çeker, Kur’an-ı Kerimle amel etmeyerek onu arkaya bırakıp, dünyayı önümüze koyar­sak, Kur’an bizi cehenneme sevkeder (sürer) ve:

"(Mevlâ Tealâ) Buyurdu ki: tşte böylece (yapılır sana, çünkü) sana bizim ayetlerimiz geldi de sen onları hemen unuttun (terkettin). İşte böylece bu gün de sen unutuluyorsun." (Ta-Ha: 20/126) Mealindeki ayet-i Kerime'nin manasınca cehennemde unutulmuş, terkedilmiş hâlde kalırız. Allah-u Tealâ cümle­mizi bu hale düşmekten muhafaza buyursun.    Âmin ! . .

12 - Enes îbn-i Malik (Radıyallahu Anh)den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kur’an ehli (adamları), Allah'ın ehlidir (en yakınlarıdır), bu­yurdu. [14]                                                                                    

O hâlde Kur’an ehli, olmaya çalışalım ki, böylece Mevla Tealâ'nm ehli ol­muş oluruz ve kötülerin ehli olmaktan kurtuluruz.

13- Abdullah îbn-i Amr (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Muhakkak Allah-u Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim için sükût eder (kendisine yakışan bir şekilde sessiz kalır).Ve onu ehlinden dinler." buyurdu. [15]                                                                                              

Şu hâlde, Kur’an okuyan insan Mevlâ Tealâ'nm kendisini dinlediğini bi­lerek sevinsin ve edebini takınsın.

14- Enes (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Her kim evvelkilerin ve sonraki insanların ilmini öğrenmeyi murat eder (ister) se Kur’an (m manaların) ı iyice araştırsın." buyurdu.[16]

Demek oluyor ki, en yüksek ilim sahibi olmak; Kur’an’ı okumak, mana­sını anlamak ve muktezası (gereği) nce amel etmekle olur. İnsanların bir çoğu ise, yüksekliği ve şerefi, bu ilimden başka yerlerde arıyorlar. Nasıl bulacaklar !

15- Abdullah (Radıyallahu Anh) şöyle anlattı: Bir kere Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana:

"Kur’an oku !" buyurdu.

Ben:  "Ya Resulallah ! Kur’an sana indirildi, ben sana nasıl okuyayım ? dedim."

Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Ben onu başkasından dinlemeyi severim." buyuranca, ben de Nisa suresini okudum ;

"Nasıl olacak ! Her ümmetten bir şahit getireceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz zaman ?" (Nisa: 4/41) (Mealindeki) bu ayet'e gelince,

"şimdi dur !" buyurdu. Bunun üzerine gördüm ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in gözlerinden (inci taneleri gibi) yaşlar dökülüyordu."[17]

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mevlâ Tealâ'nın huzurunda bizim kötülüklerimizi haber vermekten üzüldüğü için, bu ayet-i celileye geldiğinde dayanamıyarak ağladı. Biz ise, kendimizin şikayet olunacağından bile tesirlenmiyoruz. Bu ne katılıktır ?. Mevlâ'mız bizi bu katılıktan kurtarsın ! Âmin.

Ayrıca bu hadis-i şeriften, Kur’an-ı Kerim’i başkalarından dinlemenin fa­zileti de anlaşılmaktadır, zira Kur’an kendisine indirilen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bile: "Ben onu başkalarından dinlemeyi severim." buyurdu.

16- İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma)dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Her kim Allah (-u Tealâ'n) in kitabına tabi olur (uyar) sa, Allah (-u Tealâ) onu (dünyada) dalâlet (sapıklık) tan kurtarır. Kıyamet gününde ise onu sui hisap (kötü muhasebe) den, muhafaza eder (korur). buyurdu.[18]

O hâlde dünyada kötü yollara sapmaktan, ahirette de dayanılmayacak azaplara düşmekten kurtulmak isteyenler, Allah'ın kitabına sarılsınlar, emirle­rini tutup yasaklarından sakınsınlar.

17- Amr İbn-i Şuayb (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Bir kul Kur’an-ı (Azimü'ş-şanı)hatmettiği zaman, hatim anın­da ona altmış bin melek salat (dua) eder." buyurdu.[19]

Kul, Kur’an-ı Kerimi hatmettiğinde, bu kadar melekler salât ve dua ederek seferber olduklarına göre, okuyan da o mübarek saatde çok dua etmeli ve tek-rar-tekrar hatimlere muvaffak olabilmesi için Cenab-ı Hakka niyaz etmelidir.

18- İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) den rivayete gere, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Her kim Kur’an-ı Kerimi okur da, sonra kendisine verilen bu nimetten daha üstünü bir başkasına verildiğini kabul ederse, muhakkak o, Allah-u Tealâ'nın büyük tuttuğu Kur’an’ı küçümsemiş olur." buyurdu.[20]

Demek ki, Kur’an okuyan bir kişi en büyük nimete mazhar olmuştur, ondan büyük bir nimet yoktur ki, ona imrensin de, kazanamadığı için üzülsün. O hâlde bir Kur’an ehli, diğer nimet sahiplerinin kendinden üstün bir nimete kavuştuklarını görürse, Allah-u Tealâ'nın büyük saymış olduğu Kur’an-ı Azimü'ş-şanı küçük görmüş olur. Bu hâle düşmekten Rabbimiz bütün ehli Ku­ram muhafaza buyursun (Kur’an ehlini korusun) ve cümlemize Kur’an-ı Keri­m’in kadr-u kıymetini bildirsin.   Âmin !.

19- Ukbetübni Amir (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Kur’an-ı Kerim bir deriye konsa sonra ateşe atılsa yanmaz." buyurdu.[21]                                                                           

İşin hakikati böyle olunca, ya Kur’an’ı ezberlemiş ve onunla amel etmiş bir kişiye Allah-uTealâ'nın tutuşturulmuş ateşi olan cehennem nasıl değebilir?

Bu hadis'in anlaşılması zordur. Bu hususta îmam-ı Tahavî (Rahimehullah) Müşkilü'1-Asar isimli eserinde buyurmuştur ki: "Biz bu hadis'in manasım iyi­ce düşündük. Bizden evvel geçen ilim ehlinin bu hadis'in izahı hakkında deği­şik iki söz söylediklerini bulduk.

Birincisi: Hadis-i şerifte geçen deriden maksat Kur’an’ı ezberlemiş olan in­sandır. Allah-u Tealâ dostu İbrahim (Aleyhisselam) i kendi katındaki şerefinden dolayı ateşin içinde yanmaktan koruduğu gibi, Kur’an’ın hatırından dolayı da Kur’an’ı ezberlemiş kişiyi cehennem ateşinden muhafaza eder.

İkincisi: Hadiste geçen deriden maksat Kur’an’ın yazıldığı deridir. Allah-u Tealâ Kur’an'ı ateşten koruyacağı için onu deriden çıkarır o deri boş kalır sonra ateş, içinde Kur’an olmayan o deriyi yakar. Bu iki mananın her ikisi de bu ha­disin izahı hakkında güzel ihtimallerdir. Allah-u Tealâ Resulünün bu sözün­den maksadının, bu iki mananın biri mi veya bizim bilmediğimiz bir mana mı olduğunu en iyi bilendir. Ondan muvaffakiyet dileriz.[22]              

20- Numan İbn-i Beşir (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ümmetimin ibadetlerinin en üstünü Kur’an okumak­tır." buyurdu. [23]                                 

Bu Hadis-i şerif de Kur’an-ı Kerim'in çok üstün olduğunu beyan etmek­tedir. Bu kadar büyük ve müjde verici haberleri duyanlar nasıl olur da, hâlâ bir takım eğlencelerle vakit kaybedip Kur’an-ı Kerimle meşgul olmazlar ? .

21- Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Muhakkak Allah (Tebareke ve Tealâ) Hazretleri gökleri ve yeri ya­ratmadan bin sene evvel Tâ Hâ ve Yâ Sîn surelerini okudu. Melekler Kur’an’ı duyunca, bu surelerin kendilerine ineceği ümmete müjdeler olsun, bu sureleri ezberleyen kalplere müjdeler olsun bu sureleri okuyacak olan dillere de müj­deler olsun dediler."buyurdu.[24]                                          

Bu Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, manasını anlayarak hafızlık yap­mak ne büyük bir devlettir. Hususan (özellikle) bu sureleri ezberlemek, insanı, meleklerin bu müjdesine nail eder (ulaştırır).

22- Ebu Said (Radıyallahu Anh)   den rivayete göre, Efendimiz   (Sallallahu   Aleyhi ve Sellem) : "Allah-u Azze ve Celle şöyle buyuruyor: Her kimi, Kur’an (okumak), ve beni zikretmek benden (bir şey) istemesinden meşgul eder (alıkoyar) sa, ben ona isteyenlere vereceğim (sevab) in daha üstününü veririm." buyurdu.[25]

Demek oluyor ki, Kur’an okumak kişinin dünya ve ahiret bütün hacet­lerine kâfi gelir (ihtiyaçlarına yeter).

23- İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) den rivayete göre. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Muhakkak şu kalpler, demir paslandığı gibi pas­lanır.

Denildi ki: Ey Allah'ın Resulü ! Onların cilâsı nedir ?

Buyurdu ki: " Kur’an okumak ve ölümü hatırlamaktır."[26]        

Bu sebeple Kur’an okumaya ve zikretmeye çok devam ederek, kalpleri­mizin paslarını silmeye çalışmalıyız.

24- İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Her kim Kur’andan bir ayet okursa, cennette onun için bir dere­ce Ve nurdan bir kandil olur." buyurdu. [27] 

25- îbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur’an’ın üçte birini okursa, muhakkak ona peygamberliğin üçte biri verilmiştir. Her kim Kur’an’ın yarısını okursa, mu­hakkak Peygamberliğin yarısı ona verilir. Her kim üçte ikisini okursa, muhak­kak Peygamberliğin üçte ikisi kendisine verilir. Her kim Kur’an’ın tamamını okursa, muhakkak ona Peygamberliğin tamamı verilir, ancak ona vahyedilmez. (peygamber olmuş olmaz, ancak nübüvvetten son derece istifade etmiş ve nasi­bini tam manasıyla almış olur)." [28]          

26- Berâ İbn-i Âzip (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Kur’an-ı (Kerimi) seslerinizle süsleyin." buyurdu. Yani teganniye kaçmadan (çekilecek ve durulacak yerlerine dikkat ederek) hazin (mahzun) Ve tatlı bir şekilde okuyun.  [29]   

27- Abdullah İbn-i Amr (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kur’an (-ı Azimü'ş-şan) Allah (-uTealâ y) a göklerden ve yerlerden ve içindekilerden daha sevgilidir."buyurdu.[30]

28- Abdullah (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ı "Her kime herhangi bir dert veya bir üzüntü isabet eder (gelir) de: Ey Allah'ım ! Ben senin kulunum, senin kölenin ve cariyenin (Anne babamın) çocuğuyum, perçem'im (alın saçım, hayatım) senin elindedir, hükmün bende geçerlidir, takdirin bende adaletin ta kendisidir. Kendisiyle zatına isim verdiğin veya kitabında indirdiğin veya mahlûkatından (yaratıklarından) birine öğret­tiğin veya indindeki gayb (manevi yanındaki gizli) ilminde, kendisiyle isti'sar ettiğin (özel olarak kendine seçtiğin) bütün isimlerin hürmetine, senden, Kur-an-ı Azimü'ş-şanı kalbimin rebi'i (ilk baharı), gönlümün nuru, hüznümün ci­lâsı, derdimin zehabı (üzüntümün açılmasına ve derdimin gitmesine sebep) kılmanı isterim, der (se) Muhakkak Allah onun derdini ve'üzüntüsünü giderir ve üzüntüsünün yerini genişliğe tebdil eder (değiştirir), buyurdu." (Hadisi şerifi rivayet eden Abdullah) buyurdu ki: "Bunun üzerine ey Allah'ın Peygamberi onları (bu kelimeleri) öğrenmeli değil miyiz ?" denildi.

(Efendimiz (Sallallahu Ale­yhi ve Sellem) :

"Evet duyanlara bunları iyice öğrenmeleri gerekir." buyurdu.

29- Ebu'd-Derda (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Her kim bir gecede yüz ayet okursa, gafillerden yazılmaz." bu­yurdu. [31]                                                                                           

30- Cündüb  (Radıyallahu Anh)  den rivayete göre, Resulullah   (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Kur’an-ı Kerimi, kalpleriniz ona i'tilâf (ısındığı, sevdiği) müddetçe okuyun, ihtilâf ettiğiniz (uyuşamadığmız) zaman ondan kalkın." buyurdu.[32]

Bu hadisin izahı hususunda şöyle buyurulmuştur :

Kur’an'ın manalarını anlamakta ittifak (fikir birliği) ettiğiniz müddetçe onu okumağa devam edin. İhtilâfa (düşünce ayrılığına) düştüğünüz vakitte ise aranızda çekişme ve mücadele hasıl olmasın diye onu okumayı terkedin veya nefisleriniz Kur’an okumaya istekli olduğu müddetçe onu okuyun. Nefisleriniz yorulunca Kur’an’a  tazim için onu okumayı terk edin.

31- Hazreti Osman(Radıyallahu Anh)dan rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir." Çünkü O, Allah ve Resulü'nün halifesi (vekili) olmuş ve Allah’ın kullarına menfaatli (faydalı) bulunmuştur. Kulların Allah'a en sevgilisi ise, on­lara menfaatli olanlarıdır.[33]

32- Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: "Her kim ilim aramak için bir yola girerse, Allah (-u Tealâ) cennet'in yolunu ona çok kolay eder. Bir kavim (cemaat) Al­lah'ın evlerinden bir evde Allah'ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek (ders çalışmak) üzere toplaşırlarsa, mutlaka onlara sekinet iner (kalp hu­zuru ve rahatlığı yağar). Onları rahmet kaplar, melekler kuşatır. Ve Allah (-u Tealâ) onları indi manevîsinde (manevî yanında) bulunan (yüksek melek ce­maat) lar arasında anar." [34]            

33- Abdullah İbn-i Amr (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilmiştir ki, Efendi­miz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurdu: "Kur’an sahibine (ehline) denilecek­tir ki:  Oku, yüksel ! Dünyada yavaş yavaş, güzel güzel okuduğun gibi oku ! Zira senin derecen, son okuyacağın ayet yanındadır. (Son okuyacağın ayete göre tayin edilecektir)." [35]               

Bundan anlaşılıyor ki, dünyada Kur’an’ın hepsini veya bazısını ezberle­miş ve onunla amel etmiş olan kişilere, okudukları ayetler kadar cennette dere­ce verilecektir.Nitekim Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) dan rivayet edilen bir hadi­si şerifte buyurulmuştur ki :

34- "Cennetin derecelerinin sayısı, Kur’an ayetlerinin sayısı kadardır. O hâlde Kur’an ehlinden cennete girenin fevkinde (üstünde) derece alan yoktur."

35- Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Kur’an gelecek ve diye­cektir ki: Ya Rabbi! O'nu (beni okuyanı ve benimle amel edeni) süsle, bunun üzerine ona keramet tacı (çok kıymetli bir taç) giydirilecektir, sonra diyecektir ki: Ya Rabbi ona daha ziyade ver. Bunun üzerine ehli Kur’an olan o kişiye, keramet elbisesi (çok kıymetli bir elbise) giy dirilecektir. Sonra diyecektir ki: Ya Rabbi! Ondan razı ol. Mevlâ Tealâ'da o kulundan razı olacaktır ve ona: Oku, yüksel ! Sen okuduğun her ayete karşı bir sevap ziyade edilecek (bir derece yükseltile­cek)sin. denilecektir."[36]                              

36- Muaz el-Cühenî (Radıyallahu Anh)den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Her kim Kur’an okur ve içindekilerle amel ederse, kıyamet gününde anne ve babasına bir taç giydirilecektir ki, güneş evlerinizde olsaydı o (taç) o güneşten daha ışıklı olurdu. Yani o tacın ışığı güneşin ışığından daha güzeldir. Ya o Kur’an’ la amel eden kişinin kendisi hakkında ne zannedersiniz. [37]buyurdu.                                                 

Şüphe yok ki, Kur’an'ı ezberleyip onunla amel eden kişinin derecesi, ba­basının derecesinden daha yüksek olacaktır.

37- İbn-İ Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan rivayet edilmiştir ki. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İçinde Kur’andan hiç bir şey bulunmayan kişi, harap (yıkık) bir ev gibidir."[38]

Böyle kimse bütün hayır ve bereketlerden boştur. Kur’an’ı yüklenen kişi ise, hayır ve bereketlerle doludur.

38- Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur’an’ı okur ve onu ezberlerse, he­lâlini helâl, haramını da haram kabul ederse, Allah-u Tealâ onu bu sebeple cen­nete girdirir ve onu, yakınlarından kendilerine cehennem vacip olan (cehen­neme girmesi gereken) on kişiye şefaatçi (yardımcı) kılar." [39]

39- Ebü Ümame (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (-u Tealâ) Kuluna kıldığı iki rekât namazdan daha üstün hiç bir şeyde izin vermemiştir, yani Allah-u Tealâ'nm kuluna izin ve müsaade verdiği amellerin en üstünü, kılmış olduğu iki rekât namazdır. Muhakkak kul namazda daim olduğu müddetçe, başına (Allah-u Te-ala tarafından) ihsan, (feyiz) yağar ve kullar Allah (-u Tealâ) dan sudur etmiş olan (onun tarafından indirilmiş olan) Kur’an'ın misli hiç bir şeyle ona yak-laşamazlar. Yani kullar Allah-u Tealâ hazretlerine en çok onun tarafından in­dirilmiş olan Kur’an'a inanıp onu okumakla ve hükümleriyle amel etmekle yaklaşabilirler."[40]

40- Büreyde (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhakkak cennet ehli her gün iki kere Cebbar (istediğinde her şeyi zorla yaptırmaya gücü yetici olan Mevlâ'n) ın huzuruna gi­rerler. O (Mevlâ Tealâ) onlara Kur’an okur, Kur’an'ı Ondan (Allah-u Tealâdan) duyduklarında sanki evvelce onu hiç duymamış gibi olurlar. Yani o zamana kadar Kur’an'dan alamadıkları lezzeti o zaman alırlar."[41]

41- Ebü Ümame (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Ale­yhi ve Sellem): "Kur’an yüklenen, İslâm’ın sancağını taşıyan kişidir. Ona ikram eden (iyilikte bulunan) muhakak Allah (-u Tealâ'y) a ikram etmiş olur. Ona iha­net edene (hor hakir tutana) Allanın laneti vardır." buyurdu.[42]

42- Muazîbn-i Cebel (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin biriniz gece kalkıp kıldığında, ses­li okusun, zira melekler ve (cinler gibi) evde bulunan diğer sakinler onun kıraatına (okumasına) kulak verirler ve onunla beraber namaz kılarlar." [43]

 

Büyüklerin Kur’an-ı Azimü'ş-Şan'ın Faziletlerini Beyan Hakkındaki Sözleri

 

1- Hazreti Ali İbn-i Ebi Talib (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Üç şey, hıfzı (ezberleme gücünü) artırır ve balgamı giderir. Misvak (kullanmak). Oruç (tut­mak) Kur’an okumak."[44]                                                               

2- Abdullah İbn-i Mesut (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Kim ilim isterse Kur’an’ı (n manalarını) tefekkür etsin (iyice araştırsın) zira evvelkilerin ve ahirkilerin (gelmiş ve geleceklerin) ilimleri ondadır."[45]

3- Yine İbn-i Mesut (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Sizin biriniz kendi hali­ni ancak Kur’an’a sorsun, eğer Kur’an’ı seviyor ve beğeniyorsa, o, Allah sübhanehu ve Resulünü seviyor, eğer Kur’an’a buğz ediyor (kızıyor) sa o, Allah subhanehu ve Resulü (Sallallâhu  Aleyhi ve Sellem) ne buğzediyor demektir.[46]

4- Sehl îbn-i Abdullahi't-Tusturî (Rahimehullah) yukarda geçen sözü şöyle tefsir etti: "Allah'ı sevmenin alâmeti, (nişanı) Kur’an’ı sevmektir. Kur’an’ı sev­menin alâmeti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz)i sevmektir. Pey­gamberi sevmenin alâmeti de sünneti sevmektir. Sünneti sevmenin alâmeti ise, ahireti sevmektir. Ahireti sevmenin alâmeti dünyaya buğz etmek (sevme­mektir. Dünyaya buğz etmenin alâmeti de, ondan ancak yeteri kadar almaktır."[47]

5- Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Kendisinde Kur’an okunan ev içindekilere geniş gelir, hayrı (bereketi) çok olur, melekler o evde hazır olur, (Kur’an dinlemek için gelirler, ev onlarla aydınlanır, rahmet, hayır,bereket ve sekinetle huzurla orada bulunurlar).Ve şeytanlaro evden çıkar (çünkü onlar Kur’an dinlemeye dayanamazlar). İçinde Kur’an okunmayan ev ise, ehline dar gelir, hayrı az olur, melekler ondan çıkar, şeytanlar onda hazır olur (orada bulunur)."[48]

6- Abdullah İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) şöyle buyurmuştur: "Allah (-u Tealâ Hazretleri) Kur’an-ı Kerim'e uyanı, dünyada dalâlete (sapıklığa) düşmek­ten ahirette de meşakkate (zorluğa) düşmekten muhafaza eder."[49]

Allah-u Tealâ Kur’an-ı Kerim'e uyanı dünya ve ahirette dalâletten, me­şakkatten (sapıklıktan ve bütün sıkıntılardan) kurtaracağına gÖre,Dünya ve ahi­rette kurtuluş arayanlar hiç durmadan Kur’an-ı Azimü'ş-şan'a uysunlar.

7- Ebu Ümame (Radıyallahu Anh): "Kur’an okuyunuz şu asılan mushaflar sizi aldatmasın, muhakkak Allah-u Tealâ, Kur’an’ı içine alan kalbe asla azap et­mez." buyururdu.[50]

Yani evlerinize Kur’an asıp aldanmayın ancak Kur’an’ın lâfızlarını ezber­leyin ve ahkâmını muhafaza edin (hükümlerini gözetin) ki, o zaman azaptan kurtulursunuz. Zira lâfızlarını ezberleyip ahkâmını muhafaza etmeyenler, Ku’an’ı içine almış sayılmazlar.

8- Ahmed Ibn-i Hanbel (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Allah-u Tealâ Haz­retlerini rüyamda gördüm, dedim ki: Ya Rabbi! Sana yaklaşmaya çalışanları sa­na yaklaştıran şeylerin en üstünü nedir ? Mevlâ Tealâ buyurdu ki: "Bana en çok kelâmımla (Kur’an-ı okumakla)yaklaşabilirler." O zaman ben dedim ki: "Ya Rabbi! Anlayarak mı anlamayarak mı ?" buyurdu ki: "Anlayarak da, anlamaya­rak da." Yani manasını anlasın anlamasın inanarak, helâlini helâl, haramını haram kabul ederek okuyanlar, Mevlâ'ya manen yaklaşırlar.[51]

9- Cafer-i Sadık (Radıyallahu Anh) in şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Mu­hakkak Allah Azze ve Celle kelâmında (kitabında) kullarına tecelli etti, (kul-lanyla kendi arasından perdeleri kaldırdı) ve lâkin onlar görmüyorlar."

10- Fuzayl Îbn-i Iyaz (Rahmetullahi Aleyh) buyurdu ki: "Kur’an’ı yüklenen, İslâm sancağını taşıyan kişidir. O hâlde onun boş konuşanla boş konuşması, eğ­lenenle eğlenmesi, yaralarda (hata edenle) yanılması (hata etmesi), yakışmaz. Kur’an'ı yüklenen kimsenin, insanlara -devlet adamlarına ve alt kademedekilere- ihtiyacı olmaması, (bilakis) bütün insanların ona muhtaç olmaları gerekir."[52]

11- Süfyan-ı Sevrî (Rahmetullahi Aleyh) buyurdu ki: "Bir kişi (Allah rızası için) Kur’an okuduğu zaman, melek onun iki gözünün arasını öper.Yani oku­yana hürmet ve okuduğuna tazim için, melekler Âdem oğlundan Kur’an dinle­meye en ziyade aşıktırlar."[53]                                            

12- Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) Kur’an okumaya başlayınca: "Bu benim Rabbimin ahdi (sözleşmesi)ve menşuru (divanı, defteri) dir. derdi, (ve öper bağ­rına basardı)."[54]                                                               

13- Hasan-ı Basrî (Rahimehullah) buyurdu ki: "Allah'a yemin ederim ki, Kur’an'dan gayri (başka) bir zenginlik yoktur (Kur’an’ı elde eden bütün zengin­likleri elde etmiştir).Ve Kur’an'dan sonra hiç bir kayıp yoktur (Kur’an’ı kaybet­mekten daha büyük bir kayıp yoktur)." [55]                                      

Üstadımız Hacı Ali Haydar efendi (Kuddise Sırrıhu) hazretleri Alusî tefsirin­den naklen kendi Kur’an-ı Kerim’inin başına şu rivayeti yazdılar :

14- "Muhakkak Kur’an (-ı Azimü'ş-şan), Allah-u Tealâ'nın en büyük te-celligâhı (Tecelli ettiği, nurunun parladığı yer) dir."[56]

Yine üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretleri, Mecmu-atü'l-Müteferrikat kitabından naklederek yazmışlardır ki: "Her kim Kur’an-ı Azimü'ş-şanı okumak ister de, mushafı eline aldığında şu duayı yaparsa. Allah-u Tealâ ona, okuduğu her harfe mukabil (karşılık) elli bin sevap verir.'

15- "Ey Allahım ! Kur’an’ı hakla indirdin, O'da hakla indi. Ey Allahım! Kur’an’a olan rağbetimi (hevesimi) büyük et, Kur’an’ı gözüme ve gönlüme nur, kalbime şifa et. Ey Allahım! Kur’anla dilimi ziynettendir (süsle), yüzümü gü-zelleştir, cesedimi kuvvetlendir, günahlarımı mahvet (sil)ve bana gece-gündüz saatlerinde taatın üzere O'nu okumayı nasip et, ve bizi Nebi-i Zişan (şan sahibi Peygamber Efendimiz) ve hayırlı âli (yakınları) yla hasret (mahşerde topla)."

 

Kur’an-I Kerimi Okumanın Zahirî (Görünen) Edepleri

 

Birinci Edep: Kur’an okuyanın kendi hâllerinden ibarettir ki, bir kaç kışıma ayrılır.

1) Okuyanın abdest üzere olmasıdır, yani en kâmil (en üstün) bir taharet (temizlik) üzere bulunmasıdır. Hatta mümkünse, Kur’an okumak için yıkan­malı, en güzel elbisesini giymeli, koku sürünmeli, bulduğu en güzel buhur'u yakmalı, eğer bunlar mümkün olmazsa sadece abdestli bulunması kâfi (yeterli) dir. Tazim ve tathir (Kur’an’a hürmet ve ağzını temizlemek) için misvak kul­lanması da sünnettir. Nitekim Hazreti Ali (Kerremallahu Vechehü)den rivayet edilen bir hadis-i şerifte,   Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Muhakkak sizin ağızlarınız Kur’an yollarıdır. O hâlde onları misvakla temizleyin." buyurdu, [57]                                                         

2 ) Ayakta veya otururken edep ve sükûn üzere durmasıdır.

3 ) Kıble'ye dönmesidir.

4) Başını eğmesidir.

5) Bağdaş kurmaması, yastık gibi duvar gibi şeylere yaslanmaması, kibir­li bir vaziyette (bacak bacak üzerine atmak gibi) oturmaması ve hocasının önünde gayet heybet ve saygıyla oturduğu gibi yalnızken de öyle oturmasıdır.

Hâllerin en güzeli Kur’an’ı cami'de, ayakta namaz kılarken okumaktır, iş­te bu, amellerin en üstünlerindendir. Eğer bir özür yokken abdestsiz ve yatakta yaslanarak okursa, yine de fazileti vardır, ama geride zikredilen hâllerden dere-ce bakımından aşağıdır. Zira Mevlâ Tealâ Hazretleri kendisini zikredenlerin hâllerini beyan ederken,

"O kimseler ki, Allah'ı ayakta, oturdukları halde ve yanlan üzere yaslan­dıkları halde zikrederler." (Ân îmran Suresvin) buyurmuştur. Ve böylece hepsini medh-ü sena etmiş (övmüş) tür. Ancak, önce ayakta olmayı zikretmiş sonra, oturmayı daha sonra yaslanmayı beyan etmiştir. Ve bu sıra üzere hâllerin fazi­letlerini tertib etmiş (sıralamış) tır.

İmam-ı Ali (Kerremallahu Vechehü ve Radıyallahu Anh) buyurdu ki: "Herkim ayak­ta namaz kılarken Kur’an okursa, ona okuduğu her harfe mukabil yüz sevap verilir. Her kim oturarak namaz kılarken okursa, ona da her harfe mukabil elli sevap vardır. Her kim namazın dışında abdestli olarak okursa, yirmi beş sevap alır. Her kim de abdestsiz olarak okursa, on sevap kazanır."[58]

Îmamü'l-Haremeyn Ebu'l-Meâli Hazretleri buyurmuştur ki :

"Abdestsizin Kur’an okuması mekruh değildir." Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in de abdestsiz okuduğu sahih (doğru) olarak rivayet edilmiştir.

Mühezzeb'in şerhinde zikredilmiştir ki, bir kişi Kur’an okurken ona yel arız olsa, yani gaz sıkıştırsa, o yel çıkıncaya kadar kıraat (okumay) ı durdurur.

Cünüp ve hayız olan kimseler için ise, Kur’an okumak haramdır. Ancak Kur’an’a tutmadan gözleriyle bakmaları ve kalpden geçirmeleri caizdir.

Ağzı pis olan (yemek artıkları kalmış veya çirkin kokulu şeyler yiyen) ki­şinin Kur’an okuması mekruhtur. Pis elle mushafı tutmak haram olduğu gibi, pis ağızla okumanın da haram olduğu bazı ulema tarafından söylenmiştir.[59]

Kur’an’ı gece teheccütte okumak en üstün ameldir. Zira Ömer Îbnü'1-Hat-tab (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Her kim virdinin (adet ettiği dersin) hepsinden veya bazısından, uyuya kalıp gece okuyamazda, onu sabah namazıyla öğle namazı arasında okursa, san­ki gece okumuş gibidir.[60]

Görüldüğü gibi Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gündüz okunanı gece okunana benzetmiştir. Bundan,gece okunanın daha üstün olduğu anlaşılmıştır.

İkinci Edep: Okunacak miktar hakkındadır.

Geçmiş büyüklerin Kur’an’ı fazla veya az okumak hususunda çeşitli adetleri vardır. Onlardan bazısı Kur’an’ı her gün ve gecede bir kere hatmederdi.

İmam-ı Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) Ramazan-ı şerifin dışındaki bütün sene boyunca böyle yapardı. Bazısı her gün ve gecede iki kere hatmederdi. îmamı Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) Ramazan-ı şerif girdiğinde her gün ve gecede iki kere hatmederdi. Esved, Salih îbn-i Kiysan ve diğerleri de (Rahmetullahi Aleyhim Ecmaîn) böyle yapardı.

Ibn-i Abdi'1-Berr Hazretleri buyurdu ki; Said îbn-i Cübeyr ve sahabeden bir cemaat (Radıyallahu Anhüm) bir gece içinde Kur’an’ı iki kereden fazla hatmeder­lerdi. Bazı Tabiin (sahabeyi gören müslümanlar) dan bir gün bir gecede üç ha­tim ettikleri rivayet edilmiştir. îmam-ı Nevevî Ezkâr isimli kitabında îbn-i Ka­tip Hazretlerinin her gün dört ve her gece dört hatim yaptığını zikretmiştir.[61]

Şu bilinmelidir ki, Allah-uTealâ bu dostlarına zamanı genişletiyordu. On­larda Allah-u Tealâ'nın kendilerine ihsan ettiği bereket içerisinde bu büyük iş­lere muvaffak oluyorlardı.Yoksa bu işler akıl,manük ve hesap kitap işi değildir.

Onlardan bazısı da ayda bir hatim yaparlardı. Bu takdirlerde müracaat edeceğimiz en üstün kaynak Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in şu sözüdür :

Abdullah îbn-i Amr (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kur’an'ı üç günden az zamanda okuyan (hatmeden), kimse onu anlamamıştır." buyurdu.[62]

îmam-ı îrakî (Radıyallahu Anh) buyurdu ki: Bu hadisi bütün muteber hadis kitapları rivayet etmiştir. Hadis-i şerifin muradı (maksadı) şudur ki; Kişi, üç günden az zamanda Kur’an’ı hatmederse, onu iyice anlayamaz ve manalarını iy­ice düşünemez, zira zaman buna yetmez yoksa üç günden az zamanda Kur’an’ı hatmeden, kötü bir iş yapmış olmaz. Çünkü Osman îbn-i Affan, Temimi Darî, Said îbn-i Cübeyr (Radıyallahu Anhüm) gibi selef (geçmiş büyükler) den bazılarının, Kur’an’ın tamamını bir rekâtta hatmettikleri rivayet edilmiştir.

Müttefekun aleyh olan (Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği) bir hadis-i şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abdullah îbn-i Amr îbn-i Âs (Radıyallahu Anh) Hazretlerine her yedi günde bir hatim yapmasını emretti.[63]

Sahabe-i Kiramdan (Radıyallahu Anhüm) bir cemaat, Kur’an’ı her hafta hat­mederlerdi. Hazreti Osman,.Zeyd îbn-i Sabit, Abdullah İbn-i, Mesut, Übeyy îb-n-i Kâab (Radıyallahu Anhüm) Hazeratı gibi.

Hasıl-ı Kelâm Kur’an-ı Kerim'i hatmetmekte dört derece vardır  :

1- Her gün ve gecede hatmetmek, (bunu Ahmed îbn-i Hanbel (Rahîmehullah) gibi ulema'dan bir cemaat kerih (çirkin) görmüştür}.

2- Her gün bir cüz okuyarak, ayda bir hatim yapmak. (İmam-ı Ahmed ve adamları (Rahimehumullah) Kur’an’ı hafife almaya ve unutmaya sebep olacağından kırk günü geçirmeyi mekruh saymışlardır. Fakat bu, özrü olmayanlar içindir. Özrü olanlar için elbette ki genişlik vardır).

Hanefî ulemasından Ebulleys es-Semerkandî Hazretleri, Bostanü'1-Arifin isimli eserinde buyurmuştur ki: Kur’an okuyanların, eğer fazlasına güçleri yetmiyorsa, senede iki defa hatim etmeleri lâzımdır.

Hasan îbn-i Zeyyad, îmam-ı Azam Efendimiz'in (Rahmetullahi Aleyhima) şöy­le buyurduğunu rivayet etmiştir: Kur’an’ı her sene iki kere hatmetmek hakkını vermek sayılır, zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat edeceği sene Cibril-i Emin'e Kur’an'ı iki kere arzetti (huzurunda okudu).[64]                       

Bu saydığımız iki derece arasında iki mutedil (orta) derece vardır ki, bi­rincisi haftada bir hatimdir, selef (geçmiş büyükler) in ekserisi bu amel üzerey­di. Nitekim îmam-ı Nevevî Ezkâr (Sh: 85-87) ve Tibyan (Sh: 30-33) isimli eserlerinde böyle yazmıştır.

İkincisi ise, haftada iki hatimdir ki, gündüz bir hatim, gece de ayrı bir hatimdir. Gündüz hatmini pazartesi günü sabah namazında veya sonra, gece hatmini de cuma gecesi akşam namazında veya sonra yapmalıdır ki, hatimler gündüz ve gecenin başlarına rastlasmda, melekler o kişiye salât (dua) etsinler. Zira hatmi gecenin evveline rastlayan kişiye sabaha kadar, gündüzün evveline

rastlayan kişiye de akşama kadar meleklerin dua edeceğine dair bir çok rivayet­ler bulunmaktadır.  

Kıraat (okuma) miktarındaki son tafsilat şudur: Eğer kişinin hiç bir işi yoksa, amel yoluna sülük etmiş (girmiş) abidler (ibadet ediciler) dense, haftada iki hatimden aşağı düşmemelidir. Eğer zikri kalbî, rabıta, murakabe gibi tarikat-ı aliyye vazifeleriyle meşgul ise veya ders okumak, okutmak gibi ilmî vazi­felerle uğraşıyorsa, haftada bir hatim yapmasında bir beis yoktur, yani birle ikti­fa edebilir (yetinebilir). Ama kişi, Kur’an'ın manalarına, inceliklerine, ahkâ­mına (hükümlerine) kafa yoruyorsa, onun çok düşünmeye ve tekrarlamaya ihtiyaç olacağından ayda bir hatimle yetinebilir. "[65]                  

Üçüncü Edep: Taksimatın şekli hakkındadır.

Selefi salihinin ekserisinin de yaptığı gibi haftada bir hatmeden kişi Kur’an’ı yediye böler. Rivayet edilmiştir ki, Hazreti Osman (Radıyallahu Anh)   Cuma gecesi Bakara suresinden, Maide suresine kadar, Cumartesi gecesi Enam suresin­den Hûd suresine kadar, Pazar gecesi Yûsuf suresinden Meryem suresine kadar, pazartesi gecesi Tâ-Hâ suresinden Kasas suresine kadar, salı gecesi Anhebût su­resinden Sâd suresine kadar, Çarşamba gecesi Zümer suresinden Rahman sure­sine kadar, okur ve perşembe gecesi hatmederdi.[66]

Hazreti Osman (Radtyaüahu Anh) m hatimlerinin şekilleri hakkında daha bir çok rivayetler vardır. îbn-i Şirin (Rahmetullahi Aleyh) den rivayet edilmiştir ki, azgınlar Hazreti Osman'ı şehit etmek için yanma girdiklerinde ailesi onlara şöyle demişti: Onu ister öldürün ister bırakın çünkü o bir rekâtta bütün Kur’an'ı cem eder (toplar) di.[67]                                                                   

Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretleri de, Kur’an’ının kenarına bu zikrettiğimiz sırayı işaretlemiştir.

Ruhu'l-Beyan tefsirinde zikredildiğine göre bu şekil üzere hatmedenin duası mutlaka makbul olur (kabul edilir).

Dördüncü Edep:  Kur’an’ın mushaflara yazılma şekli hakkındadır.

Kur’an’ın yazılışını güzel yapmak ve harflerini birbirinden ayrılacak şe­kilde yazmak müstehaptır. Nokta ve alâmetler koymakta bir beis (zarar) yoktur, zira bunlar Kur’an’ı süslemek, harflerini, ayetlerini birbirinden ayırmak ve oku­yanları hataya düşmekten (yanılmaktan) menetmek içindir.

Ulemadan bazıları Kur’an’ı değiştirilmekten muhafaza etmek ve daha fazlalıklar katma kapısını kapamak için bunları iyi görmemişlerse de, artık üm­metin işi bu hususta yerleştiğinden ve daha ziyade bir şey katılacak hâl kalma­dığından bunlarda bir beis görülmemiştir. Zira bunlar sünnet-i seniyyeye zıt düşen çirkin bidatler değildir. Çünkü bu noktalar, harekeler, ve ayet sonların­daki işaretlerle birçok yanlışlıklar önlenmektedir.[68]                        

Beşinci  Edep:   de tertilden ibarettir ki, bu da Kur’an’ı yavaş okumak ve acele etmemek demektir.

Kur’an’ı okumanın şeklinde müstehap olan da budur. Zira okumaktan maksat okunulan ayetlerin manalarını iyice düşünmektir. Îmam-ı Ali (Kerremallahu vechehu)  Hazretlerinden şöyle rivayet edilmiştir  :

"Kendisinde fıkıh olmayan (kitapların beyanına göre yapılmayan) bir ibadette ve kendisinde düşünme olmayan bir okumada hiç bir hayır yoktur."[69]

Yani bir kişi farzını, vacibini, mekruhunu, müfsidini (bozanını) bilme­yerek yaptığı ibadetten ve düşünmeden okuduğu Kur’an'dan hayır göremez (ge­rektiği şekilde istifade edemez).

Daha açık bir ifadeyle "Tertil" ayetlerin harflerini birbirinden seçerek ta ne tane okumaktır. Ümmü Seleme validemize (Radıyallahu Anha), Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in okuyuşunun şeklinden sorulduğunda: "O, her ayeti bir­birinden ayırırdı, der dururdu, der du­rur (her ayetin hakkını verir), med (çekecek) lerine riayet ederdi." buyurdu.[70]

Arkasında dinleyen kişinin ayetlerdeki harfleri sayacak kadar ağır ve açık okuduğu da rivayet edilmiştir.

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) buyurdu ki: Yavaş yavaş, düşüne düşüne Bakara ve Ali İmran surelerini okumak, aceleyle bütün Kur’an’ı okumaktan ba­na daha sevgilidir. [71]                                                                         

İmam-ı Mücahid (Rahmetullahi Aleyh) Hazretlerine iki adam hakkında sor­dular ki, ikisi de aynı saat ayakta namaz kıldılar, ancak biri sadece Bakara su­resini okudu, diğeri ise bütün Kur’an’ı okudu. Buyurdu ki: " İkisi de aynı vakit ayakta durduklarından sevapta müşterektirler." [72] 

Neşr isimli kitapta zikredildiğine göre: Efdal (en üstün) olan, yavaş oku­yup az ayet okumak mı? veya çabuk okuyup çok ayet okumak mı? diye ulema ihtilâf etmiştir. Bazı imamlarımız bunu şöyle cevaplandırmışlardır: "Yavaş okumanın kıymeti daha yüksektir, çok okumanın ise, sevabı daha çoktur." Zira her harfe on sevap vardır. Ancak bu, manayı bozmayacak, talim ve tecvid kai­delerini ihlâl etmeyecek (bozmayacak) şekildeki çabuk okumak hakkındadır, yoksa Şerhi Mühezzeb de zikredildiğine göre aşırı süratli okumanın mekruh olduğuna bütün ulema ittifak etmiştir. Şu da bilinsin ki, yavaş okumak sadece manasını anlayanlara müstehap değildir, çünkü Kur’an’ın manasını anlamayan acemilerin de yavaş okumaları müstehap görülmüştür. Zira yavaş okumak, ta-zimve hürmete daha yakın ve kalbe tesirde daha kuvvetlidir.[73]

Altıncı Edep:   Ağlamaktır.

Bu da müstehaptır. Ağlamayanın da ağlar gibi bir hâl takınması ve ağla-yamadığına üzülmesi lâzımdır. Mevlâ Tealâ dostlarının Kur’an dinleyişinden bahsederken "Onlar ayetleri dinlediklerinde ağlayarak secdeye kapanırlar." buyuruyor.[74]

Buhari ve Müslim'in, İbn-i Mesut (Radıyallahu Anh) Hazretlerinin, Efendi­miz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e Kur’an okuduğu hakkında rivayet ettikleri hadis-i şerifte: "Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in gözlerinden (inci taneleri gibi) yaşlar dökülüyordu."[75]   cümlesi zikredilmiştir ki bu, dinleyenin de tesirlenip ağlaması gerektiğini beyan etmektedir.

Ashab-ı Kiram (Rıdvanullahi Aleyhim Ecmein) bir kere Efendimiz (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) in kendilerine şöyle buyurduğunu naklettiler :

"Ben size Zümer suresinin sonundan okuyacağım, içinizden her kim ağ­larsa, cennet ona vacip olur. Ağlayamayanlar da ağlar gibi olsun. Bunun üzeri­ne: "Kullar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler." mealindeki ayet-i celileden iti­baren surenin sonuna kadar okudu."[76]

Basranın zahid (sofu) larından İmam-ı Salih buyurdu ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)a rüyamda Kur’an okudum, bana dedi ki:

"Ey Salih ! Bu, okumak, ya ağlamak nerede ? "

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) buyurdu ki: "Sure-i îsra'nın sonundaki sec­deyi okuduğunuzda, ağlamadan, acele secde yapmayın. Eğer sizin birinizin gö­zü ağlayamazsa, kalbi ağlasın."[77]                                                    

Kişinin zorla ağlamasının çaresi, kalbine üzüntü getirmesidir, zira ağla­mak üzüntüden doğar. Üzülmesinin çaresi de, Kur’anda bulunan tehditleri, azap ayetlerini, Mevlâ'nın kullardan aldığı sözleri hatırlaması, sonra da, kendi­sinin emirleri tutup, yasaklardan kaçma hususundaki kusurunu iyice düşün­mesi ve böylece üzülmesidir. Eğer bütün bulanıklıklardan kurtulmuş kalp sa­hipleri gibi üzülüp ağlıyamıyorsa, üzülemediğine ağlasın, zira o büyük musi­betlerdendir.

Yedinci  Edep:   Ayetlerin hakkına riayet etmektir.

Kur’an okuyan, okuma esnasında (arasında) bir secde ayetine rastlarsa, secde eder. Başkası okurken duysa, yine secde eder. Ancak taharet üzere (gusul ve abdestli) olması şarttır. Binaenaleyh abdestsiz kişi, cünüplük ve hayız halin­de ki kadın secde edemez.

Kur’an-ı Kerimde on dört secde ayeti vardır. Bilinmelidir ki, tilavet sec­desi; İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik, İmam-ı Ahmed (Rahimehumullah) hazretlerine göre sünnettir göre sünnetttir. İmam-ı Azam (Rahimehumullah) Efendimiz ve iki müctehid talebesi (İmam-ı Ebi Yusuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumullah) a göre vacipdir.

-  Bu secdeler: A'raf, R'ad, Nahl, îsra, Meryem, Hacc, Furkan, Nemi, Secde, Sad, Fussilet, Necin, tnşikak, Alak surelerinde bulunmaktadırlar.

Secdenin en azı, tekbirsiz duasız alnı yere koymaktır. En kâmili (en iyisi) ise, tekbir getirip secde etmek ve secdede okuduğu ayete münasip (uygun) dua­lar yapmaktır. Hanefî ashabı (büyükleri) miz buyurdular ki:

Duanın en azı üç kere: demektir.

En kâmili ise: demektir.

Daha tafsilâtlı dualar îhya şerhi ithafta ve Hakim-i Tirmizî Hazretleri­nin "Nevadirü'1-Usul" kitabında nakledilmiştir.

Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi(Kuddise Sırruhu) Hazretleri, kendi Kur’an’ı Kerim’inin sonuna, "Dürrü'l-Muhtar" isimli kitaptan naklen şöyle yazmıştır.

"Her kim secde ayetlerinin hepsini bir mecliste okur da, her biri için sec­de ederse, Allah-u Tealâ onun mühim olan işine kâfi gelir (yeter)."[78]

Bu sözün zahirinden anlaşılıyor ki, kişi bu secde ayetlerini peşi peşine okur ve hepsine birden ondört secde yapar, veya her okuduğu secde ayetinin pe­şine kendi secdesini de yapabilir.

Ve yine Üstadımız (Kuddise Sırruhu) Hazretleri zikredilen kitaptan naklen şöyle yazmıştır "Bu (ondört secde ayetini okuyup secde etmek),

her ehemmiyetli işe karşı mühim bir faydadır." ki, müslüman kendisini üzen herhangi bir hadiseyi başından defetmek için bunu öğrenmeye gayret etmelidir.

Yine Üstadımız (Kuddise Sırruhu) Hazretleri, yazmıştır ki; kişi herhangi bir mühim haceti (ihtiyacı) için, Kur’an-ı Kerimi hatmederse ve ondört secde ayet­lerinin her birinde secdeye varırken o hacetini ve muradını mülâhaza ederek (düşünerek) secdelerini ifa eder (yerine getirir) se, hatm-i şerif neticesi muradı hasıl olur (o hatm-i şerifin sonunda isteği yerine gelir).

 

Kur’an-ı Kerim'dekt Secde Ayetleri:

 

Sekizinci Edep: Okumaya diyerek başlamaktır.

îmam-ı Nevevî'nin buyurduğuna göre istiaze (Allah’a sığınma, yal­varma) da seçilen sıfat budur, daha bir çok rivayetler de vardır. îstiazeden son­ra Besmele'yi okumakda lâzımdır.

Her sureyi bitirdiğinde der.

İsterse yi katar ki, bu daha güzeldir, okuduğu sureden veya ayetlerden sonra, istediği şekilde dua eder, en güzeli şu şekilde dua etmektir :

"Ey Allahım ! Bizi bu okuduğumuzla faydalandır ve bize bunda bereket ver. Bütün hamdler, âlemlerin Rabbi olan Allah-u Tealâ Hazretlerine mahsus­tur. Hayy ve Kayyum olan (diri olan ve her şeyi ayakta tutan, idare eden) Allah'dan mağfiret talebeder (af ister) im."[79]

Okuma edeplerinden biri de, teşbih ayetine uğradığında teşbih etmek, tekbir ayetine uğradığında tekbir etmek, dua ve istiğfar ayetine uğradığında is­tiğfar ve uygun dualar etmek, yalvarma ayetine uğradığında yalvarmak, kor­kutma ve tehdit ayetine uğradığında da sığınmaktır.

Meselâ; Teşbih yerinde: tekbir yerinde: sığın­ma yerinde: duada"Ey Allah'ım bizi rızıklandır, bize merhamet et, bizi mağfiret eyle." der.[80]

Ukbe İbn-i Amir (Radıyallahu Anh) den rivayete göre: "Rabbinin o büyük adını teşbih et" (Âlâ: 87/1) ayet-i kerimesi inince, Peygam­berimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secdede denilmesini emir buyurdu.[81]              

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Efendi­miz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Her kim "Tîn" suresini okur da, so­nuna varırsa: "Hayır, (Ya Rabbi! Sen hükmedicilerin en ziyade hükmedicisi olmaz mısın? Elbette ki öylesin) ben de buna şahitlerde­nim." mealindeki bu duayı okusun. Her kim "Kıyamet" suresini okuyup sonu­na varırsa: "Hayır," (Ya Rabbi ! Sen ölüleri diriltmeye kadir olmaz mısın? Elbetteki kadirsin) desin.Herkim "Mürselât"suresini okuyup sonuna varırsa: "Biz Allah'a iman ettik." desin.[82]

Kur’an’ın hatmi ve sonundaki tekbirler hakkında malûmat ye­rinde gelecektir.

Dokuzuncu Edep: Gizli ve açık okumanın hükümleri hakkındadır.

Şüphe yok ki, kişi namazda kendine duyuracak kadar sesli okumalıdır, zira kıraat, (okumak) sesi harflerle kesmekten ve kelimeleri birbirine eklemek­ten ibarettir. O hâlde mutlaka ses lâzımdır. Sesin en azı ise, kendisine duyura­cak kadardır. Eğer kendisine duyuramazsa, namaz sahih (doğru) olmaz. Başka­sına duyurtacak şekilde açık okumak ise, bir bakımdan mahbup (sevilmiş), bir bakımdan mekruh  (çirkin görülmüş) tür.

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den rivayet edilen şu hadis-i şerif gizli­liğin müstehap olduğuna delâlet etmektedir.

Ukbe İbn-i Amir el-Cühenî (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kur’an'ı aşikâre okuyan, sadakayı aşikâre veren gibi­dir. Kur’an’ı gizli okuyan, sadakayı gizli veren gibidir." buyurdu.[83]

Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) validemizden rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Hafaza (insanın üzerinde bekçi olan) melekle­rin dahi duymadığı zikir, meleklerin duyduğu zikirden yetmiş kat üstündür." buyurdu.[84]  

Said İbn-i Malik (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Ale­yhi ve Sellem):

"Zikrin en hayırlısı gizli olanı, rızkın en hayırlısı ise yetenidir." bu­yurdu. [85]

Ebu Saidi’l-Hudrî (Radıyallahu Anh) dan rivayete göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Agâh olun (Haberdar olun, uyanın) ki! Sizin hepiniz Rabbinize münacat edici (yalvarıcı) siniz. O hâlde bazınız bazınıza sakın eziyet etmesin, ve okurken bazınız bazınıza karşı sesini yükseltmesin." buyurdu. [86]

Tabiin (Sahabe-i Kiramdan sonra gelenler) in meşhurlarından Said İbn-i Müseyyeb bir gece Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in mescidinde, Emevîlerin meşhur halifesi olan Ömer Ibn-i Abdü'l-Aziz Hazretlerinin namazda yüksek sesle okuduğunu duydu. Ömer îbn-i Abdü'I-Aziz çok güzel sesliydi. Said Haz­retleri kölesine dedi ki: "Git şu namaz kılana sesini kısmasını emret!" Kölesi de: "Mescit yalnız bizim değil, adamın da onda nasibi var." dedi. Bunun üzeri­ne Said Hazretleri sesini yükselterek: "Ey namaz kılan! Eğer namazınla Allah'ı murat (arzu) ediyorsan sesini kıs, eğer insanları murat ediyorsan onlar senden, (Allah tarafından gelen azapdan) bir şey defedemezler." dedi. Bunun üzerine Ömer îbn-i Abdül-Aziz sükût etti ve namazını kısaltarak selâm verdi, ayak­kabılarını alarak camiden çıktı gitti. O zaman kendileri Medine'nin emir'i bu­lunuyordu. [87]

Sesli okumanın da müstehap olduğuna Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den rivayet edilen şu hadis-i şerifler delâlet etmektedir.

Muaz îbn-i Cebel (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin biriniz gece kalkıp kılacağında kıraati (oku­mayı) aşikâre yapsın, çünkü melekler ve evin diğer sakinleri (cinler) onun kıra-etine (okumasına) kulak verirler ve ona uyar namaz kılarlar." [88]

Bu hadis-i şerifi Üstadımız da (Kuddise Sırruhu) Kur’an'ı Kerim’inin kenarına yazmışlardı. Biz onu, Kur’an-ı Kerim’in faziletlerini beyan eden hadis-i şerifler içinde de zikretmiştik. [89]

Ebu Katade (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, bir kere Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Bekri's-Sıddik (Radıyallahu Anh) in yanına uğradı. O, namaz­da gizli okuyordu, Ona bunun sırrını sordu, Hazreti Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) : "Kendisine münacat ettiğim (yalvardığını) zat beni duyuyor," yani bana çok ya­kındır, dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) e uğradı o, açık okuyordu. Ona da bu­nun sırrından sorunca."Uyuyanları uyandırıyorum, şeytanı kovuyorum." dedi. Oradan Bilal-ı Habeşi (Radıyallahu Anh) nin yanına geldi O da, o sureden bir ayet, bu sureden bir ayet, hepsini birbirine karıştırıyordu. Ona da bunun sırrından sorunca. "Temizi temizle karıştmyorum" dedi. Bunun üzerine Efendimiz (Sai-Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Gerçekten hepiniz isabet etti (doğruyu bul­du) nuz." buyurdu.           (Ebu Davuâ, Tatawu:25, Ahmed îbn-i Hanbehl}109r Beyhekt, S.Kübra:3jll)

Bu muhtelif (değişik) hadis-i şeriflerin arasını bulmak için şöyle buyu-rulmuştur: Gizlemek, riya ve yapmacıktan daha uzaktır. Riya (gösteriş) ten kor­kan için bu daha efdal (üstün) dür. Eğer riyadan korkmuyorsa ve başkasının na­mazına mani olmuyorsa aşikâre okuması daha efdaldir. Zira aşikâre okumak okuyanın kalbini uyandırır, fikrini toplar, kulağını kendisine çevirir, uykuyu kovar tenbelliği azaltır, başka uyuyanları uyandırır. îşte bu niyetlerden birinin olduğu yerde sesli okumak efdaldir. Bu niyetlerin hepsi toplanırsa ecir kat kat olur. Niyetlerin çokluğuyla ebrar (iyi kullar) m ameli daha temiz ve pak olur. Bir işte on niyet varsa o işte on sevap olur. Zira Kur’an'ı Mushafa bakarak oku­mak, ezbere okumaktan üstün görülmüştür. Çünkü onda gözün bakması, mus-hafı iyice incelemek, taşımak işleri ilâve olmuştur ve bu sebeple ecir artmıştır.

EVS Ibn-İ EVS (Radtyallahu Anh) den rivayete gÖre,Resullullah   (Sallattahu   Aleyhi

ve Sellem) şöyle buyurmuştun "Bir kişinin Kur’an’ı bakmayarak okuması bin dere­cedir, bakarak okuması ise bunun üzerine iki bin dereceye kadar artırılır."

(Suyutf, B-Fethu'l-K£bİre2f299)

Diğer bir hadis-i şerifte de Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur­muştur:

"Kur’an’ı bakarak okumanın, ezbere okumaya karşı üstünlüğü, farzın na­fileye Üstünlüğü gibidir."                                                  (Suyutî, El Fethu'l-Kebir : 2/269)

Hazreti Osman (Radıyallahu Anh) çok okuduğundan iki mushaf yıpratmış (eskitmiş) tir. Sahabeden (RıdvanuüaM Aleyhim Ecmain) çokları mushafa bakarak o-kurlardı ve Kur’an'a bakmadan bir gün geçirmeyi istemezlerdi.

Mısır'ın fukahası (fıkıh alimleri) nden bazısı seher vakti İmam-ı Şafiî'nin yanına girdiler, önünde mushaf açık duruyordu,îmam-ı Şafiî (Rahimehullah) onla­ra dediki: Fıkıh ilmiyle uğraşmak, sizi Kur’andan geri bıraktı. Ben yatsıyı kılıyo­rum ve mushafı önüme koyuyorum sabah oluncaya kadar onu kapatmıyorum.

Onuncu  Edep:   Kıraati güzelleştirmek ve nazmı bozmayacak şekilde

kıraati süslemek.

îş'te bu da sünnetlerdendir. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Se/Zemjbuyurdu ki:

» "Kur’an'ı seslerinizle süsleyin."              (Bak. Sh-35)

Bu hadis-i şerifte, Kur’an'ı yavaş okumaya, i'rabına (harekelerine) riayet etmeye, onunla sesi güzelleştirmeye teşvik vardır.Bu hadis-i şerifin manasının kalp kaidesi (tersine manalandırılma) üzerine olduğu da söylenmiştir, yani ses­lerinizi Kur’anla süsleyin, seslerinizi onunla meşgul edin, onu seslerinize şiar (nişan) ve ziynet (süs) edinin demektir. Nitekim Bera îbn-i Azib (Radıyallahu Anh)

den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : (

"Seslerinizi Kur’anla süsleyin." buyurdu.                       (Hakim, Ei-Müstedrek .-1/571)

Yine Bera îbn-i Azib (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Kur’an'ı seslerinizle süsleyin. Çünkü güzel ses, Kur’an’ın güzelliğini artı­rır."                                                          (Hakim, el-Müstedrek;lj575, Darimî, Fezailü'l-Kur’an:34)

Ebu Hureyre (Radtyallahu Anh)   dan rivayete göre Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Allah (-u Tealâ Hazretleri),Kur’an’ı teganni etmekte (makamla okumak­ta) olan bir Peygamberi dinlediği gibi hiç bir şeyi dinlemez."

(Buharî, Tevhid:32-52, FXuranıl9, Müslim, Müsafirin;232-234,   Ebu Davud, Vitir:20,   Tirmizî,   S. Kur’an:17,   Nesei, îftitah:83,   Darimî, Salât:171,   A. b. Hanbel; 2/271-285-450, Beyhekî, S. Kübra:3/12)

Buradaki dinlemekten maksat, razı olmak ve kabul etmektir.Yoksa Rab-bimiz bizim gibi dinlemekten münezzeh (uzak ve pak) tır.

Ebu HureyrefRadıyallahu Anh) dan rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ŞÖVİe buyurdu :

"Kur’an’ı teganni (name) ile okumayan (Kur’an okurken tecvid ve talim kaidelerine riayet şartıyla sesini güzelleştirmeyen) bizden değildir.'YBuJmrf, Tevhidi

44, Ebu Davud,Vitİr:20, Darimî ,Salatıl71, Fezailü'l-Kur’an:34, A. b. Hanbehl/172,175,179)

Gerçi bu hadis-i şerife dört türlü mana verilmişse de,burada en münasip mana budur. Ve bu, lügat ehli katında da en yakın manadır.

Bİr   gece Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aİşe (Radıyallahu Anha) anamiZl

bekliyordu, o, gelmekte gecikince Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Seni ne hapsetti ? (Erken gelmekten ne menetti ?)" dedi. O'da: "Ya Resulellah ! Mescit­te bir adam var ki, ondan daha güzel okuyuyan bir kimse görmedim." dedi. Bu­nun üzerine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem;mescide gitti bir de (baktı ki) O, Ebu Huzeyfenin kölesi Salim'dir Sonra şöyle buyurdu :

"Benim ümmetimde senin gibi birini yaratan Allah'a hamd-ü senalar olsun."

(Ahmed îbn-i Hanbd£(165, İbn-i Macs, SalM:V6)

Heysemî Kârî Hazretleri, rüyasında Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i gördü, kendileri şöyle anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana:

« ds£*i ûIhÖI chjS *$^ * f£-iJ' *t5\ » "Kur’an’ı sesiyle süsleyen Heysem sen misin V buyurdu. Ben de: "Evet " dedim. O da: « fjâ- ÜJI ^f^. » "Allah seni hayırla mü-

kâfatlandırsın." diye dua etti.                                                        (Gazali, îhya:l(280)

Berâ (Radtyallahu Anh) m şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ben Resulul-

Mukaddime:_______________RUHU'L - FURKAN

lah (Saiiaiiaku Aleyhi ve Sellem) in yatsı namazında Tîn suresini okuduğunu duy­dum. Ben sesi veya okuyuşu ondan daha güzel hiç bir kimseyi dinlemedim."

(Buharî.Ezan:101. Müslim. Salât:177)

Hazreti Enes (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah-u Tealâ her gönderdiği Peygamberi mutlaka gü­zel yüzlü ve güzel sesli olarak göndermiştir. Sizin Peygamberiniz ise, onların

en güzel yÜzlÜSÜ ve en güzel SeSİİSİdİr."       (Muhammed es-Sıddikî, Delilü'l-Falihin:3/50Q)

Yine Enes îbn-i Malik (Radıyaltahu Anh) den rivayete göre Resulullah (Saüai-lahu Aleyhi ve Sellem): "Her şeyin bir ziyneti (süsü) vardır. Kur’an'ın ziyneti de gü­zel Sestir." buyurdu.                                                        (El-Heysemî,Mecmeu'z-Zevaid:7ll71)

Haberde gelmiştir ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ashabı bir yer­de toplaştıkları vakit, içlerinden birine, bir sure okumasını teklif ederlerdi. Haz­reti Ömer (Radıyallahu Anh) , Ebu Musal-Eşarî (Radıyallahu Anh) Hazretlerine: "Bize Rabbimizi hatırlat." derdi. O da, onun huzurunda okurdu, taki namaz vakti or-talaşırdı (iki vaktin tam ortasına gelirdi). Hazreti Ömer'e: "Ya Emir'el-mümi-nin! namaz, namaz" diye seslenilirdi. O da:« ıftUıJ^y £Jj1 »"Biz namaz da değil

miyiz 7" buyururlardı.Ve bu sözüyle «^IiiK^JJ,» "Elbette Allah'ı zikretmek her

şeyden büyüktür." (Anhebût SuresUS den) ayeti celiîesine işaret ederdi. (Gazan, îhya:i/287)

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur’an'dan bir ayet dinlerse, ona kat kat hase-ne (sevap) yazılır. Her kim de onu (Kur’an'dan bir ayeti) okursa kıyamet gü­nünde O ayet, Onun İçin nur Olur."                                        (Ahmed îbn-i Hanbel:2/341)

 

Kur’an-I Kerimi Gafil Olarak Okumanın Zemmi Hakkındaki Rivayetler

 

Enes îbn-i Malik (Radıyallahu Anh) buyurdu: "Nice Kur’an okuyanlar vardır ki, Kur’an onlara lanet eder. "                                                   (Gazali, thya:i/28i)

Bunu selefi salihin (geçmiş büyükler) in şu sözleri izah etmektedir :

"Selef (geçmiş büyükler) den bazısı buyurdular ki: Bir kul Kur’an'dan bir sure açar (okumaya başlar), o sureyi bitirinceye kadar, melekler kendisine dua eder. Bir kul da bir sureye başlar bitirinceye kadar, melekler kendisine lanet eder. Bunun üzerine o zata: "Bu nasıl olur ?" diye soruldu. O da cevaben buyur­du ki: Bir sureyi okuyan kişi, o surenin helâlini helâl, haramını da haram ka­bul ederse, melekler ona dua ederler. Yoksa ona lanet ederler." (Gazali, îhya:i{275)

Ancak şunu ifade edelim ki, kişi Kur’an’ın manasım anlamasa da, helâ­lini helâl, haramını haram kabul ederse bu duaya mazhar olur (kavuşur). Fakat arapca bilerek manasım da anlarsa bu daha âlâ (üstün) olur.

"Ulema'dan bazısı buyurdular ki: Bir kul Kur’an okur ve bilmediği hâl­de kendine lanet etmiş olur. Şöyle ki;« "Allah'ın laneti za­limler üzerine olsun!" mealindeki ayeti okur, kendisi de nefsine (veya başkası­na) zulmettiği için bu lanete girmiş olur. "Allahm laneti ya­lancılar üzerine olsun!" mealindeki ayeti okur, hâlbuki kendisi de o yalancılar­dandır."                                                                                                           (Gazdı, îhya:l/275)

MeyseretÜ'l-Eşceî (Rahmetultahi   Aleyh)

buyurdu ki: "(Esas) garip, kötü bir kişinin içinde bulunan Kur’an'dır. (Ga. ihya:i/274>

Enes İbn-i Malik (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: "Zebaniler puta ve ateşe tapanlardan çok, Kur’an'ı yüklenmiş olan (hafız ve hoca) larm fa siki arın a koşarlar ve (onlara azabede-rek): Bilen, bilmeyen gibi olmaz." derler.                      (Deyiemî, el-Firdevs2/302 No-3376)

"Ulema1 dan bazısı buyurdular ki: Âdemoğlu Kur’an okurken başka söz­ler karıştırır sonra, tekrar döner okursa, ona (Allah-u Tealâ tarafından): Senin, benim kelâmımla ne işin var ?" denilir.                                         (Gazali, îhya:i/274)

Ukbe Ibn-i Amir (Radıyallahu Anh) den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Şüphesiz bu ümmetin münafıklarının ekserisi, el­bette kurrasi (Kur’an okuyucuları) dir."                     (Ahmeâ îbn-i Hanbel:4fl55,151, 2/175)

Yani Kur’an ilminde mahir (ehliyetli) olan kişilerdir. Ancak bu münafık­lığın manası hakkında ulema ihtilâf etmiştir. Bazıları riyakârlık manası ver-mişler,bazıları da, inanç münafıklığı olmayıp, amel münafıklığıdır demişlerdir.

Kutü'l-Kulûb isimli büyük eserin sahibi îmam-ı Mekkî (Kuddise Sırruhu): Bu, şirk ve inkâr münafıklığı olmayıp ancak masiva (Mevlâ'dan başkalarıy) la olma ve Mevlâ'dan gayrine (başkasına) iltifat etme (yönelme)  münafıklığıdır.

buyurmuştur.                                                                           .(ihya  şerhi  lthaf:4/469)

Ebu Saİd  (Radıyallahu  Anh) den rivayete göre, Efendimiz   (Sallallahu   Aleyhi  ve

Sellem) buyurdu ki: "Kur’an'ı, seni günahlardan menettiği (ve sana ibadeti emret­tiği) müddetçe oku! Yoksa sen Kur’an okuyucu değilsin." Yani, Kur’an'a uymak­tan yüz çevirdiğin için onun bereket ve faydalarına nail olamazsın, binaena­leyh o, senin aleyhine bir hüccet (delil)ve düşman olur. (Deyiemi, ei-Firdevs:i/433 No:i765)

Sllheyb   (Radıyallahu Anh)   den rivayete göre, Efendimiz    (Sallallahu Aleyhi ve Sel-

lem): "Kur’an'ın haramlarını helâl gören kişi, Kur’an'a inanmamıştır." buyurdu.

(Tirmiâ, Sevabu'l-Kur’anM))

"Tevrat kitabında şöyle varit olmuş (zikrolunmuş)tur: "Ey Kulum ! Ben­den utanmıyor musun? Sen yolda yürürken sana bazı arkadaşlarından bir mek­tup geliyor da, yoldan kenara çekilip o mektubu okuyayım diye oturuyorsun ve okuyorsun. O mektuptan bir şey kaçırmıyayım diye, onu harf harf düşünüyor­sun. İşte bu benim kitabım dır, bunu sana indirdim, bak ki, onda senin için ne kadar sözleri peş peşe getirdim ve o kitabımı enine boyuna iyice düşünesin diye nice meseleleri sana tekrar tekrar beyan ettim sonra da, sen ondan yüz çevirdin. O hâlde ben senin nazarında bazı arkadaşlarından daha mı düşük oldum? "Ey kulum! Sana bazı arkadaşların gelir, yanına oturur, sen ona bütün yüzünle dö­nersin ve (onun sözlerine) bütün kalbinle kulak verirsin, (orada) bir başkası ko­nuşsa veya seni onun sözlerinden meşgul etmeye kalkışsa, ona sus diye işaret edersin. Uyan! Ben sana yöneliciyim ve seninle konuşucuyum, sen ise kalbinle benden yüz çeviricisin. Sen beni bazı arkadaşlarından daha mı aşağı tuttun?"

Hazreti Enes (RadıyaiîahuAnh)den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Saiiaitahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetimin günahları bana arzedildi (gösteril­di). Bir kişinin bir sureyi veya ayeti ezberleyip de, sonra unutmasından daha

büyük bir günah görmedim."                          (Ebu Davud,Salât:16, Tirmizî, Sevabu'l-Kur’an :Î9)

 

Bilgisiz Olarak Kendi Görüşüyle Kur’an'ın Tefsiri Huşunda Söz Söyleyenlerin Hakkında Varit Olan Hadis-İ Şerifler

 

Ibn-İ Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan rivayete göre Resullullah (Sallallahu Aley­hi ve seitem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur’an hakkında kendi görüşüne dayanarak bir şey derse (bir karar verirse), cehennemde yerini hazırlasın.'Yrirmizf, Tefsir.i)

Cündüb İbn-i Abdullah (Radıyallahu Anh)dan rivayet olunmuştur ki, Resu-lullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur’an hakkında kendi görüşüyle bir şey derse, isabet etse (doğru dese) de muhakkak hata etmiştir."

(Tirmizî, Tefsir::!, Ebu Dauud, Uim£)

Ebu Bekri's-Sıddik (Radtyaiiaku Anh) a c Qj İ^fUj » ayeti celilesinin manasın­dan sorulduğunda:

"Ben Allah'ın kitabından bir harf hakkında Allah-u Tebareke ve Te-alâ'nm muradettiğinden başka bir şey söylersem, beni hangi gök gölgelendirir ve hangi yer taşır. Nereye gidebilirim ve nasıl yaparım?" buyurdu.

(Alaüddin d-Mutteki, Kenzu'l-UmmaJ: 2/327 No:4U9)

 

 



[1] îbn-i Mace, Talak:16 (2/659), Darekutnî, Nüzûr:33.

[2] Manen rivayet edilen bu iki Hadîs-i Şerif için bak. El-Aclunî, Keşfül Hafal/311.

[3] Es-Suyutî, El-Fethu'l-Kebir: 1/188.

[4] Tirmizî, Sevabu'l-Kur’an:25, (5ll84), Darımı, Fedaüü'l-Kur’an.-6..

[5] Buhari, Tefsir, Sure:80 (6/80), Müslim,Salatü'lMüsafirin:244, Ebu Davud, Vitir.U, Tirmizî, Sevabu'l-Kur’an:13, İbn-i Mace, Edeb:52, Darimî, Fedailu'l-Kur’an:U, A.b. Hanbel, Müsn£d:6j48,94,98.

[6] Ali el-Muttekî, Kenzü'l -Ummal : 1/609 No:2794.

[7] Müslim, Salatül-müsafirin:269, (1/559), îbn-i Mace, Mukaddime:16, Darımı, Fedailü'l-Kur’an:9.

[8] Müslim, Salatü’l-Müsafirin:231 (1/545) Buhari, Fedailü’l-Kur’an:23, A. b. Hanbel:  1/381,423-4/397,411.

[9] Ebu NuaymfHiiyeüt'i-Eviiya:7/209.

[10] İbn-i Mace, ikame:i76,ı/424.

[11] El-Gazalî: ihya : 1/273.

[12] EJ-Hflfa"m, ei-müstedrek: ijsszMec. z. 7}i62.

[13] Deylemî, et-Firdevs:3{229 No:4675, Abdurrazzak, et-Musannef,   3/373 No:6010,İbn-iHıbbana/167.

[14] Suyutî, El-Fethü'l'Kebir :1/12.

[15] Deylemî, El-firdevs 1/160.

[16] Ali el-Muttakî, Kenzü'l-Ummal:l/548, No:2454.

[17] Buhari, Fedailü'l-Kur’an:35 (6/114), Müslim, Salatü'l-Müsafirin:247, A.b. Hanbet,l/433.

[18] Ali el-MutteH, Kenzü'l-Ummd:lll98, No:1000.

[19] Suyutî, El-Fethu'l-Kebir .• 1/103 .

[20] El-Gazalî,  Îhya:lf272.

[21] Darirni Fezail-i Kur’an:!, A. b. Hanbd: 1/151-155.

[22] Müşkilü'l-Âsar:i/390.

[23] Kenzüll-Ümmal:l/2264-2358-2359-22265, Et Fethü'l-Kebir : 1/211.

[24] Darimî, Fezail-i Kur’an :20, 2/456.

[25] Tirmizî, Sevabü 'l~Kur’an:25, Darimî, Fezaü-i Kur’an:6.

[26] Beyhakî, Taberanî, Kenzü'l-Ummal:lfl441, İhya:l/274. Hüyetü'l-Evtİya: 8/197 Müsnedü'ş-Şİhab :2/199

[27] Alaüddin el-Muttekî, Kenzü’l'Ummal:î547 N0:245î.

[28] Alaüddin el-Müttekî, Kenzü'l-Ummaî:ll524 No: 2348.

[29] Buhari: Tevhid-52, (8/214), Ebi Davud:Vitir-20, Neseî : îftitah-83,  l-Vuran- 14   th*ıi \Anrı>-1kn™rtJ\lf.    A    h   Unv,\uA-A\l%K İRK

[30] Darimîfezaüü'i-Kur’an:6 2/441.

[31] Darmî, Fezaüü'l-Kur’an:282/464.

[32] Buharî, Fezaüü'l-Kur’an:37   (6/H5), İ'tisam:26, Müslim, îlim:3,4, Darımı, Fez. Kur’an:?fA-b.Hanbel:4/313.

[33] Buharî:Fezaİlü'l-Kur’an.2U6/îO)Tirmizî:Sevabü'l-Kur’an.l5, Ebu Da-vud, Vitir:14-19, îbn-i Mace, MukadâimeaöParimîJezaüü'l-Kur’anZ Müsned-i Ahmed:l/57£8-69, 153.

[34] Müslim, Zikir:38, îmaret:147, Ebu Davud, Vitir.U, Tirmizî, fe*,,™«-1?   ftı«_t KAnm. KA,,VnAAİi,«oA7   A   h   Hn*,hol-lf7Zr> df)7\

[35] Tirmizî: Sevabü'l-Kur’an-18,   Ebu Davud: Vitir-20, Ibn-i Mace : Edep-52, Müsned-i Ahmed:2/192.

[36] Tirmizî:Sevabü'l-Kur’an:18,  Darimî, Fezailü'l-Kur’an:l, Ahmed îbn-i Hanbel:2/Î92/Î7t.

[37] Ebu Davud: Vitİr-U, Müsned-i Ahmed: 3/440.

[38] Tirmizî, Sevabü'l-Kur’an:18, Darimi : Fazailü'l-Kur’an:l, 2429.

[39] Tirmizî, Sevabü'l-Kur’an:13, İbn-i Mace: Mukaddime-16, A. b. Hanbel: 1/147,149.

[40] Tirmizî, Sevabü'l-Kur’an-17,  A. b.Hanbel:5/268.

[41] Kenzü’l-Ummal: 4/39325, Hakim-i Tirmizi

[42] Deylemî, El-Firdevs, 2/135 No:2690.

[43] El-Gazali, İhya: l/286.

[44] El-Gazalî, ihya: 1/281.

[45] el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevaid: 7/165.

[46] El-Gazali, İhya: l/280.

[47] İhya Şerhi İthaf: 4/466.

[48] El-Gazalî, İhya: 1/280 Alaüddin el-Mütteki, K. Ummal, 1/544 No:2437.

[49] Suyutî, Ed-dürrül-Mensur5/697.

[50] Darimî; Fezaili'l Kur’an: 1, 2/432.

[51] El-Gazalî, İhya. 1/280

[52] Ebu Nuaym, Hilye:8/92.

[53] El-Gazalî İhya: l/281.

[54] İhya Şerhi İthaf: 4/467.

[55] El-Gazali, İhya: 1/280.

[56] Alusî:5/218.

[57] Suyutî, el-Fethu'l-Kebir : t/293.

[58] El-Gazalî, İhya: 1/282.

[59] İhya şerhi İthaf. 4/670-471.

[60] Müslim, Müsafirin:142, Ebu Davud, Tetavvu':19, Tirmizî, Cuma:56, En Neşet, Kıyamü'l-Leyl: 65, Îbn-İ Mace, lkamet:177, Darimî, Sedat:l67, Muvatta', Kur’an:3.

[61] El-Ezkâr:85-86.

[62] Tirmizı, Kur’an:13,   Ebu Davud, Ramazan:8-9, îbn-i Mace, ikamet: 178, Darimi, Salat:173, A. b. Hanbeî:2/164,165,189,193,195.

[63] Bakt Buharî, Savm: 58, Fezailü'l'Kur’an:34r Müslim, Sıyam:182,184, Ebu Davud, Ramazan:8, Neseî, Sıyanv7678.

[64] Bostanü'l-Âri-fin 27.

[65] Nevevî, Ezkar. 85-87.

[66] Gazali, İhya: 1/283.

[67] İhya şerhi İthaf: 4/475-476.

[68] Gazali, İhya: 1/283.

[69] Gazali, Îhya: 1/283.

[70] Ebu Davud, Vitir: 20, Kunut:33, Neseî, İftitahu'l-Kur’an : 13, Kıyamü'l-leyl: 13, A. b. Hanbel: 4/294, 300.

[71] Gazali, Îhya: l/284.

[72] Gazalî, Ihya: 1/284.

[73] Îthaf : 4/478.

[74] İsra  Suresi: 17/109.

[75] Bak. sh:31-32.

[76] Alaüddin el-Muttekî, Kenzü'l-Ummal -1/592, No:2695.

[77] Gazalî, İhya: 1/284.

[78] Bak. el-Haskefi, Dürrü'l-Muhtar: l/730.

[79] Gazali, İhya: l/285.

[80] Gazalî, İhya: 1/285.

[81] Ebu Davud, Salat:146,147, İbn-i Mace, İkamet: 20, Darimi, Salât: 69, A.B. Hanbel: 4/l55..

[82] Ebu Davud, Salât: 150, Tirmizi, Tef. Kur’an: 84.

[83] Ebu Davud, Tatavvu: 25, Tirmizi, Sevabu'l-Kur’an: 20, Neseî, Kıyamu'l-leyl: 24, Zekat: 68, Ahmed İbni Hanbel: 4/151,158,201, Beyheki, S. Kübra: 3/13.

[84] Alaüddin el-Mutteki, Kenzü 'l-Ummal: 1/447 No:1929.

[85] Ahmed İbn-i Hanbel: 1/172,180,187.

[86] Ebu Davud, Tatavv'u: 25, A. b. Hanbel:3/94, Hakim, el-Müstedrek: l/331, Beyhakî, S. Kübra:3/11.

[87] Gazali,  îhya:l/285.

[88] Gazali, İhya: 1/286.

[89] Bak. Sayfa: 40.